• $8,5078
  • €10,2834
  • 499.359
  • 1441.33
08 Eylül 2016 Perşembe

PKK ve FETÖ darbe mekaniğinin tam göbeğindeydi…

Çözüm Süreci ilk meyvesini Mayıs 2013 tarihinde vermiş ve PKK Türkiye’den çekilme kararını ilan etmişti.

Ama hemen öncesinde birçok garip olay yaşanmıştı ki, ancak şimdi yerli yerine oturuyor.

2011’in sonbaharında dönemin Başbakan’ı Erdoğan’ın iki ofisinde şüphe üzerine böcek araması yapılmıştı. Önce Emniyet’e yaptırılan kont rolde ofisler temiz çıkmıştı. Oysa bu işlem tuzaktı. Çünkü daha önce arama yapılmış ve böcekler tespit edilmişti.

Emniyet’ten sonra MİT’in ikinci aramasında ilk aramaya göre daha fazla böcek tespit edildi.

Tam bu esnada, 28 Aralık 2011’de Uludere bombalaması hadisesi yaşandı. 34 Kürt vatandaşımız arka planını şu süreçte öğrenmeyi umduğumuz bir kumpasla yaşamını yitirdi.

Bundan sadece 10 gün sonra, Başbakan Erdoğan’ın ameliyatına denk getirilecek şekilde MİT Müsteşarı Hakan Fidan tutuklanmak istendi. Burada amaç, daha önce yine üst akıl ve FETÖ’nün marifetiyle sızdırılan, medyanın da rol aldığı Oslo süreci üzerinden Erdoğan’ın vatana ihanetten yargılanmasıydı.

Kitlesel KCK tutuklamaları, Uludere, Oslo ve İmralı zabıtlarının sızdırılması dahil tüm provokasyonlar, Türkleri ve Kürtleri provoke etmek, barış iklimini/sürecin mimarı Erdoğan’ı yok etmek, PKK’nın denklemden çekilmesini önlemek içindi. Çünkü Türkiye’yi kontrol edebilmek için çok elverişli olan bir şiddet örgütünü kaybetmek istemiyordu üst akıl.

Peki, PKK ve BDP nasıl bir tavır sergiliyordu bu süreçte?

Tüm açıklamaları süreci bozmaya ve savaşa dönmeye yönelikti. B(H)DP’nin yetkilileri, atılan tüm müsbet adımları aynı gün itibarsızlaştırıyordu. HDP ve PKK, Çözüm Süreci başladıktan sonra en az 13 kez “Süreç çöktü, savaş başladı” tehdidi savurdu yok yere. Oysa silahlı teröristlerini öngörülen takvimden geri kalarak çekmeyen örgütün kendisiydi. Başbakan Erdoğan “Çekilme söz verildiği gibi gitmiyor, yüzde 20 civarında bile değil” diyerek yine oyunu açık etmişti.

Ancak özellikle Kürt vatandaşlarda çözüm yönünde büyük bir talep vardı. Erdoğan’ın kefaleti ve itibarı ile ülkenin Batı’sı da sürece destek veriyordu. Yani süreci çökertmek için ikna edici girdilere ihtiyaç vardı.

HDP ve PKK, tüm süreç boyunca daha mutedil açıklamalar yapan Öcalan’ı İmralı’ya gömmek için ellerinden geleni yaptı. Güneydoğu’da halk arasında “Öcalan devletin elçisi oldu” kampanyasını yürütüyorlar, KCK da “Öcalan istedi diye silah bırakmayız” diyerek, aslında PKK’nın Öcalan’ın kontrolünde olmadığını izah ediyorlardı. Çünkü PKK, PKK’nın da kontrolünde değildi. Ancak HDP’li Kürtleri de uyandırmamak için bir tiyatro gerekiyordu.

Bu tiyatronun sahnesi Ayn El Arab’da (Kobani) yani Suriye’de kuruldu. Suriye krizi ve DAEŞ bir hızır gibi yetişti bu kirli oyuna. “Erdoğan DAEŞ’e yardım ediyor ve Kobani’yi düşürmek istiyor” diye Kürtleri kışkırttılar.

Şu an PKK hem Türkiye, hem de Suriye’de zora düştüğü için yine Öcalan’a sarıldılar. İkinci bir 6-7 Ekim yaratabilmek içn sipariş almış olmalılar üst akıldan. (Bu arada PYD’nin Suriye planlamasını yapan Öcalan’dır.)

Hasılı, 2006’dan beri ülkede derin devletin FETÖ’ye devredilmek istendiği bir süreç yaşandı. 2009’dan beri başlayan “Erdoğan diktatörleşti” kampanyasının altında da bu bayrak değişimine Erdoğan’ın direnmesi yatıyordu.

Oysa Erdoğan dışında hepsi bu darbe sürecinin içindeydi. Hepsi ordaydılar.

Tam göbeğinde…

<p>Tarihçi-Yazar Koray Şerbetçi bu hafta Kestirmeden Tarih  programında Kudüs özel bölümüyle karşını

Medeniyetlerin aynası Kudüs… Kadim şehre kim ne getirdi?

NASA Mars'ın 3 boyutlu görüntülerini yayınladı

Düştüğü dere yatağında 5 gün mahsur kaldı

Mersin sahilinde bulundu! Sahil güvenlik hemen çalışma başlattı