• $7,3084
  • €8,8375
  • 412.816
  • 1495.38
21 Mart 2012 Çarşamba

Türk sorunu çıkarmadan Kürt sorununu çözmek

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'le görüşen bir grup içindeki en akil isimlerden biriydi...
Köşk'ten çıkmıştı ve 'Kürt sorununu' konuşmuşlardı.
Biraz şaşkındı, Gül'ün şu sözlerini aktarmıştı:
'Sizler de devreye girin. Yapıcı anlamda katkı yapın. Diyarbakır'ı, Hakkari'yi savunurken, İzmir'i, Antalya ve İstanbul'u ruhen kaybetmeyin. Bu memleketin tamamı hepimizin. Bölgedeki vatandaşlarımızın hakkını koruyoruz derken, Türkiye'nin dört bir yanındaki Kürtlerin rahatını kaçırmayın, onlar da çok tedirgin. Devlet gerekli tedbirleri alır ama duygusal kopuşları önlemek sivil siyasetin işidir.'
Gül'le görüşen, ömrünü Kürt meselesinin barışçıl çözümüne adayan muhatabı 'Cumhurbaşkanımız haklı' demişti.
Maalesef Kürt siyaseti kendisinden beklenen ve ülkenin ihtiyacı olan çıkışı bir türlü gerçekleştiremedi. BDP sivilleşemedi. Ülkeye gittikçe egemen olan sert söylemleri boşa çıkaracak karşı olgunluğu sergileyemedi.
Oysa 1990'ların Türkiye'sinde değiliz artık.
O zamanlar Kürt kelimesi bile telaffuz edilemezdi. Bir de gelinen noktaya bakalım.
Devlet çok değişti.
Daha fazlası için toplumu ve devleti teşvik edici, cesaretlendirici stratejilere ihtiyaç var.
Halkımız olgunlaştı. Oslo'daki PKK ve MİT görüşmeleri bile kamuoyunda ciddi dalgalanma yaratmadı. 'Devlet elbette görüşür, yeter ki akan kan dursun' denildi.  
Açılım politikası da halk katında destek bulmuştu. 
Mehmet Ağar'ın 'Tayyip Bey son şans' şeklindeki görüşlerini dün aktarmıştım. Ne kadar çok yankılandı. Millet çözüme aç. CHP'nin etkili ismi Gürsel Tekin, hafta sonunda 'Tam zamanı. Bugün parlamentoda uygun bir zemin var' demiş. MHP'nin ve Devlet Bahçeli'nin sağduyulu, tutarlı politikalarını övmüştü.
Devlet, bugünün iktidarı, Meclis ve toplum değiştiyse, medya olumlu katkı yapıyorsa, uluslararası konjonktür Türkiye'nin yanındaysa Kürt sorunu çözülebilir.
İşte o zaman bu ülke uçar.
Artık temel mesele, karşılıklı algılarla ilgili. Neşe Düzel'e Taraf'ta konuşan araştırmacı Bekir Ağırdır, 'Kürt sorunu nedir diye sorduk. Kürtlere göre problem devletin Kürt kimliğini tanımaması, Kürtlere farklı davranılması, hak, eşitlik, adalet problemlerinin çözülmemesi' bilgisini veriyordu. Türkler ise problemi, 'yabancı güçlerin kışkırtması ve Kürtlerin ayrı devlet kurmak istemesi' olarak görüyor.
Yani tamamen karşılıklı önyargı ve korkularla ilgili duygusal tepkiler; çözülebilir.
Türklerin çoğunluğu da çözüm istediğine göre...
Reçete bellidir.
Bütün ülkede demokratikleşme...
Meselenin can damarı burada atıyor.
Demokratik ihlaller bütün ülkenin derdi, sadece Güneydoğu'nun değil. İşsizlik de öyle... Büyüyen ekonomiye rağmen gelir dağılımı Türkiye'nin her yanında sorun.
Ama öncelikle mutlaka kan durmalı.
Sonra 'vizyonu olan bir Türkiye'.
'Avrupa perspektifi flulaşınca iki halkın ortak gelecek hayali uzaklaştı' tezine önemli oranda katılıyorum. AB üyesi bir ülkede yaşama arzusu hayati bir cazibe noktası, panzehir.
Elbette ben iyimserim. Ulusal olgunluğumuza da güveniyorum, uluslararası konjonktürün ülkemizin lehine işlemesine de...
Sonra mantığın mantıksızlığa galip geleceğine mutlak inancım var.
Nevruz olaylarına bakıp kimse umutsuzluğa kapılmamalı. Bunun PKK'nın stratejisi olduğunu unutmayalım.
Zülfü Livaneli bu hafta Vatan Kitap'ta Yaşar Kemal'in şu cümlesini aktarıyordu:
'Yahu yazık değil mi bu gençlere. Bu kan boşuna dökülüyor. Kürtler bölünmek istemiyor ki. Bölünme Kürtler için de iyi bir şey değil. Bu mesele memleketi çürütüyor.'
Bir an düşünelim, Kürt sorununu barışçıl reçetelerle çözdük, nasıl bir ülkede yaşıyor oluruz?

<p>Başkan Recep Tayyip Erdoğan, 'Darbe bir insanlık suçudur. 28 Şubat'ı yaşadım, 28 Şubat'ın farkınd

Başkan Erdoğan'dan 28 Şubat mesajı: Darbe bir insanlık suçudur

Safranbolu'da 606 Mehmetçik kan bağışı yaptı

Dünyaca ünlü yönetmen Guy Ritchie Ayasofya ve Topkapı Sarayı'nı ziyaret etti

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları (01 Mart 2021)