• $7,3587
  • €8,957
  • 436.709
  • 1536.11
03 Ocak 2013 Perşembe

Türkiye'yi korumak...

Terör sorununun çözümü gibi, bir ülkenin geleceğini ve kaderini etkileyen kritik konularda 'devlet içinde görüş ayrılıklarının olmasını' hiç yadırgamam. Bilakis, bunu olumlu bulurum.
Böylesine çetrefil durumlarda 'ana eksene' bakmalı.
Gidilecek istikamet konusunda mutabakat oluşmuşsa, ara güzergahlarla ilgili rekabet ve hatta yer yer çatışma iyidir.
Bu arayış, 'daha güzelin ve ortak iyinin bulunmasına' yardımcı olur. Eğer politika ve strateji belirleyenlerin tercihlerinde hata varsa da ondan dönme imkanı bulursunuz. Söz konusu olan vatanın bölünmez bütünlüğü ise gerisi teferruattır.
Başbakan Erdoğan elbette monolitik yapıdan yana. Aykırı ses çıkmasından hoşlanmıyor. Bütün iktidarlar ve bütün yönetenler için bu geçerlidir.
Terörün bitmesiyle alakalı onun bir oyun planı var.
Buna uygun bir takvimi de...
Kullanacağı enstrümanları da belirlemiş, seçmiş durumda.
Açması gereken iki kilit karşısında duruyor.
İlki şu:
Uluslararası sistemin ve aktörlerin ikna edilmesi ve sürece katılması...
Zira terör ve daha genel anlamda Kürt sorunu Türkiye'nin değil, Ortadoğu'nun meselesi. Evvela bölgede Suriye'yi, Irak'ı, İran'ı dahil etmeden bu dosyayla ilgili konuşmak yersizdir, nafiledir. Ayrıca, ABD'nin katılımını sağlamadan ne geçici ne de kalıcı çözüm bulmak mümkündür.
'GİZLİ TANSİYONA' DİKKAT
Askerle-polis arasında 'dağda mücadele' ile ilgili bir mutabakat sağlandı. Erdoğan'ın yapmak istediği ilk açılım buydu. Masaya otururken muhatabının elinin zayıflamış olmasını istiyordu. Aralıksız operasyonlar yürütülüyor. Hele polisin KCK operasyonları da eklenince bu iki kurum arasında bütün buzlar eriyiverdi, sempati ve işbirliği oluştu.
Başbakan'ın istihbaratı tek havuzda toplama konusundaki hamlesi de yürürlüğe girdi. Sonucunu henüz net bilmiyoruz. Erdoğan ve kurmayları en çok buna kafa yoruyor. MİT'in patronajında asker ve polisin de dahil edileceği yeni bir koordinasyon yapısı inşa ediliyor.
Gördüğüm kadarıyla müzakereye karşı çıkan da yok aslında.
Ama KCK ile ilgili hala tam bir görüş birliğine varıldığını söyleyemeyiz. Devlet kurumları içinde farklı düşünenler var. Öcalan'ın sürece dahil edilmesiyle ilgili de...
Artık eskisi gibi farklı sesler duymak kolay değil. Tansiyonun yükseleceğini beklemek mantıklı olmaz. Erdoğan taviz vermiyor ve işi de çok sıkı tutuyor. Ancak 'gizli tansiyon' içten içe yüksek seyredebilir. Hiç kimse devletin bölünmesini istiyor değil. Müzakereciler de dahil. Ama bütün aktörler 'memleket nereye gidiyor' diye büyük bir zihin açıklığı ve uyanıklık içinde süreci izliyor. Erdoğan'ın aklında 'Şu kangreni bir tedavi edelim, memleketin önü açılsın' reçetesi var. Bu yolla Kuzey Irak'la da yakınlaşıp petrol ve doğalgaz bağımlılığını da çözmeyi planlıyor. Böylece ilk 10 ülke arasına girme hedefine ulaşmayı istiyor. Zihni böyle çalışıyor. ABD'yi ikna edebilecek mi göreceğiz.
Başbakan Erdoğan'ın açmak için uğraştığı ikinci kilit ise üç kritik seçim. Türkiye'nin önünde sadece bir yıl var. 2014 Ocak ayı yerel seçim kampanyasının başlangıcı. Mart'ta belediye seçimleri yapılacak. Hemen ardından Başkanlık, pardon Cumhurbaşkanlığı. Bu dönemi terörsüz atlatmak istiyor. AK Parti kongresi ve genel seçimler de kapıda olacak. Planlar böyle, aktörler ve sorunlar da... Bakalım Başbakan'ın talihi ve tarihi Türkiye'yi nereye götürecek?

<p>Sefirin Kızı'na transfer olan Tuba Büyüküstün neden bu kadar konuşuldu?</p><p>Rahatsızlığı sebebi

Haftanın Magazin Başlıkları

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Mehmetçik yeni kamuflajlarıyla görev başında

40 kilometrelik alanı kaplayan Nazik Gölü'nün yüzeyi buzla kaplandı