• $7,403
  • €9,0147
  • 440.845
  • 1542.45
19 Ağustos 2011 Cuma

Türkiye'nin radikalleşmesi

'Türkiye için yas vakti'...  Bu, AKŞAM'ın dünkü sürmanşetiydi. Mehmet Kenan (Kaya)'dan.
'Uçak Kandil'e dayandı', bu da manşetimiz. Nergis (Bozkurt)'tan.
Semra (Kardeşoğlu) ve Eren (Demir) Türk savaş uçakları Kandil'i vurmaya başladığında henüz gazeteden çıkmamıştı.
İlhami (Davutoğlu) evinin kapısından, Nergis dışarıda yemekten kalkıp gazeteye döndü. Sayfamız bütünüyle çok etkileyiciydi. Karşılaştırın. Bütün gazeteler içinde 'çoklu göndermesi olan, zekice' başlıklar sadece bizde vardı. Bunları yazı işlerimizi övmek için aktarmıyorum. Derdim başka.
Dün sabah Habertürk'te Yazılı Basın programında Didem Yılmaz, 'Başlık bulurken gerçekten zorlandınız mı?' diye sordu. Yazmıştım ya...
'Evet' dedim, 'Hislerimizi, öfkemizi tam olarak yansıtacak başlıkları kullanamazdık. Yoksa terör örgütünün istediği olurdu.'
Gerçekten öyle...
Terör, toplumun sinir uçlarına dokunmayı hedefler. Kışkırtmak, sağduyuyu değil öfkeyi egemen kılmak, barışı değil şiddeti gündemde tutmak ister.
Oyuna gelemeyiz...
Yayında bunları konuştuk. Biter bitmez Prof. Abdülkadir Çevik aradı. Politik Psikoloji'nin çok saygın ismi. Özellikle bu bölümü önemsemiş. Toplum psikolojisi açısından medyanın duyarlı ve sorumlu olması gerektiğini...
Sonra şöyle devam etti: 'Sayın Başbakan'la karşılaşsam, 'Efendim lütfen siz sakin konuşun. Terör tam da bunu istiyor, sizi öfkelendirmek... Hislerinizi anlıyorum ama bunu hiç göstermeyin' diyeceğim.'
Hoca, kendisinden bir örnek verirken de 'Psikoterapide bazen çok öfkelenirsiniz. Hastanın amacı budur. Gerçekten de sinirlenirsiniz ama beklentiyi bildiğiniz için sakini oynarsınız. O hesap.'
Araya girdim 'Ama Başbakan'ın milyonlarca insanın duygularına tercüman olma sorumluluğu da yok mu' diye itiraz ettim. 'Sözlerle değil' dedi, 'eylemlerle...'
Bilemiyorum, hassas bir konu...
MÜCADELE KONSEPTİ NEDEN DEĞİŞTİ?
Dile kolay, her gün şehit veriyoruz. 20 yaşındaki askerlerimizi yitiriyoruz. Yürekler dağlanıyor.
Programdan önce de Gürsel Tekin aramıştı. TV'de duyuruları görünce... Cumhurbaşkanı'nı eleştiriyordu. ''Çok iyi şeyler olacak' sözüyle beklenti yarattı, sonra hayal kırıklığına uğrattı' diyerek... Araya girdim. 'Şimdi zamanı değil. Bugün başka bir gün. Sorumlu arama yerine, geleceğe dair çözüm bulma günü.'
Açılım diye başlatılan arayışlar iyi niyetliydi. Yerindeydi de...
Hatalar yapılmış olsa bile cesur girişimlerdi. Ama Cumhurbaşkanı, Başbakan ve devletin diğer birimleri  'frene basmak' zorunda kaldılar. Çünkü iyi niyetle atılan adımların suiistimal edildiğini, taviz gibi algılandığını gördüler. 'Tehlikenin farkına vardılar.' Kapıyı açtığın zaman karşı tarafın da iki üç adım içeri gelmesi gerekiyor. İşte bu olmadı.
O noktada bir ayrıma gittiler. Devlet politikası olarak demokratikleşme hamlelerini sürdürmekle, bölücü terörle silahlı mücadeleyi birbirinden ayırıp, paralel iki yol inşasına başladılar.
Yoksa 1990'lara dönülmesi söz konusu bile değil. Bazıları inanamıyor ama gerçek şu: Türkiye Cumhuriyeti belki de hiç olmadığı kadar güçlü. Buna yürekten inanıyorum. Bir anlayış birliği oluştu. Koalisyon dönemi gibi değil. Dün MGK'dan gelen fotoğraf bile başlı başına mesajdır. Askeri sivili bir arada. Sembolik gibi görünen böylesi adımlar küçümsenemeyecek kadar hayati. Oturma düzeni deyip geçmeyin.
'Toplumun alınyazısını belirleyecek insanlar' arasında konuşabilecek bir ortamın oluşmasından bahsediyoruz. Ortak bir sorumluluk bilinci yaratıldığı apaçık. Aksini düşünemeyiz bile, şu anda yaşadığımız çapta bir sorun geçici önlemlerle ve kişisel-kurumsal çekişmelerle çözümlenemez. Elimizdeki en güçlü silah toplumun bir arada yaşama isteğinin sürmesi. Türkiye radikalleşmeden, terörü marjinalize etmeyi başaracaktır.

<div><br></div><p><br></p>

Meteoroloji Hava Tahmin Uzmanı açıkladı... İstanbul'a kar yağacak mı?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Türkiye'nin Arnavutluk'ta inşa edeceği hastanenin şantiyesi açıldı

İğneada'da 250 tekne hamsi peşinde! Kasalar dolusu hamsiyle dönüyorlar