• $7,3593
  • €8,9594
  • 436.949
  • 1536.11
15 Mayıs 2012 Salı

Özal'dan Erdoğan'a... Ertuğrul Özkök hareketi!

Benim psikolojim böyle, ben çocukluğumdan beri aykırı ve azınlık olmak istiyorum.'
Ertuğrul Özkök'ü anlamak için kilit ve kritik cümlelerden birisi bu.
Yedi Büyük Günah kitabından...
Pazar günü o güzel kitap vesilesiyle 'Ertuğrul Özkök üzerinden bir Türkiye okuması' denemesine başlamıştım. Biz ülkemizi Özal döneminden bu yana onun yaptığı gazetelerle algıladık. Gündeme ilişkin anlam çerçevemizi o çizdi.
Özkök kitapta ayağı yere basan eleştirileri ve içerikli analizlerini fantezi hikayeleriyle kurgulamış.
Ana fikri şu cümlede gizli:
'Dünyanın her yerinde hukuk dersleri en uç örneklerle verilir. Var olan ama konuşulamayan şeyleri marjinal örnek haline getirerek konuşabiliriz.'
Yedi ayrı hikayede ve her birinin sonundaki tartışmalarda 'put kırıcılığı' yapıyor.
Türkiye'nin, Kürt sorunu değil, 'hayat tarzları üzerinden' ayrışacağını düşünüyor.
Hayali bir ayrılıkçı İzmir hareketi öyküsüyle yola çıkıyor.
Özal'la birlikte başlayan 'yeni Türkiye' döneminin geçtiğimiz yıla kadarki en popüler ve etkili figürü o. Sürecin hem ürünü hem de sürükleyicisi.
Tam liberalleşme, müdahalesiz serbest piyasa, küresel sistem, özelleştirmeler, iktidarların iş dünyası dostu (pro-business) yaklaşımları, Avrupa Birliği taraftarlığı...
Özkök hep bunları savundu. Çelişkili gibi geliyor mu? Hepsinin son on yıldaki taşıyıcı öznesi AKP...
Günahsa, Özkök'ün boynuna.
Erdoğan döneminde ve liderliğinde tam da Özkök'ün istediği şeyler oldu, oluyor.
Bir yerde film koptu. Ertuğrul Özkök'ün 'topluma yabancılaşması' ve 'değişimi doğru okuyamamış olması'yla ilgili.
Basının amiral gemisini 20 yıl yönetti, ondan önceki Ankara serüveniyle birlikte 30 yıllık bir macera.
Bütün iktidarlarla bir şekilde müttefiklik ilişkisi kurdu. Kritik noktalarda AKP ile de...
Hürriyet'i liberal yayıncılığın kalesi olarak yapılandırdı.
Hep liberalleşmeyi savundu. Bugüne kadar ekonomik liberalleşmeyi ön plana aldı. Ölümcül günahı budur. Geçmişte farklı bir yayıncılık izlese, sahip olduğu gücü 'siyasal liberalleşme' lehine kullansa seçim sistemini, siyasi partiler yasasını ve hatta anayasayı değiştirecek kamuoyunu oluşturabilirdi.

ERDOĞAN, ÖZAL'I GEÇTİ
Hiç saklamadı, Özal'ı hep sevdi. Kitabına da yansımış. Bir yerinde 'Özal dönemi bugüne göre çok daha demokrat dönemdir' diyor. Böyle düşünebilir. Ancak bunu gerekçelendirirken, 'eşi viski içerdi, kızı hayatını alabildiğine özgür yaşardı' gibi ifadelerle rahmetli Özal'ın eş ve çocuklarının yaşam tarzı üzerinden analiz yapmış. 
Bu yaklaşım, bir gazeteci olarak Ertuğrul Özkök'ün bütün günahlarının anasına bizi götürür.
Ertuğrul Özkök Türkiye okumalarını yaşam tarzı ve laiklik ekseninde seslendirirken, Türkiye değişmişti. 
Anadolu'nun kendine özgü muhafazakarlık dokusu geliştirdiğini görememişti. Kişisel tarihinde dinle ilişkisi gerilimli olunca paniğe kapıldı, içtenlikle korktu. Yaptığı hatalar gazeteci hataları. Hepimizin başına gelebilir, aynısını bugün muhafazakar basındaki çok önemli arkadaşlarda görmek mümkün.
Özkök'ün talihsizliği, ülkenin baş döndürücü dönüşümü sırasında plaza gazeteciliğinin ve İstanbul merkezli bakış açısının zirve yapması.
Habercilik öldü, sit-com gazeteciliği büyüyecek diyerek pop gazeteciliğine ebelik yaptığı günler. Oysa habercilik ölmemişti, haberciler haber yapmayı bırakmıştı. Ama olup bitenler orada öylece duruyordu.
Ayrıca gerçek şu ki: Erdoğan, günahıyla-sevabıyla, yaptığı dönüşümün hem tedavi edici hem de travma yaratıcı bütün özellikleriyle Özal'ı geçti. Bunu anlamadan da sağlıklı 'zamanın ruhu analizi' yapmak güç.

ANADOLU, İSTANBUL'DAN AYRIŞIRKEN
Kendinden ve arkadaşlarından medya içeriği oluşturan, gündem belirleyen bir isim. Popüler kültürü iyi bilen, trend yaratan ilginç bir kalem. 30 yıl boyunca tam da istediği gibi eğlendi. Ama bu arada AKP bütün Anadolu'daki mahalle örgütlenmesiyle farklı bir toplumsal yapı dokuyordu.
Farklı bir gazeteci tipi yetiştirdi.
Teori ve pratik arasındaki ayrımı kaçırdığını düşünüyorum. Kitap ve yaşam arasındaki makas açıldı. Bunun sebebi kendi yaşam biçimi. Tercihleriyle ilgili. AKP'nin muhtevasının neden ibaret olduğunu kaçırdı. Beyaz Türk tartışması bunun en önemli göstergelerinden.
Uzun zaman rantını yediği seçkinci, kentli, tüketen ve eğlenmeyi-keyif almayı önceleyen yaklaşımıyla çok dikkat çekiciydi. O sınıfın ve sistemin içinde kaldı.
Çok uzun yıllar demokratikleşme değil, laik yaşam tarzı muhafazasına odaklandı. Oysa o işin sadece bir parçasıydı.
Kitabında savunduğu ilkeler gerçekten evrensel. Keşke gücü varken onları gündeme taşısaydı.
Türkiye dindarlaşmıyor. Kapitalistleşiyor. Tam da Ertuğrul Özkök'ün istediği gibi liberal sistemle ve küresel ilişkiler ağıyla bütünleşiyor. AKP, Amerika'yla Özkök'ün hayal ettiğinden bile daha yakın.
İslami-muhafazakar söylemlerin retorikte kaldığını, aslında ekonomik dönüşümün kültürel harcı olarak bu söylemin kullanıldığını görebilmeliydi.
Evet müthiş bir kitap yazmış, bize de Ertuğrul Özkök portresi üzerinden Türkiye'nin son 30 yılına bakabilme imkanı sunuyor. O geleceğe doğru bir tarih yazımı denemiş, bunu öyle güzel yapmış ki hem geçmişe götürüyor hem geleceğe taşıyor. Bugün 64 yaşında, hem popüler bir kültür figürü hem de ülkenin en parlak gazetecisi o. Hatalarıyla doğrularıyla halen öyle. 
Yanlışları oldu. Bu kaçınılmaz... İlginç olan, merkez medyanın kaptan köşkünde onun yaptığı hataları, bugün muhafazakar medyaya yön veren meslektaşlarımızın tam 180 derece ters açıdan tekrarlamaları. Gördüğüm şudur; muhafazakarlar dahil, bütün gazetecilerin içinde Ertuğrul Özkök'ten bir parça var. Ondan nefret edenler de buna dahil.

<p>Cumhurbaşkanı Sergio Mattarella, hükümet krizini aşmak için yarından itibaren parlamentoda temsil

İtalya'da hükümet krizi... Conte gitti, şimdi ne olacak?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Diyarbakır'ın ''çılgın projesi''ndeki ilerleme üreticiyi sevindirdi

Muğla'da tarım alanları su altında kaldı