• $13,4726
  • €15,2894
  • 793.592
  • 2011.16
13 Ocak 2017 Cuma

Muhalefet etmiyorlar, siyasi kriz çıkarmaya çalışıyorlar

Demokrasilerde çare tükenmez, denilir; siyasetin çözüm üretme gücüne dair iyi, güzel, makul bir önerme. Bizde işler nasıl yürüyor, dersiniz? Bir darbeyi atlatıp ötekine tutuluyoruz; Gezi bitti derken 17-25 Aralık ve 15 Temmuz başlıyor; FETÖ bitti derken, PKK çıkıyor; DHKP-C bitti derken de bayrağı DEAŞ devralıyor. Devlet ve milletçe hepsinin üstesinden geldiğimizi düşünürken CHP ve HDP meydana çıkıyor.

Meclis’te Cumhurbaşkanlığı sistemine geçiş teklifinin görüşülürken CHP’liler “iç savaş”tan, “kan dökmek”ten bahsetmeye başladı.

Ne oluyoruz?

Meclis’in, anayasal yetkisini kullanması ne zamandan beri “iç savaş” ve “kan dökme” gerekçesi olup çıktı?

Meclis’teki iki partinin, her adımı baştan sona anayasaya uygun değişiklik önerisi nasıl, hangi önermeyle “demokrasinin ortadan kaldırılması” olarak yorumlanabiliyor? Milli iradeyi tanımamak nasıl hak olarak görülebiliyor?

CHP’nin Meclis’te sergilediği zorbalığı akılla, mantıkla, siyasal geleneklerimizle ve demokrasi kültürümüzle açıklamak mümkün değil.

CHP Meclis kürsüsünü devirmekle, iktidar milletvekillerine saldırmakla ne elde etmek istiyor?

Siyasi tansiyonu neden bu kadar yükseltmeye çalışıyor? Amacı, hedefi ne?

Meclis’te ürettikleri kriz ve kaosu toplumsal alana taşırmak istediklerinden olabilir mi?

Doğrusu, Meclis’teki performansına bakarak CHP’nin muhalefet etmek için değil, kriz üretmek için elinden gelen her şeyi yaptığını söyleyebiliriz. Anayasa değişiklik teklifinin görüşülmesine daha geçmeden CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, milli iradeyi tanımayacağını ilan etti ve parti tabanını Meclis’i basmaya davet etti. Fakat CHP tabanı, genel başkanlarının sözlerine o kadar itibar etmemiş olacak ki ne sokağa çıktı, ne Meclis’i basmaya kalkıştı.

Sokakları hareketlendirme stratejisi tutmayınca CHP, Meclis’te kriz çıkarma yolunu seçti. Ajitasyonla, demagojiyle Meclis’te yükselttiği siyasi tansiyonu toplumsal alana taşırmak niyetinde.

CHP medyası da yaptıkları yayınlarla CHP’nin kriz üretimine su taşımakta. Üretmeye çalıştıkları algı ise; Atatürk Türkiyesi’nin dönüştürülmeye çalışıldığı, demokratik, sosyal, laik hukuk düzeninin ortadan kaldırıldığı ve demokratik parlamenter düzenin tek adam rejimine dönüştürüldüğü biçiminde.

Oysa 15 Temmuz’da FETÖ’cü darbeciler tarafından demokrasinin, parlamenter düzenin, milli iradenin canına okunurken CHP ve Kemal Kılıçdaroğlu olup biteni sadece izliyordu. Kemal Bey, demokrasiye, laik, sosyal hukuk devletine yönelen, Meclis’i bombalayan tankların, helikopterlerin, uçakların karşısında kılını bile kıpırdatmadı.

Millet darbeci alçakların kurşunlarıyla, bombalarıyla can verirken Kemal Bey, Atatürk Havalimanı’nı kuşatan tankların arasından sessizce sıvışmayı tercih etti. 15 Temmuz gecesi kendisine telefonla yöneltilen “Darbeye karşı ne yapıyorsunuz” sorusunu; “İzliyoruz” diye yanıtladı.

İyisi mi CHP demokrasiden, parlamenter düzenin korunmasından hiç bahsetmesin. Meclis bombalanırken, tanklar yürürken ortada olmayanların bu kadar yüksek perdeden demokrasi savunuculuğu yapması hiç inandırıcı değil.

Ayrıca CHP, demokrasi savunucusu değil, Türk demokrasisinin karşısında yer alan bir partidir. Dünyanın en büyük demokrasilerinde uygulamada olan bir hükümet modelinin bu ülkede olamayacağını savunmak demokratlık değil, en iyi tabirle darkafalılıktır. Milletin karşısına çıkmaktan korkanların, milletin sözüne karşı çıkanların, milli iradeyi tanımayanların oynadığı demokrasicilik oyununun sonuna geldi. FETÖ ile ortaklık yapanların, PKK ile ittifak kuranların ağzına alacağı son söz “demokrasi”dir.

<p> </p>

'Galatasaray küme düşebilir'

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları (15 Ocak 2022)

Almadan önce etiketteki detaya dikkat! Peynir sahtecilik nasıl yapılıyor

Bear Grylls herkesi böyle kandırdı! Kamera arkası görüntüleri ortaya çıktı