• $7,4126
  • €9,0363
  • 441.833
  • 1542.45
31 Aralık 2012 Pazartesi

Yeni yıldan ne bekliyorum?

İnsan, bildiğini sandığından hep daha fazlasını bilirmiş.
Ben bunu biraz değiştirerek, 'insan sandığından çok daha güçlüdür' diyorum.
Sonuçta hepimiz sınırlı, eksikli varlıklarız. Ne var ki, o limitlerin çok altında yaşıyoruz.
Ayakta ve hayatta kalma irademizin inanılmazlığı 'trajik durumlarda' ve 'yaşamsal travmalarda' ortaya çıkıyor. 
Yaşama içgüdümüz olağanüstü.
Genetik kodlamamızla 'yaşamaya derinden bağlıyız.' Yeniden yeniden başlayabiliriz.
Krizlerden çıkış salt akılla değil, daha çok beden ve varlık bilgimizledir.
Çünkü aklımız sınırlı. Beden bilgimiz ise uçsuz bucaksız. Ama onu görüyor muyuz, farkında mıyız?
Büyük düşünürler, mesela Heidegger, mesela Nietzsche hep aynı düsturu salık vermezler mi:
'Bırakın kendinizi.'
Dünyayı yönetmeye kalkmak yerine 'dünyayla beraber dans etmek.'
Ahenk içinde yaşamak.
Teslim olmak değil, onunla uyum içinde hareket etmek.
Sihir, tek kelimede saklı: 'Doğamız.' İnsan kendi doğasına uygun tercihlerde bulunursa mutlu olur. Başarılı da. Aksi hüsran, aksi çatışma. İçimizdeki enerjiyi salıvermeli.
'İç gücümüzü' ortaya çıkarmalı.
Bilgimizi, sezgimizi, irademizi...
Elbette zaaflarımızı da...
Mutlu olmanın da dertleri aşmanın da derman ve çaresi içimizde gizli.
'İnsan en çok sorunlardan, zorluklardan, krizlerden öğreniyor.'

ANILAR BİRİKTİRMEK...
Nasılsa aynı sonuca çıkıyor.
Her şey içimizde. Doğamızda.
Etrafımızda acı çeken, zorluklarla mücadele eden nice insanlar var. Öyle gündelik dertler değil. Yaşamsal acılar.
Kimininki varoluşsal. 
Istırabı tanıyarak, belalardan geçerek güçleniyoruz.
Yaşam gerçekten iyi ve kötüsüyle sürprizlerle dolu, inişli-çıkışlı bir serüven. Bilmeli böyle olduğunu, unutmamalı.
Hayatımız biricik. Onun içinde anılar biriktiriyoruz. Başka kimsenin bizden alamayacağı mülklerimiz, anılarımız. Sadece güzel olanlar değil, acı verenler  dahil...
Şair Haydar Ergülen'in, 'Ben bir anıyı ağırlamakla geçen hayatlardanım' mısrasını severim.
Amma... Hep yeni anılara da yelken açmaz mıyız? Düşersek kalkarız, ölmedik ya...
Ama aslolan yaşam. Iskalamamamız gereken yaşam.
Felsefenin görkemli isimlerinden Kierkegaard, 'Ben hiç yaşamadım ki; hep düşündüm. Keşke yaşasaydım' derken aynı zamanda telafisi imkansız bir iç dökmenin içindeydi.
İkisini de son günlerde yazdım. Bizet, o ünlü operası Carmen'i yazdığında kimselere beğendirememiş. Monet, en iyi resimlerini Paris Salon Sergisi'ne kabul ettirememiş. Neredeyse bütün büyük yazarların hayatında benzer hikayeler var. Edebiyat tarihi, yayınevleri tarafından geri çevrilen yazarlarla dolu. Ama hiç pes etmemişler.
Benim en çok sevdiğim sözlerden birisi şudur:
'Bilgimiz bize yakışmalı.'
İş yine dönüp dolaşıp doğamıza çıkıyor.
Ve doğamızı nasıl öğreniyoruz:
Onu dinleyerek.
Bilgimizin ve gücümüzün daha fazla farkına varmak için 'dinlemeyi' bilmeli.
'Dinleyebilme duyarlılığı' geliştirmeli. Dinlemeye yatkın değilsek gelişemiyoruz. İşe kendimizden başlamalı. Kendi iç sesimizden. Yoksa hep  tek sese mahkum oluruz. O zaman yaşamımız tek sesli, kuru kalır. Oysa içimizde gürül gürül akan bir koro var. Hepimiz çoğul hayatların insanlarıyız. 

<p>Peki, reform paketlerinde gelinen son durum ne? Hukuk ve  ekonomide hangi başlıkları konuşacağız?

Reform paketlerinde son durum ne?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

İğneada'da 250 tekne hamsi peşinde! Kasalar dolusu hamsiyle dönüyorlar

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Brüksel'de NATO Genel Sekreteri ile görüştü