• $8,5107
  • €10,2955
  • 498.45
  • 1441.33
05 Eylül 2016 Pazartesi

“PKK ile çözüm mözüm yok”un Türkçe meali…

Geçen yazıda bahsetmiştim. Tam yüz yıl önce de, Suriye Vilayeti gibi merkezlerde yaşayan Arapların ama özellikle milliyetçilikten etkilenmiş “Genç Arapların” Osmanlı idaresine dönük “Islahat” talepleri vardı.

Dil serbestiyeti, otonomi, Avrupalı vali ve yönetimde yer almak istiyorlardı.

Bu vilayetlerde ne Osmanlı parası, ne Türkçe artık geçerliydi oysa. Beyrut gibi şehirlerde sizi görkemli ecnebi okullar karşılarken, Osmanlı’nın açıp desteklediği okullar hem sayıca az, hem de kalite olarak çok kötüydü. Osmanlı, buralarda gelişebilecek isyanlara karşı sadece bastırma gücüne güvenirken, aslında kültürel olarak bu bölgelerin çoktan fethedilmiş olduğunu es geçiyordu.

Bu eğilimi bir Truva Atı gibi kullanan büyük devletler de hem Osmanlı payitahtında, hem de çevre vilayetlerde açtıkları okullar, medyaları ve ekonomik yatırımlar ile duygusal/kültürel fethi böylece tamamlıyorlardı. Milliyetçilik ideolojisi, eşitlik/özgürlük söylemi ve kültürel sıçramayla aslında Osmanlı’yı sömürgeleştirmişlerdi; mesele taksimata kalmıştı.

Bir ülkeyi demokrasi söylemi ve eğitim üzerinden fethetmek eski bir usül gördüğünüz gibi.

Bu manada, ideoloji olarak Osmanlı’ya sokuşturulan Türkçülük’ün yanında, İslamcılık ve Osmanlıcılık zaten bir rakip olmaktan bile acizdiler. Araplar gibi, birçok Müslüman kavim arasında, bu yumuşak yüzle işe başlayan “böl/yönet” oyununun tuzak olduğunu, Müslüman Osmanlılarla yaşamanın daha hayırlı olduğunu söyleyenler çıkıyordu. Ama onlar, argümanlarını destekleyecek bir güç ile Osmanlı’yı arkalarında hissedemiyorlardı. (Bunu 2. Abdülhamid yapmaya çalışırken hal edilmişti.)

Günümüzde birçok şey değişmişse de, bazı şeyler,özellikle zihinlerin fethindeki durum hâlâ devam etmekte. Muhafazakâr veya muhafazakâr mahalleye iliştirilmiş başka mahallenin münevverlerinin bir kısmı bile hâlâ dünyayı ve ülkelerini Batılı zihin üzerinden okumakta ısrarlılar.

Hep yutkunmak zorunda kaldıkları Erdoğan nefretlerinin temel nedeni de bu olmalı diye düşünüyorum. Çünkü Erdoğan düşünsel, zihinsel, demokratik olarak artık sorgulanan Batı sınırlarını aşmış durumda.

O nedenle de Başbakan Binali Yıldırım’ın “Çözüm mözüm yok, o fırsatı kaçırdılar” sözünü anlamaktan uzaktalar. PKK ile masaya oturulsa Bayık’tan daha fazla sevinecek kadar sorunların derin içeriği, tarihsel bağlamı ve aktörlerin kimyasından bihaberler.

“Kürt sorunu nedir?” diye sorsanız, PKK’nın olguyla örtüşmeyen argümanlarını tekrarlıyorlar. “Kürtler asimilasyona karşıymış.” Asimilasyona karşı olmayan mı kaldı memlekette? “Kürtçe’ye serbestlik isterlermiş.” Böyle bir yasak mı var artık? “Kürtler terörist olarak görülmekten usanmışmış.” El insaf! Türkiye 6-8 Ekim’den beri yüzlerce şehit verdiği ve işgal teşebbüsüne uğradığı halde PKK terörü ile Kürt vatandaşlarımızı birbirinden özenle ayırmasını fevkalade başardı.

Üstelik tüm ihanetlere karşı Kürtlerle birlikte direnmedik mi biz?

Beyaz Türk solcusu, münevveri zaten PKK ve PYD’li, onlar ilk devşirilenler çünkü. Ataları 19. yüzyılın başında Avrupa’ya kâtip olarak gidip, zombi olarak dönenlerden. Ama diğerlerine ne oluyor?

Başbakan, PKK ve PYD’nin Kürtlerin sırtında bir yük, bir çıban ve üçüncü ülkelerin tam kontrolünde ülkeyi işgal etmek üzere bir manivela olduğunu söylüyor.

Yeni Türkiye’nin kuruluşunda ise Kürt vatandaşlara kapı ardına kadar açıktır.

Yani PKK bu gerçeği ispatlamak için daha kaç bebek öldürsün, daha kaç kere ihanet etsin?

Yüz yıl önceki gibi, başarana kadar mı?

<p>Tarihçi-Yazar Koray Şerbetçi bu hafta Kestirmeden Tarih  programında Kudüs özel bölümüyle karşını

Medeniyetlerin aynası Kudüs… Kadim şehre kim ne getirdi?

NASA Mars'ın 3 boyutlu görüntülerini yayınladı

Düştüğü dere yatağında 5 gün mahsur kaldı

Mersin sahilinde bulundu! Sahil güvenlik hemen çalışma başlattı