• $8,2808
  • €9,9964
  • 482.732
  • 1427.73
02 Nisan 2016 Cumartesi

Exit: Vesayetten çıkış…

Son birkaç yazıdır “Yerli ve milli” hareketini kavramsal temellere oturtma konusunda naçizane bir denemede bulunuyoruz.
Bir toparlama yapmak gerekirse…

“Yerli ve milli” hareket, bir toplumun hakları peşinde demokratik usullerle koşarken başına gelenler olaylarda edindiği tecrübelerden çıkan kolektif siyasi eğilime denk düşer.

Bu hareket, şüphesiz güçlü bir liderliğe ve teşkilata sahiptir. Ancak hareketin güçlü liderliğinin ve partinin hâkim konumunun, mühendislikler/diktatörlükler ile temel bir farkı vardır. O fark, burada ilk ve son sözü söyleyenin halk oluşu ve üst yapının alt yapının içinden çıkmış olmasıdır.

“Yerli ve milli” hareketin bazılarınca “korkutucu” olması, mühendislik olmasından değil, olmamasından, yani meşruiyetini demokrasinin kaynağı olan halktan almasındandır.

Dolayısıyla, bu hareketin içinden çıkan, onun taleplerine göre siyaset izleyen, gayrimeşru yöntemlere bulaşmayan, her dört senede bir halka hesap verip, ondan yeniden ruhsat isteyen bir organik liderin diktatörlük veya onun daha sinsi ifade ediliş tarzları olan otoriterlik/ataerkillik ithamlarına maruz kalması, eleştiri değil, bir mühendislik çabasıdır.

Bu mühendisliğin amacı hareketin liderini itibarsızlaştırarak, bu dalgayı bölüp dağıtabilmek, sonra yeniden manipüle edilebilir hale geri çekmektir.

Yani bu yazılarda açmaya çalıştığım temel meselelerin onlar da fevkalade farkındalar.
Bu mühendislik “Yerliliği “içe kapanma”, milliliği ise “ırkçılıkla” kasti olarak karıştırıyor. Oysa bu yeni dönemde bu kavramlar ilk anlamlarının tersine bir işleve sahip olmuşlardır.

Ne demiştik?

“Muhafazakâr demokratların Paralel Örgüt ve tuzluklarla, laik demokratların Gezi krizi ve aydınların çıldırmasıyla, Kürtlerin HDP’nin ihaneti ve PKK’nın cinayetleriyle yaşadığı şok çok kıymetliydi.” (“Tehlikenin Farkında mısınız? 2.0”, 29 Mart 2016.)

Eski tür dayanışma/cemaat yapılarının dağıldığını, bu şokun yarattığı farkındalığın da toplum olma yönünde büyük bir fırsat ihtiva ettiğini iddia ediyorum.

İşte bu durumun yarattığı fırsatı da şöyle kavramsallaştırmıştık:

“Yeni Türkiye’nin, yeni anayasa ve hükümet sisteminin kuruluş aşamasında, ‘yerli ve milli’ zemini, eskinin ırka veya dışlayıcı kodlara oturtulmuş vatandaşlık tanımının aksine son derece demokratik bir toplumsal sözleşme teklifidir. Dışlayıcı vatandaşlık dayatmasından, tüm kesimlere açık bir çoğulculuğa geçişi sağlayacak potansiyelden bahsediyoruz.
Çünkü ilk harcı maalesef bir Fransız/Alman milliyetçiliği kırması olan kan/kültür kodları ile atmışlardı. Üstelik bu kan ve kültür birliği tarihsel bir gerçekliğe değil, bir mühendislik kurgusuna dayanıyordu.

‘Yerli ve milli’ konsensüsü özgün tüm tekliflere açık olmak demektir. Burada kıstas artık bir cemaat, elit bir topluluk mensubiyeti, mezhep, ırk, din, kan, ideolojik aidiyetler değildir.

Demokratik ve eşit vatandaşlık temelinde, bu devlet, temel bir prensibi esas alarak herkesin gelip katılacağı, onu biçimlendireceği, politik kültürü etkileyebileceği bir sisteme dönüşmek durumda kalır.” (Yeni çatımız: Yerli ve Milli, 28.03.2016.)

Bu tartışma tali gibi dursa da, diğer tüm sıcak gelişmeleri belirleyen en ivedi/temel konudur. Yeni nesil organik aydınlarımızın ilgisine ve derinleştirme çabalarına da layıktır.

<p>Irak kuzeyinde başlatılan Pençe-Şimşek ve Pençe-Yıldırım operasyonlarında PKK terör örgütüne ait

PKK terör örgütünün inlerine girildi

Yusufeli Barajı gövde inşaatında sona gelindi

Kahramanmaraş'ta heyelan sonrası oluşan Turkuaz Göl, turizme kazandırılacak

Mudanya Yat Limanı deniz salyasıyla kaplandı