• $7,3499
  • €8,9442
  • 438.904
  • 1535.87
07 Mayıs 2012 Pazartesi

Türkiye nasıl değişiyor?

İktidarının 3'üncü döneminde ve 10'uncu yılında, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin Türkiye'yi nasıl dönüştürdüğü önemli bir soru olarak karşımızda duruyor.
'Türkiye hangi yönde değişiyor?' sorusunun belki de en doğru zamanlaması.
İki sebeple böyle. İlki, yeni anayasa yapım sürecindeyiz. Yeni toplumsal sözleşmeyle 'nasıl bir geleceğe doğru ilerleyeceğiz?'
İkincisi, haziran ayında seçimlerdeki ezici zaferinin ardından iktidarın tutum, eylem ve söylemlerinde belirgin farklılaşma dikkat çekiyor. Siyasal ve sosyal okumanın doğru yapılması, hem geçmiş 10 yılın sağlıklı bilançosunu çıkarmanın hem de gelecek 5-6 yıllık kritik dönemin akılcı öngörülerini sıralayabilmenin şartı.
Cumhurbaşkanlığı, hükümet ve belediye seçimleri kapıda. Olasılıkla bir de anayasa referandumu için sandığa gideceğiz.
Ekonomik olarak müreffeh, demokratik olarak gelişmiş bir toplum olmaya doğru mu ilerliyoruz?
Daha muhafazakar bir ülke haline mi geliyoruz?
Kültürel manada gelişiyor, gündelik yaşam kalitesini yükseltiyor muyuz?
İstanbul gerçekten dünya şehri oluyor mu mesela?
Sorular uzayıp gidiyor...
Bütün büyük kırılma noktalarında olduğu gibi gelişmeler başdöndürücü ve derin; öyle olduğu için de kazanımları fazla, hasarları ağır.
Bilançonun artı hanesinde de eksi hanesinde de dolu dolu kayda geçirilmiş notlar duruyor.
2002 Türkiyesi ile 2012 Türkiyesi arasında ciddi farklılıklar var. Toplumsal dönüşüm dalgası hayatın her alanında kendini hissettiriyor.

İŞADAMI MUTLU, EVDE KARISI TEDİRGİN
İşlerin en iyi gittiği alan ekonomi. Seçim başarılarının ardında yatan sihir de parada gizli.
İş dünyası memnun. Özellikle Anadolu sermayesi mutlu.
İktidarın sorunlu alanı ise ülkedeki kutuplaşmanın derinleşmesi. Son zamanlarda söylemdeki sertlik bu handikabı büyütüyor. Başbakan, 'diğer kesimleri' kucaklamayı ve 'endişeleri gidermeyi' eskiden olduğu kadar dikkate almıyor. Tiyatro söylemi çok acımasızdı, doktorlardaki gibi.
Dikkat! Korkular bugüne değil, geleceğe dair. O halde tedavisi de bu perspektiften yapılmalı. 
Ekonomiden dış politikaya, eğitimden sağlığa, kültürden iş yaşamına, spordan medyaya kadar her alanda başka bir noktadayız. 
Her birini ayrı ayrı ele almak mümkün ve gerekli; hafta içinde elden geldiğince işleyelim. Bugün bir başlangıç olsun.
Değişimin doruk noktasında, eğitim sistemi görülüyor. Geleceğimizi de etkilediği için gündemin zirvesinde. Esasen Adalet ve Kalkınma Partisi'nin başarısız olduğunu düşündüğüm alanı eğitim. Açmaya çalışayım.

EĞİTİMDE ÜÇ BENZEMEZ BAKAN
'Okul yolu'ndaki sorun istikrarsızlıktan geçiyor. Nasıl ki; ülkenin, dünyadaki ekonomik kriz ortamına rağmen bugünkü başarısının ardında ağırlıklı olarak 'istikrar' yatıyor. Bakanlar çok tecrübeli, eğitim bundan ayrılıyor. 
Her biri dünyaya, insana ve eğitime çok farklı bakan, bağımsız güçlü karakterler olarak Hüseyin Çelik, Nimet Baş (Çubukçu) ve Ömer Dinçer gibi üç farklı isim birbirlerinden koltuğu devraldı. 50 yıldır olduğu gibi eğitim yine yap-boz mantığıyla yürüyor. Neredeyse her yıl sistem değişiyor. Velinin de öğrencinin de kafası karışık. Şöyle söylemeli: 9.5 yılda eğitimdeki en çok alkışlanacak politika bütün öğrencilerimize bedava kitap verilmesidir. Okullara süt dağıtımını da böyle görüyorum. Aksaklık giderilir, uygulama yararlı.  
Eğitime yine ayrıca değineceğiz, sağlığa da... Uzun uzun. Ama hükümetin gerçek devrimi sağlık sektöründe gerçekleştirdiği kesin. Vatandaş açısından iyileşme hem de ileri derecede sağlandı. Yolu hastaneye düşen herkes bunu teslim eder. Ama sorun doktorların bir kesiminin mutsuzluğu. İçinden çıkamadığımız bir durum. Hafta boyu Türkiye'nin dönüşüm yönünü anlamaya çalışacağız.

<p>Kocaeli’nin Darıca ilçesinde, dükkanın önünde oturup döner ekmek yiyen Sebahattin Emek̵

Kocaeli'de içleri ısıtan görüntü: Koluna konup dönerine ortak oldu

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

40 kilometrelik alanı kaplayan Nazik Gölü'nün yüzeyi buzla kaplandı

''Eren-4 Karlıova-Varto'' ve ''Eren-5 Bagok'' operasyonları başlatıldı! İşte ilk kareler