• $9,3098
  • €10,8385
  • 529.648
  • 1429.85
10 Ekim 2016 Pazartesi

Erdoğan ve Yıldırım Avrasya Tüneli’nden geçerken ne oldu?

Daha önceki yazıların birkaçında, devletlerarası güç mücadelelerinde dezavantajı devletlerin, büyük devletler karşısında başarmaları gereken temel bir meseleden bahsetmiştim.

O da şuydu: Büyük devletlerin baskısı ve engelleme hameleleri karşısında, buna maruz kalan devletin enerjisinin tamamını kendini korumaya harcaması çöküşü garantilemektir. Enerjinin bir kısmının “artırılarak” bunu ülkeyi geliştirmek ve güçlendirmek için kullanılması gerekir.

Avrupa devletleri, Osmanlı’nın en güçlü olduğu zamanlarda bunu başarmış ve enerjisinin yüzde otuzunu bilimsel/ekonomik sıçrama ile idari reformlara aktarmıştı.

Modern öncesi dönemde tüm bu mücadeleler kaba güce dayanıyordu ve sarihti. Ancak ulus devletler ve büyük savaş sonrası oluşan demokratik kurumlar, uluslararası hukuk, medya gücü, bu mücadelenin estetize olmasına yol açtı. Mücadele çok daha sertleşirken, devletlerin kendi ve başka ülkelerin vatandaşlarına uyguladığı zorbalıklara uluslararası koruma ve hukuksal çerçeve sağlandı.

Mesela BM Suriye için R2P doktrinini, yani koruma sorumluluğunu yerine getirmezken, Irak’ın işgali için meşruiyet sağlayabiliyordu. Öte yandan son olarak yaşadığımız Başika Kampı krizinde, Türkiye son derece meşru nedenlerle Irak’tayken, o ülkede 63 ülke askeri varken, ABD’den İbadi’yi destekleyen açıklamalar geldi. BM de Irak Merkezi Hükümeti’nin şikayetini “haklı” bulursa, bölge için ortaya konan strateji BM üzerinden meşruiyet kazanmış olacak.

Dolayısıyla demokrasi, hukuk ve uluslararası kurumların güç savaşlarında suiistimal edildiği çok daha karmaşık bir dünyada yaşıyoruz. Türkiye’nin iç barışını ve sınırlarını korumaya çalışırken, aslında ona destek vermesi gereken kurumlar da karşımıza geçmiş bulunuyor. Bu engelleme ve haksızlıkları aşmak için de farklı bir enerji kaynağı bulunmalı. Diplomatik sıçramalarla engellemeleri aşmak, zaman kazanmak. Bu zamanı ülkeyi güçlendirmek için doğru kullanmak.

15 yıldır, Türkiye yazının girişindeki kuralı ilk kez uygulayabiliyor. İlan edilmemiş bir 3. Dünya Savaşı’nda hedef ülke olurken, Osmangazi, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü ve Avrasya Tüneli’ni açmak, 3. Havalimanı projesine ara vermemek, Boğazların güvenliğini garanti altına alacak Kanalİstanbul gibi projelere başlayabilmek ilk kez başardığımız bir durum. Evvelki gün Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Yıldırım’ın Avrasya Tüneli’nden birlikte geçişlerini izlerken aklımıza bunlar gelmiş olmalıydı.

Biz bu projelere bakarken sadece halkımıza verilen birinci sınıf bir hizmeti değil, bunun büyük hikayedeki yerini de görüyoruz.

Bu manada tüm bu büyük projelerde dönemin Başbakan’ı, günümüzün Cumhurbaşkanı Erdoğan ile bu projeleri yönetmiş Binali Yıldırım’ın başbakanlığının ne kadar stratejik bir tercih olduğu da ortaya çıkıyor. Düne kadar bu projeler için “yapamazsınız” diyenler, bugün yapılanları küçümsüyor, siyasi etkisini yok sayıyorlar. Çünkü başarılan Türkiye için çok hayati bir şeydir.

Osmanlı 1838 yılında büyük devletlerle yapılan sözde “ticaret” anlaşmalarıyla önce ekonomik, sonra da siyasi kapana alınmıştı. 2. Abdülhamid bu kapanı kırmak için reformlara, projelere başvurduysa da, içerdeki ve dışarıdaki muhasarayı aşamadı. Sonrasında çöküş geldi.

Yeni Türkiye’nin yükselişi de bu kapanı kırmakla oluyor ve olmaya da devam edecek.

<p>Kardeşiyle birlikte aşıyı reddetti, koronavirüse  yakalandı. Şimdi onun en yakın arkadaşı, sürekl

“Son pişmanlık” fayda etmedi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Togo'ya geldi

Bufalonun hatası canına mal oluyordu! İşte o anlar...

İsrailli dalgıç Akdeniz'de Haçlılardan kalma kılıç buldu