• $7,4126
  • €9,0363
  • 441.833
  • 1542.45
15 Ekim 2012 Pazartesi

Sistem değişmez artık

Yerel seçimlerin öne alınmasıyla ilgili Meclis'teki oylama, gelecek 3 yılın siyasal gelişmeleri hakkında hayati önemde ipuçları veriyor.
Oylama sonucu 'küçük bir şok etkisi' yarattı, 'şok dalgası da' diyebiliriz. 
Ankara'da herkes hesaplarını gözden geçirmeye başladı.
İktidar ilk kez 'evdeki hesap ve çarşı gerçeğinin uyumsuz olabileceğini' hatırladı.
Hassas bir döneme giriyoruz.
Üç yılda üç kez sandık başına gideceğiz, muhtemelen bir kez de referandum denemesi yapılacak.
Oylama şunu gösterdi:
'Meclis'ten artık köklü reform çıkmaz.'
Yani 'sistemde radikal değişiklikler' yapılamaz.
Yeni anayasa başka bahara kaldı.
Elbette yarı başkanlık, başkanlık, partili cumhurbaşkanlığı buna dahil.
Politik akış, Başbakan Erdoğan'ın mevcut sistem ve yetkiler altında Köşk adaylığına doğru hızlandı. Kendisinden sonrası için Adalet ve Kalkınma Partisi olağanüstü kongreye gidecek. O da seçimlere kadar geçecek süre için... Üç dönem şartı kalkar mı kalkmaz mı bugünden bilinmez.
Bana kalırsa kuvvetle muhtemel Gül, partinin başına geçecek. O yolun kapatılabileceğine ihtimal vermem ama eğer söz konusu olursa 'yeni bir parti bile' gündeme gelebilir.
Şimdi sebeplere geçelim:
Türkiye gibi bir ülkede 'sistemsel değişiklikler için geniş uzlaşma şartı' aranır.
İTTİFAK ÇATIRDADI MI?
İktidar partisi, geçtiğimiz on yılda muhalefet partilerinin tüm itirazlarına rağmen çeşitli yapısal reformlara gidebildiyse bunu üçlü dayanağa borçluydu.
İktidarın sırtını dayadığı duvar, 'güçlü ittifak bloku' idi. 
Öncelikle, parti kendi iç dinamiklerinin firesiz birlikteliğine sahipti. Yüzde 50'ye yaklaşan halk sempatisini, güçlü medya ve propaganda imkanlarına, etkili kanaat önderlerine ve liberal kesim desteğine eklemleyerek asker-sivil ilişkilerinden başlayıp köklü değişiklikleri hayata geçirebildi. Avrupa Birliği ilişkileri bunun sürdürülmesinin teminatı ve ana taşıyıcısı oldu. Washington'ın desteği ise iktidar partisi için daima 'sigorta görevi' gördü.
İçeride ve dışarıda birbirini destekleyen bu ilişkiler ağı sayesinde kesintisiz sıcak para akışı ve sermaye transferi ekonomi yönetiminin elini rahatlattı. Geniş halk kitlelerini memnun edecek ekonomik istikrarın temeli atıldı. Komşularla ilişkiler de geliştikçe bölgesel ticaret arttı, ihracatın yükselen ivmesi Anadolu'nun yeni palazlanan küçük ve orta boy işletmelerinin güçlenmesini sağladı. Onların talebi de daima 'demokrasi' oldu. Bütün bu kesimler AKP'nin ekonomik, toplumsal ve siyasal omurgasını oluşturdu.
Şimdi soru şu:
İktidar partisini güçlü kılan, bütün saldırı ve dalgalanmalarda tek parça halinde tutan ve siyasal istikrarın teminatı olan bu güçlü ittifak ne durumda?
Herkes, tek tek ve madde madde karşılaştırsın, kendi sonucuna ulaşsın.
Geldiğimiz noktada, AKP ülkenin en güçlü partisi. Oy tabanı yüzde 45-52 aralığına oturdu. Erdoğan ülkenin kaderini belirlemede 1 numaralı siyasetçi. Arzu edip adaylığını koyarsa Cumhurbaşkanı seçilme olasılığı çok yüksek. Ama doğrusu, bu parlamentodan artık ciddi yapısal değişiklikler beklenemez. İttifakta sorun var. Başbakan bu anlamda MHP'ye güvenemez. Kendi partisinden de fire vermeye alışmak durumunda. Çünkü gerek Kürt sorununun çözümü, gerek dış politika, gerekse ülkenin rejimiyle ilgili kendisi gibi düşünmeyen ve önereceği değişiklikler hakkında ikna edemeyeği milletvekilleri var. Başbakan bir keresinde bana 'uzlaşma arayacağım' demişti de kıyamet kopmuştu. Gücünün doruğuna çıkmış bir siyasi kişilik olarak Erdoğan, önümüzdeki süreçte uzlaşma zemini yaratmanın yolunu arayacaktır diye düşünüyorum.

<p>Peki, reform paketlerinde gelinen son durum ne? Hukuk ve  ekonomide hangi başlıkları konuşacağız?

Reform paketlerinde son durum ne?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Bakanlar Gül ve Karaismailoğlu, Gaziray Projesi'nde incelemelerde bulundu

Amasya'da mamutlara ait olduğu değerlendirilen fosiller bulundu