• $7,4781
  • €9,0711
  • 442.096
  • 1565.01
26 Eylül 2010 Pazar

O artık Köşk adayı

Dolmabahçe buluşmalarının en sonuncusunun davetlileri medya yöneticileri oldu. Bu kez 'açılım' yerine iktidar-gazeteci ilişkileri ana temaydı.
Zamanlama ilginç ve manidardı. Başbakan gündeme ilişkin açıklamalarda da bulundu. Edindiğim izlenim, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 'yeni bir dönemin ilk adımını attığı' ve buna uygun 'yeni bir strateji' sahneye koyduğu...


Diyebilirim ki; onu hiç dünkü kadar sakin, huzurlu, uzlaşmaya ve eleştiriye açık görmemiştim.

Bir kere fotoğraf güzeldi:
Merkez medyanın ve hükümete yakın medyanın dışında, Ulusal Kanal'dan Cumhuriyet'e, Kanal B'den Taraf'a bütün yayın organlarının yöneticilerinin tamamı da oradaydı.

Ve her şey soruldu. 'Bütün kadrolarımız Silivri'de, bu zulümdür Sayın
Başbakanım' dedi Ulusal Kanal'dan Turan Özlü.

Bekir Coşkun'u sordu Taraf'tan Yıldıray Oğur...
En güzelini Eyüp Can yaptı: Yasadışı dinlemeler, özel hayatın ihlali ve soruşturmaların gizliliğinin hiçe sayılmasını gündeme getirdi, Hanefi Avcı'nın yaşadıklarını örnek gösterdi.
Fatih Altaylı 'medyaya neden bu kadar öfkelisiniz' dedi, mesela.

Patronların çarpıcı sözleri...
'Habertürk'ün patron katından Kenan Tekdağ' bir yandan Bekir Coşkun olayında iktidarın hiçbir dahli olmadığını söyledi, diğer yandan 'hükümetin demokratikleşme açılımını bir yurttaş olarak desteklediğini vurgulayıp, annesinin sabahtan akşama dek TRT'nin Kürtçe kanalını izlediği'ni anlattı. 
Hepimiz soru sorduk, hükümetin ve Türkiye'nin yol haritasını birinci ağızdan Başbakan'dan dinleme imkanı bulduk.

'Doğan Holding'in patron katından Mehmet Ali Yalçındağ' ise RTÜK kanunu, basın özgürlüğünün anayasal teminat altına alınması ve reklam dünyasıyla ilgili kimi konularda Başbakan'dan destek istedi.

Bütün bunlar olurken Başbakan'ın bütün kurmay ekibi -tek istisna Mücahit Aslan-salondaydı. Başbakan Yardımcıları Çiçek ve Arınç, İçişleri Bakanı Atalay, Genel Başkan Yardımcıları Hüseyin Çelik ve Ömer Çelik, Başdanışmanlar Nabi Avcı, Yalçın Akdoğan, Diplomasi Danışmanı İbrahim Kalın ve Basın Müşaviri Kemal Öztürk...

Yüzde 58'in gölgesinde...
'Zamanlama' demiştik...

İki açıdan dünkü toplantıya damgasını vuran kritik önemde gelişmeden bahsetmek gerek.

İlki Bekir Coşkun olayı...
Başbakan net biçimde hükümetin etkisi olduğu iddialarını reddetti. Hatta 'ilkellik' olarak nitelediği böyle bir girişimde asla bulunmadığını ifade etti.
Bir de referandumun verdiği özgüven kendini hissettiriyordu.
Son iki günde yaptığı, 'yüzde 42'de Türkiye aşkıyla hayır dedi' eksenindeki açıklamalarını bu kez 'tavır' olarak netleştirme imkanı buldu.
Artık 'endişeli kesimlerin' dertlerini ve psikolojilerini daha çok anlama konusuna kafa yorduğunu düşünüyorum. Burada 'özeleştiriyi' yapma ve 'sahilleri anlama' çabasını girişmiş durumda.
Gerçekten böyle hissediyorum...
Verdiği elektrik kesinlikle bu.

Bu açıdan konuşması boyunca ve soruları yanıtlarken sürekli olarak 'ileri demokrasi' vurgusu yaptı ve medya özgürlüğünü bu anlamda nasıl gördüğünün altını çizdi. bugüne kadar kimi hatalar yaptığını kabul ediyor, medyanın hatalarını da hatırlatıyor ve yeni bir dönem sözü veriyor.

Manşetlerle hesaplaşma...
Konuşmasının en başlarında şöyle edebi değeri yüksek cümlesi vardı:
'Manşetlerle çarpışarak bugünlere geldik...'

İstanbul belediye başkan adaylığından bu yana yaşadıklarını kastediyor.
'Muhtar bile olamaz', '411 el kaosa halktı', 'Genç subaylar rahatsız', 'Tehlikenin farkında mısınız', 'Topyekun savaş' gibi dertlendiği manşetleri sıraladı tek tek...

Adeta manşetlerle hesaplaştı, ama yumuşak ve sahici bir tonlamayla.
İşte bu tutum, yeni bir zemin inşası anlamına geliyor.
Bence gerçek bir Dolmabahcçe kriteri yerleşiyor.
Önümüzde seçim var, 8 ay bu iklim geçerli olur diye düşünüyorum.
Sonra 2012 Köşk seçimi, Erdoğan aday...

Dün bende bıraktığı izlenim o artık Köşk adayı gibi konuşuyor. İlişiklerini buna göre dizayn ediyor. Arkasında yüszde 58'in güveni de var.

Gelecek yılın işaret fişekleri
Haber sayfamızda detaylı okursunuz ama ben kısaca Erdoğan'ın sözlerinden önümüzdeki süercin yol haritasını da aktarayım:

- Başörtüsüne CHP ile birlikte çözüm bulmak istiyor.
-  Kılıçdaroğlu'nun seçimden önce anayasa değişikliği yapılması önerilerini samimi bulmuyor. 
-  2011 seçiminin ana malzemesinin yeni anayasa olacağını söylüyor.
-  Gül'ün süresinin 5 yıl olduğunu düşünüyor ve bu konuda YSK'nın karar vereceğini belirtiyor.
-  Dün itibarıyla başkanlık veya yarı başkanlık tartışmalarının rafa kaldırmış oluyor. 
-  Buna rağmen parlamenter sistemle ilgili bazı 'etkinleştirici düzenlemeler'i zorunlu görüyor.

Bir de terör notu:
Güneydoğu Anadolu'nun güvenlik yapılanmasında yeni birtakım uygulamalar yolda. Bakan Atalay üzerinde çalışıyor. Başbakan kırmızı çizgi olarak sadece 'OHAL'in emaresini bile görmek istemiyoruz' dedi.

<p>Trump Destekçileri Kongre Binası’nı bastı hayatını  kaybedenler ve gözaltına alınanlar oldu

ABD'de devir teslim töreni nasıl olacak?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Yusufeli Barajı'nda sona yaklaşıldı

Mandaların eksi 10 derecede yemek arayışı