• $7,3747
  • €8,9371
  • 436.1
  • 1457.65
04 Eylül 2011 Pazar

Nerede hata yapıyoruz?

Her şeyden önce, 'hepimiz birer psikolojik varlığız'.
Devleti yönetenler dahil.
Başbakanlar, yüksek yargıçlar, genelkurmay başkanları da öyle...
Duygularımız, korkularımız, umutlarımız 've özellikle bilinçaltımız' davranışlarımızı yönlendirir.
'Yüksek siyaset katının' kararlarında da 'insanilikten gelen' bu özellikler ister istemez kendini hissettirir.
'Gazetecilik serüveni' boyunca bizler, çoğu kere 'evet onlar da insan' dediğimiz olaylarla karşılaşırız.
'Yazılmayan tarihin arka odalarında' bir e-muhtıranın nasıl hiç hesapta yokken kaleme alındığını, one minute krizinin aslında nasıl aniden patladığını, komutanların topluca istifa kararlarının gerçekte nasıl alındığını tamamen insani varoluşlar üzerinden okuyabilirsiniz. Yani duygular, anlık refleksler, psikolojik baskılar, sezgiler, korkular ve öfke kontrolünün yapılamadığı o zaaf anları...
Bir kez bu noktaya gelince de öngöremediğiniz nice ters sonuçlarla karşılaşırsınız.
O halde 'önce insanı tanımak' gerek. İşe kendimizden başlayarak.
Hani geçen hafta bahsetmiştim ya, ünlü ressam Frida 'Evet en çok kendi resmimi yaptım çünkü en iyi bildiğim konuda çizmek istedim' der...
En çok kendini çizmeli insan, kendini inşa etmeli.
Kendimizden yola çıkarak, karşımızdakini de anlama çabası...
Bu belli ölçüde başarıldığı zaman, 'sağlıklı öngörüde bulunabilme olanağını' da beraberinde getiriyor.
Çok bilinen bir sözdür, iki bin yıldır söylenegelir, 'karakterimiz yazgımızdır'.
Bütün insanlar karakterlerine uygun seçimler yaparlar.
Yaptığımız hataların birisi temelden başlar, 'kendimizi anlama çabasını' yeterince göstermeyiz.
Zahmetine katlanmak, bedelini ödemek istemeyiz de ondan.

KENDİ DOĞASINA UYGUN YAŞAYANLAR
 Sonra, çok daha hayati ve varoluşsal bir eksiklik, 'sezgiselliğimizi' yitirdik, yitiriyoruz.
Oysa dünyayı anlamanın ve anlamlandırmanın güzel ve önemli yollarından birisi...
Sezgi kanallarımız nicedir kapalı.
En eski insanlar daha çok sezgileriyle hareket ederlerdi. 'Doğaya yakın olmanın avantajını' kullanarak.
Her şeyi şeklileştirerek hayatı körelttik. Unuttuğumuz bir şey oldu, 'iç sesimizi, bedenimizi, ruhumuzu dinlemek'.
Bir de tabii, teoriyle pratik arasında, bitmek bilmeyen o büyük ikilem... 
Bilmek yetmez, bilgi sahibi olmak yetmez. O bilgiyi nasıl kullanacağımızda düğümlenir problem.
Onu da hayattan öğreneceğiz, deneyimlerimizden.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın başarısı için türlü analizler yapılıyor ya... Aslında galiba onun en büyük sırrı, 'politik insan' olarak ağır basan doğasına uygun hareket etmesi. İç dünyasıyla kararlar vermesi. Öyle, komplike mekanizmalardan çok, içinden geldiği gibi davranması. Benim gözlemim daha çok bu yönde.

CAYDIRICILIK MI DEMİŞTİNİZ?
Son yıllar, gazetecilerin de çok yanıldığı, öngörülerinin gerçekleşmediği örnekleri bize sıkça gösterdi. Kabine listelerinde, atılacak önemli adımlarda ve olası politik gelişmelerde tahminler genellikle gerçekleşmedi. Çünkü hepimiz, birer gözümüzü ve birer kulağımızı kapattık, önyargılarla peşin hükümlülük yaptık.  
Askerlerin başına gelen daha farklı...
O uzun bir analizi ayrıca hak ediyor ancak aklıma gelmişken Yaşar Büyükanıt'la ilgili bir anekdotu aktarayım. Bir kez daha yazmıştım yanılmıyorsam. Yıllar önce, Yaşar Paşa henüz kara kuvvetleri komutanı iken askeri düşünce sistemiyle ilgili şöyle bir prensibi anlatmıştı:
'Biz askerler, muhataplarımızı uyarırız. Asker askere ilişkilerde en önemli kural budur. Bekleriz ki mesaj alınsın ve gereği yapılsın. Genellikle yapılır. Bu bir caydırıcılık unsurudur. Yok eğer, uyarımıza rağmen karşımızdaki kendi bildiğini yaparsa size harekete geçmek düşer. Siz onu yapmaz, seyirci kalırsanız, caydırıcılığınız sonsuza dek yok olur.'
Ben bu sözü hiç unutamam.
Büyükanıt belki iyi bir askerdi, ama sanırım kötü bir genelkurmay başkanlığı yaptı. Hiç öngöremediği tehlikeli sulara Türkiye'yi yönlendirdiği gibi, siyasi birtakım sonuçların oluşmasına sebep oldu. Muhataplarının duygu, düşünce ve psikolojilerini de hiç anlamadığını gösterdi.
İnsan, proje yapar, bu doğru ama hayat bütün projelerimize, planlarımıza rağmen başımıza gelenlerden ibarettir.

<h3>Akşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Kartoğlu, CHP'nin 'Militan' provokasyonunu AKŞAM TV

CHP neden 'Militan' provokasyonu yapıyor?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Hayranı gibi yaklaştı önce imzasını aldı, sonra canını!

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları