• $7,4126
  • €9,0363
  • 441.833
  • 1542.45
25 Ekim 2012 Perşembe

Türklerin zamanı geldi mi?

Amerikan çağı kapanıyor.   
En son yapılan ankete göre Amerikalıların yüzde 50'den fazlası, 'Çin dünyanın lider ekonomisi haline geldi' görüşünde.
Güç ve güçlülük, algıyla ve duyguyla ilgili. Tıpkı özgürlük gibi.
Sizin halkınız sizin değil de 'başka bir ülkenin en güçlü ekonomi olduğuna' inanıyorsa 'büyü bozumu' başlamış demektir. Dünyanın geri kalanı o kervana katılır.
Uluslararası ilişkilerin temeli ticarettir, paradır. Askeri varlık, siyaset üretimi ve diplomatik etkinlik gibi diğer unsurların hepsi öncelikle ekonomiye dayalıdır.
Şu sıralar Avrupa Birliği çevrelerinde en çok konuşulan mesele, AB'nin merkezinin de hızla Berlin'e kayması. AB'nin başkenti Brüksel, ayrıcalıklı konumunu ve belirleyiciliğini Alman başkentine kaptırıyor. Bu değişimin oluşumunda ekonomik etkinlik başrolü oynuyor. Özellikle küresel kriz çağında Avrupa ekonomisinin lokomotifi, karar vericilik noktasında ağırlığını iyiden iyiye hissettiriyor.
Ve biz...
Biz Türkler...
Acaba nasıl bir geleceğe doğru yelken açıyoruz?
Ekonomik krizin tsunamisine kapılmadan 10 yıl yaşadık. Döviz kurları kontrol altında, enflasyon canavarını yendik, işsizlik makul seviyede. Memleketin altyapı sorunları konusunda küçümsenmeyecek mesafeler katettik, özellikle ulaşım açısından. Köprü projeleri de görkemli.
Demografik yapımız avantajlı. Önümüzde 30-35 yıl devam edebilecek genç ve üretken nüfus periyodumuz var.
Eğitim altyapısı konusunda ise hiç iyimser değilim. Umut vermiyor.
Dünyayla entegrasyonumuz çok iyi. Liberal ekonomi kuralları fazlasıyla bile işliyor. Ancak liberal felsefenin diğer ayağı aksıyor, hatta topallıyor, demokrasi...
Hukuk sistemimiz, dün kötüydü, bugün yine kötü. Evrensel normlardan uzak ve güven vermiyor.
Coğrafyamız en değerli varlığımız, stratejik üstünlüğümüzün teminatı.
Hükümet, çok uzun yıllardır görmediğimiz kadar çalışkan, iddialı da. Onun lideri, Başbakan da... Ama gel gör ki çatışma dilini tercih ediyor. Gerginlikten besleniyor, siyaseten...
Politik istikrar devam ederse Maliye ve Hazine cephesinde işler en azından yolunda gidecek, bu belli. İşi sıkı tutuyorlar. Ancak iş burada bitmiyor.
Erdem Başçı 'Krizi en az hasarla atlattık. Bu ortamda yüzde 3 büyüme mükemmel bir başarıdır' dedi.
Bu süreçten sonra ne kadar büyüyeceğiz?
Dünyanın ilk on ekonomisi arasına girecek miyiz?
Cumhurbaşkanı Gül'ün uyardığı gibi 'orta gelir tuzağına' yakalanmadan, ivmeyi daha da yukarıda tutabilecek miyiz?
Orta karar ülkeler kategorisinden üst klasmana çıkabilmek için o psikolojik bariyeri aşabilecek miyiz?
İşin özü, çanlar Türkler için çalıyor.
İyi değerlendirebilirsek.
O da bir ruh işi, inanç işi. Ülkenin bir bölümü kendini mutsuz, yenilmiş, ötekileştirilmiş hissederse kaçar o fırsat. Ülkenin yüzde 25'i ülkenin geleceğinden kaygılıysa, dışlandığını düşünüyorsa, inandığı değerlerin erozyona uğratıldığına inanıyorsa işimiz zorlaşır.
Bu duygu durumu, bu algı gerçekse tehlikelidir, çözüm ister, hiç ihmale gelmez, yok eğer gerçek değilse o algıyı değiştirmek gerek.
Somut reçete ise en kolayı, yeter ki istensin: Ekonomik kazanımların kalıcılığının sağlanması için yapısal tedbirler...
Demokratik ilerlemenin sigortası olsun diye yeni anayasa...
Reformlar sürsün diye Avrupa Birliği süreci...
Son dönem gidişat ve özellikle de ülkenin içindeki iklim çok fazla umut vermiyor. Ama onu değiştirmek hiç de zor değil, 3 Kasım sürecinde nasıl olduysa bugün de tekrarlanabilir. Zaman Türklerin zamanı ama nasıl değerlendireceğine her zamanki gibi Türkler kendisi karar verecek. Küresel akış ve sistem lehimize. Bakalım kullanabilecek miyiz...
Kurban Bayramınız mübarek olsun. Çifte mutluluk yaşıyoruz, Cumhuriyet Haftası da başladı.

<p>Merakla beklenen Bayraktar AKINCI Taarruzî İnsansız Hava Aracının (TİHA) 3'üncü prototipine PT-3ü

Selçuk Bayraktar bu sözlerle paylaştı: Yuvadan uçmadan önce son selfie

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Hastane kapısında 5 gün sahibini bekleyen vefalı köpek Boncuk, dünya basınında

Amasya'da mamutlara ait olduğu değerlendirilen fosiller bulundu