• $ 7,5575
  • € 8,9826
  • 473.93
  • 1111.96
Haber Hattı
Haber hattı
0530 708 54 54
Bip""/
Haber hattı
0530 708 54 54
Reklamı Kapat

Birbirimizi anlamak: “Laikler” ve “muhafazakârlar”...

2015 yılında kurulan Kamusal Politika ve Demokrasi Çalışmaları (PODEM) dünyayı, ülkemizi, toplumu ve siyaseti anlamak üzere önemli çalışmalar yapıyor. Bugünlerde biraz, Sabiha Senyücel Gündoğar ve Aybars Görgülü tarafından hazırlanan “15 Temmuz Sonrası Türkiye’de Laik Kesim: Tartışmalar, Duygular ve Beklentiler” raporu üzerinden bu konuya yeniden eğilmek istedim.

Ülkedeki “laik kesimin” Türkiye’nin son dönüşümünde yaşadığı evrim ve sıkıntılar üzerinde ben de sıkça yazıyorum. Bu tanımı tırnak içine almamın nedeni, raporda da belirtildiği gibi, bu kesimin homojen olmaması ve çeşitlilik arz etmesi. Rapordan alıntıyla, kümenin içine Kürtlerin bir kısmının, Alevilerin ciddi çoğunluğunun girmesi söz konusuyken, burada etnik ve geleneksel kimlikler daha belirleyici.

Öte yandan, “laik kesim” tanımı, Türkiye’de yaşayan dindar-muhafazakâr kesimler sanki laik değillermiş gibi bir alt mesaj da vermiş oluyor. Oysa bu da böyle değil. Laikliğin ilk grupta değişime uğrayarak bir yönetim tekelinin ideolojik kaldıracına dönüştüğü söylenebilir. Dindar kesim içinde ise laiklik ile bireysel anlamda sorunları/itirazları bulunanlar olabilirken, devletin bir özelliği olması noktasında konsensüs var. Muhafazakârlar buna “özgürlükçü laiklik” diyorlar. Burada bir problem gözükmüyor. Hatta bu durum, diğer Müslüman ülkelere kıyasla Türkiye için büyük bir uzlaşma noktası. Ancak değerinin henüz tam anlaşılmadığı da ortada.

O zaman, öncelikli olarak bu kavram ve tanımlamalarımızda ciddi bir sorun, özne ile tanım arasında bir özdeşsizlik olduğunu kabullenmek gerekiyor. “Beyaz Türkler”, “laik kesimler” “dindarlar” gibi tanımlamalar artık yeterli değil. Tanım özneye oturmadığında da, bulgular ile bulguların fonksiyonu arasında bir kopukluk oluyor.

Sanırım “laikler” ve “dindarlar” arasında vurgulanmak istenen asıl sınır, daha çok yaşam biçimlerindeki farklılıkları ima ediyor. İnsanların ister Batılı, ister dindar yaşam biçimlerine dâhil olsunlar, yaşam biçimlerinin güvende olmasıyla ilgili hassasiyetleri çok yüksek. Kimse, istediği gibi yaşamasının önünde tehdit/engel olarak dikilen güçlü bir baskı merkeziyle karşılaşmak istemiyor.

Burada aynı hassasiyet her kesimde aynı olduğu için ortak bir çalışma alanı bulmak mümkün olmalı gibi geliyor. Herkes kendi yaşam biçimine hassas olduğuna göre, başkalarına empati yapmaları daha kolay olmalıydı.

Ancak yaşam biçimleri devlet ve iktidarın güvencesinde olduğu için, o devlet ve iktidarın “kimlerin” elinde olduğu bu gündemin ayrılmaz bir parçası oluyor. İşlerin karmaşıklaştığı yer burası. O zaman, kendi yaşam biçimleri adına güvende olmak isteyen kesimler, çoğulcu demokraside anlaşmak yerine, kolay yola yönelerek, iktidarı ele geçirme noktasına yönelebiliyorlar.

Çünkü tarihte bu karmaşık dengeler, iktidar ve paylaşımı mücadelesi içinde sürekli bir devinimdeler. Sanırım hep de öyle olacak. Türkiye de bir istisna değil. Hatta hadisenin oldukça yumuşak seyrettiği bile söylenebilir.

Devam edelim…

Bir Dakikada Gündem

Bir Dakikada Gündem

Tatile gelince evinin çalındığını fark etti

Tatile gelince evinin çalındığını fark etti

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, gazi ve gazi yakınlar

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, gazi ve gazi yakınlarıyla bir araya geldi

Dünyaya yön veren siyasi liderler kaç saat uyuyor

Dünyaya yön veren siyasi liderler kaç saat uyuyor