• $9,6153
  • €11,2367
  • 553.564
  • 1479.93
14 Kasım 2016 Pazartesi

Mesele seçim değil, sen daha anlamadın mı?

Trump’ın seçilmesiyle ABD’deki gösteriler dalga dalga yayılıyor. Maalesef ilk can kaybı geçenlerde yaşandı. Bizdeki Gezi’ye benzer tarzda bir ayaklanma provası yapılıyor. Dolayısıyla bunların kaynağının aynı yer olduğunu söyleyebiliriz. (Mısır, Ukrayna, Brezilya vd. dahil.)

Yıllardır tek bir Türkiye olmadığı gibi, tek bir ABD veya AB de olmadığını ifade ediyoruz. ABD hakkında Cumhurbaşkanı da aynı tespiti yaptı.

Üst akıl denen küresel sermaye lobisi tüm ülkelerde bir hakimiyet kavgası veriyor. Burada mesele dünyada dönen paranın kimin kontrolünde olacağı. Bunun için de ülkelerin kontrol edilmesi, dünyanın ulus devletlerin aleyhine olacak şekilde mümkün olduğunca minik ülkelere bölünmesi gerekiyor. Bu durumda ABD gibi dev bir makinenin devlet politikasını ele geçirmek şart.

Burada bizim Gezicilerin ve ABD’de sokağa çıkanların kafasını karıştıran şey, küreselcilerin destekliyor gibi göründükleri kavramların çok çekici/meşru olması. Kadın hakları, çevrecilik, eşcinsellere özgürlük dahil her türlü akımın sonuna kadar fon/destek bulması vs… Tabii ki Kürtler, kadınlar ve çevre umurlarında değil. Ancak şiddetin meşru bir yöntem olduğunu kanıksatarak, tüm bu grupların enerjisini sokağa kanalize ediyor ve ulus devletleri hem meşgul ediyor hem de zayıflatıyorlar. Medyaları ile bu türden algıları yaratıyor ve önde bu prestijli kavramları kullanıyorlar.

Ulus devletlerin kendi vatandaşlarını mutlu edebilme adına zayıf kalmaları ve zaafları onların işlerini kolaylaştırıyor.

1960’lardaki Avrupa’daki öğrenci hareketlerine katılmayan Horkheimer mahallesinden ciddi tepki almıştı. Gerekçesini şöyle açıklıyordu: “Bütün kusurlarına karşın, sarsak bir demokrasi bile bugün bir devrimin kaçınılmaz sonucu olacak bir diktatörlükten iyidir — bunu açıkça söylemek, doğruluk adına zorunlu görünüyor bana... Sınırlı özgürlüğü gittikçe artan tehditlere karşı savunmak, korumak ve mümkün olduğu yerlerde de genişletmek, umutsuz eylemlerle onu tehlikeye atmaktan çok daha acil bir görevdir.”

Bu harika bir tespittir. Gençlerin, çevrecilerin, etnik kesimlerin ve kadınların enerjisiyle seçilmiş hükümetleri devirdikten sonra, ortaya çıkacak olan saflaşmış bir faşizm diktatörlüğü olacaktır. Bunu ben söylemiyorum, tarih bu örneklerle dolu. 1917 Devrimi’nden sonra yaşananlar ortadadır. Aynı şey darbeden sonra Mısır’ın şu an geldiği durum için de söylenebilir. Tüm mesele o ülkenin kontrol edilmesidir ve işleri bittiğinde üst aklın halkın başına nelerin geldiğiyle ilgili bir endişesi olmayacaktır.

Burada mesele, zayıf veya gelişmekte olan bir demokrasiyi siyaset kurumunu kullanarak iyileştirmenin yollarını aramak yerine, sözde devrimcilik adına şiddetin meşrulaşmasıdır. Şiddetten sıradan insan asla kazançlı çıkmaz. Mesela PKK çukur stratejisinde başarlı olsa ve bir kanton kursaydı, orada yaşayanlar için bir cehennemin ateşi yanmış olacaktı. Kuzey Suriye’de PKK tam bir etnik temizlik yapmakta, sadece Arap ve Türkmenleri değil, PKK’lı olmayan tüm Kürtleri öldürmekte ve tehcire tabi tutmaktadır.

Hillary’nin kaybetmesiyle öfkeye kapılan üst akıl medya başta olmak üzere tüm araç gereçlerini halkı galeyana getirmek için kullanıyor. Burada Trump’ın kim olduğu önemli değil, önemli olan kendi adamlarının kaybetmiş olması ve Trump’ın öngörülemezliği. Trump’a şu anda gözdağı veriyorlar. Eğer uzlaşırsa ortalığın sütliman olacağı kesindir. O uzlaşma masasında bu kesimlerin taleplerinin olmayacağı garantidir.

Bu da gösterilerin sahibinin aslında göstericilerin kendisi olmadığını ispatlıyor.

<p class='MsoNormal'>Fatih'te arıza yapan İETT otobüsü, vatandaşlar tarafından  yaklaşık 300 metre i

İETT otobüsü arızalanınca 300 metre itildi

Nesli tehlike altındaki şah kartal, Ankara'da tüfekle vuruldu

Tavşanlı Höyük'te bölgenin 'endüstrileşmiş ticaret merkezi' olduğuna dair bulgulara ulaşıldı

Kesilen ağaçtan bir anda kan akmaya başladı!