• $7,3277
  • €8,8021
  • 404.647
  • 1528.38
28 Kasım 2010 Pazar

Washington-Ankara hattının stratejik derinliği

Başbakanlığın Ata uçağındayız, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'yla birlikte Washington seferinde.

Zamanlama ilginç, gezinin önem ve anlamı kayda değer.
Diplomasiyle ilgilenen gazetecilerin dış politikayı 'ağır' eleştirdiği günlerdeyiz. ABD'nin Ankara'ya bakışının limonileştiği yorumları geliyor. Cüneyt Ülsever'in, Kadri Gürsel'in yanı sıra Mehmet Ali Birand'ın yeni döndüğü Washington'dan yazdıkları, hariciye koridorlarında biraz şaşkınlık biraz da rahatsızlıkla karşılanıyor.

Üstüne, füze kalkanı anlaşmasının yapıldığı Lizbon zirvesi için 'halkla ilişkiler faaliyeti ile zafer gibi gösterilen hezimet' yorumları...
Başbakan Erdoğan, Lübnan'da coşkuyla karşılanıp ödül almasının üzerinden
3 gün geçmeden bu kez Libya'ya gidiyor, bir ödül daha alacak. Doğu'da işler yolunda, Batı cephesi muamma.

İşte böyle bir gündemde uzun bir yolculuk ve dolayısıyla sohbet fırsatı çıktı. Dublin'deki yakıt ikmaline kadar geçen 4.5 saatte 'stratejik derinlik' ve 'sıfır sorun' yaklaşımlarının mimarıyla her şeyi konuştuk. Yanımızda iktidar partisinin Dış İlişkiler Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik de vardı, biz ise üç gazeteciydik.

Davutoğlu, Irak'tan İran'a, ABD'den Almanya'ya tüm konuları anlattı, her zamanki gibi konuşmaların büyük bölümüne 'off the record' kaydı düştü. Gazeteci bilgilendirmesiydi, onlar ilerleyen zamanlarda analizlerimizi zenginleştirecek bilgiler.

Sohbetimiz, Irak'taki yeni hükümet, İran'ın etkisi ve Talabani'nin Ankara'ya sitemiyle başladı, o bölümü yarına bırakıyorum. Bölge dengeleri açısından önemli açıklamalar.

AMERİKA ALEYHİNDE KİM KONUŞTU?
Bugünün konusu, Washington'a doğru uçarken ABD-Türkiye ilişkileri.
Şu cümle Bakan'ın:

'Türk-Amerikan ilişkilerini kollayan taraf biziz, eleştirilere hiç katılmıyorum.'
Davutoğlu iktidarları boyunca bu sürecin inişli çıkışlı seyrini anlattıktan sonra 'Ne Sayın Başbakan'ın ne de benim ağzımdan Amerika aleyhtarı laf çıktı. Onların da bizimle ilgili aleyhte lafı hiç olmadı' dedi.
Peki öyleyse, Washington kaynaklı negatif havaya, Atlantik ötesinden Ankara ve İstanbul yönüne esen sert ve ters rüzgarlara ne demeli?
Bakan'a göre kimi iç ve dış çevrelerce kamuoyu yönlendirilmek isteniyor ve bir çeşit kampanya aracılığıyla politika empoze edilmeye çalışılıyor.
Gerçek ve algı çatallaşmasına işaret ediyor, 'Bizim aramızda gerginlik yok, kamuoyunda böyle bir algı var' görüşünde.


ABD Mİ İRAN MI?
Derken analiz derinleşiyor, İran konusu işin içine şöyle bir karşılaştırmayla giriyor, çarpıcı:
'ABD önemli, 300 yıllık ilişkimiz var, İran'la da bin yıllık. O da önemli, üstelik komşumuz. İkisiyle de dikkatli götürmek zorundayız.'
Kanada'da Erdoğan'la Obama görüşmesi biraz sert geçmişti. Konu İran'dı. Ancak Obama'nın Corriera della Sera'ya verdiği mülakatta 'İran, Türkiye'nin sınır komşusu, bunu da anlıyorum' demişti.
Sözün burasında Ömer Çelik şöyle devreye giriyor: '(ABD böyle düşünüyor) diyorlar, olur mu? Tek ABD yok ki.'


TÜRKİYE ÇUVALLAR MI?
Bakan, gazeteci olarak bizlerin gözlem ve düşüncelerini, eleştirilerini de dikkatle dinledi. Washington'da nasıl bir hava olduğunun farkında. Fakat 'yönetimi' ayrı tutuyor. Türkiye'ye ve hükümete yönelik olumsuz düşünce içinde olanların bulunduğunu biliyor. Onların hükümetin başarısız olmasını beklediğini düşünüyor. Sözleri şöyle:
'(Bizim için) Hah şimdi açmazdalar, toslayacaklar, çuvallayacaklar diye düşünen bir kesim var, bekliyorlar. Lizbon'daki füze kalkanı işinde de öyle; sandılar ki (evet) diyerek İran'la veya (hayır) diyerek ABD ile aramız açılacak, olmadı.'


'ALTIN DÖNEMİ İRAN VE İSRAİL BİTİRDİ'
Karşılıklı konuşurken Bakan da Washington-Ankara eksenindeki farklılaşmaları, oynamaları gözden geçiriyordu. Bir siyasetçi değil, akademisyen gözlüğüyle de...

'Altın dönem' diyerek Obama'nın seçilir seçilmez Türkiye ziyareti yaptığı Mart 2009'u işaret etti.

'Sonra daha mükemmel olabilirdi' diyerek de neden gerçekleşmediğini iki konu başlığı altında açıkladı: İran ve İsrail.

'Sorumluluk' analizini ise şöyle yaptı:
'İsrail'de hiç hatamız yok. Mavi Marmara olayından sonra ne yapabilirdik? Ayrıca ABD Cenevre'de mağdur olan bizim yanımızda değil, İsrail'in lehine oy kullandı, orada da biz hayal kırıklığına uğradık. BM'deki İran'a yaptırım oylamasında hayır dedik, mecburduk. Takas anlaşması için çok çalışmıştık, ABD ile ortak strateji içinde olduğumuzu düşünüyorduk. Sonuçta ABD ile bu iki konuda yaklaşım farkları olsa da Irak, Afganistan, Balkanlar gibi pek çok konuda yakın çalışıyoruz.'

Bu sözler bana Beyaz Saray görüşmelerinde bizimkilerin dile getirdiği, 'Biz İran'ın avukatı değiliz, siz de İsrail'in değilsiniz' yaklaşımını hatırlattı.

ABD BEDEL Mİ ÖDETECEK?
Uçak Dublin'e inmek üzereydi. Davutoğlu, 'Biz alışkınız ama siz de uykusuz kaldınız' dedi. 'Yürütücüsünün' ağzından Türk dış politikasının en tartışmalı döneminin analizini dinliyorduk. Sorularımız vardı daha. Bakan'ın 'ABD bedel ödetecek' şeklinde son zamanlarda artan değerlendirmeler için ne dediğini merak ettik, tepkiliydi. Şunları söyledi:
'Bunu söylemek sorunlu zihniyettir. Eşitler arası ilişkide böyle bir şey olabilir mi? Böyle müttefiklik olur mu? Biz ABD ile olan ilişkide nesne değiliz. İttifak ilişkisinde bedel ödetme olmaz. Washington'da, kendi perspektifinden bizi eleştirenleri anlayabiliriz, Türkiye'ye fatura çıkarma düşüncesini mazur göremeyiz, ABD yönetiminde böyle bir şey kesinlikle yok.'
Ömer Çelik, burada araya girerek, 'Müttefiklik ilişkisi şantaj üzerine kurulamaz' dedi.

Bakan Davutoğlu, zaman zaman isim vererek gazetecilerin eleştirilerine katılmadığını, bazısını art niyetli bulduğunu da söyledi.
Uçağımız Dublin'e inmişti, 'Bu ziyaret neden kritik?' diye son bir soru yönelttim. 'ABD ile her görüşme önemlidir, kritiktir' yanıtını verdi. Hillary Clinton'la görüşecek, kongrede ikili temasları olacak, ABD'li gazetecilerle konuşacak, Foreign Policy'nin '100 Entelektüel' ödülünü alacak.
Dublin'deki yakıt ikmalinden sonra istirahata çekildi, daha 7.5 saat yol vardı. Ben de yazıma başladım. Ömer Çelik bizim bölümdeydi, takıldığımız yerde detay istedik, o da tıpkı Davutoğlu gibi background-perde arkası tadında yazılmamak üzere konuştu.

Yarın Washington'dan devam edeceğiz. Zira önemli gelişmeler yaşanacak, Davutoğlu-Çelik temaslarının hemen akabinde Adalet Bakanı Sadullah Ergin buraya geliyor, ilginç değil mi?

Not: Sabaha karşı 05.00'te Washington'a indik, bakan ve eşiyle birlikte uçaktan çıktık, ancak orada tatsız bir sürpriz bizi bekliyordu. Güvenlik, bakan ve eşi dışında bizim tekrar uçağa binmemizi istedi. Kapının önünde bir süre tartışıldı biz uçağa döndük. Büyükelçi Namık Tan da yanımıza geldi. 'Beklemediğimiz bir şey' dedi, şaşkındı. Bakan salona girdi, gümrükçüler de uçağa. 10 dakika sonra gümrükten geçtik, önemli değil ama tuhaftı.

<p>Dünyaca ünlü bir markanın eski modeli Adriana Lima ve saltbea hareketi ile popüler olan Nusret Gö

Haftanın Magazin Başlıkları... Fahriye Evcen, Kuruluş Osman'da

İstanbul'da yüzde 50 kapasiteyle kafe ve restoranlar ilk müşterilerini aldı

Yeni normalleşme süreciyle okullarda yüz yüze eğitim başlandı! İşte ilk kareler

Madde madde kademeli normalleşme dönemi! İşte merak edilen soruların cevabı