• $ 5,6974
  • € 6,3095
  • 270.292
  • 106785
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54

”Ne transatlantik, ne Avrasya ülkesiyiz...”

Bugünlerde en çok tartışılan konu Türkiye’nin Batı blokundan bir kopuş yaşayıp yaşamadığı ile Rusya eksenine girip girmediği üzerine.

Türkiye-ABD ilişkilerinde yaşanan hızlı kopuş, bu tartışmayı gündemin baş sıralarına taşımış durumda.

Washington’ın terör örgütü PKK/PYD’ye açıktan destek sunması, örgüte -şu ana kadar- 4 bin 900 TIR dolusu silah mühimmat göndermesi, belki de daha da önemlisi, bu terör örgütünün Türkiye sınırına konuşlandırılması iki ülke arasındaki ilişkileri bitme noktasına getirdi.

ABD’den kopuş demek, haliyle başka bir eksene bağlanma anlamına da gelir. Ya da böyle bir bağlanma ihtiyacının ortaya çıkmasından bahsedilebilir.

Ankara için henüz ne Batı blokundan, dolayısıyla ABD’den kopuş söz konusu, ne de Rusya’ya bağlanma.

Rusya ile artan yakınlaşmayı inkar eden yok tabii, ama bunu konjonktürel bir yakınlaşma, geçici bir ilişki olarak değerlendirenler de var.

Sokaktaki vatandaşa sorulacak olursa ABD’nin ihanetine uğradık ama Rusya’ya da güven olmaz. Kamuoyu, Suriye meselesinde Rusya’nın samimi olmadığı görüşünde. ABD gibi Rusya’nın da yarın PYD’ye destek çıkması sürpriz olmaz.

Peki devletin düşüncesi ne?

Ankara, ABD’den kopup Rusya’ya mı bağlanıyor?

Soğuk savaş yıllarında düşman kamplarda yer aldığımız Rusya ile bugün yakınlaştığımız doğru. Hatta bu ilişkinin stratejik bir ortaklığa doğru evrildiği de söylenebilir.

Bu değişimin sebebi ABD ve Batı blokuyla yaşadığımız sıkıntılar. Mesela, Türkiye’nin bekasını tehdit eden terör örgütlerinin arkasından müttefikimiz olan ABD ve NATO çıktı. Terör örgütlerini bugün Rusya değil, ABD ve NATO silahlandırıyor. Türkiye’deki terörün Rusya kaynaklı değil, Batı kaynaklı olduğu anlaşıldı.

Fakat buna rağmen Ankara sırtını Rusya’ya yaslamış değil. İçerideki ABD yandaşları, ısrarla büyük resmi böyle göstermeye çalışıyor; ama Ankara, Rusya’ya bağlanma çabası içinde değil, aksine kendi başına bir merkez olma derdinde.

Bir geçiş dönemi yaşıyoruz; kafaların karışık olması normal. “Neyiz”, “kimiz”, “nerede duruyoruz”, “nereye doğru gidiyoruz” gibi sorular önem taşıyor.

Bu sorulara şu ana kadar verilen en net yanıtı Bilal Erdoğan’ın önceki gün yaptığı bir konuşmada rastladım. İlim Yayma Vakfı’nın toplantısında konuşan Bilal Erdoğan, hepimizin merak ettiği soruları şöyle açıklık getirdi:

“Türkiye olarak biz ne transatlantik, ne de Avrasya ülkesiyiz. Necip Fazıl’ın ifadesi, ‘Anadolu kendi başına bir kıtadır’ diyor. Dolayısıyla ‘bir köprüyüz’ falan değil biz başlı başına bağımsız özgür Türkiyeyiz. Biz sıradan ulus devlet değiliz. Bir imparatorluk bakiyesi, güçlü devlet geleneği, ayrışmaz millet bağı, hayatının her bir zerresinde İslam düşüncesini hayata geçiren bir nizamın mirasçılarıyız. Böyle bir mirasın taşıyıcılarıyız.”

Türkiye, yüzyıl sonra kendi tarihini şekillendirme, kendi göbeğini kesme şansını yakalamış durumda. Cumhurbaşkanı Erdoğan liderliğinde Türkiye’nin yakaladığı en büyük başarı da budur. Tarihimizi bu kez millet şekillendiriyor, milli iradeyi gasp eden Batı işbirlikçisi kadro ve yöneticiler değil.

<p>Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğü ekiplerince iç güvenlik operasyonları kaps

´Nirvana´ Kod Adlı PKK´lı Terörist Böyle Yakalandı

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları

Roma dönemine ait 48 kandil ortaya çıkarıldı