• $12,4902
  • €14,1202
  • 713.051
  • 1776.41
10 Ocak 2013 Perşembe

Müzakerenin şeffafı olur mu?

Dünyada terörle mücadeleyi sona erdirme müzakerelerinin bu kadar göz önünde yaşandığı başka bir ülke var mıdır? Hiç sanmıyorum. Ne zaman kimlerin nerede görüştüğü, neler konuşulduğu gün gibi ortada.
İlk başta insan yadırgıyor ama diğer yandan bakınca görüyoruz ki halkın da tepkisini göstermesi ve sürece dahil edilmesi sağlanıyor.
Ya bu toplum aşırı sessizleşmiş ya da çok olgunlaşmış ve acılar bitsin istiyor.
İç dinamikler arasında mutabakatın olağanüstü hızla sağlandığı gibi bir sonuçla karşı karşıyayız. Sorun bir ölçüde bölgesel aktörler ile daha çok küresel güçlerin rolünde düğümleniyor. Orası muamma.
Bu kadar çok aktörlü bir 'güç ve iktidar oyununda' bütün kartlar açıkken sonuç alınabilir mi?
Endişe duymamak mümkün değil.
Gelişmeler o kadar pozitif seyrediyor ki, filmin sonunun mutsuz bitmesinden ürküyor insan. Müzakere 'al-ver' mantığıyla yürür. Ve az ya da çok tarafların ikisinin de mutlu olacağı 'kazan-kazan formülü' geçerlidir. Dün Yeni Şafak'ta okuduğumuza göre görüşmeler bu çerçevede ilerliyor. 
ATEŞTEN GÖMLEK Mİ GİYDİLER?
Saygın araştırmacılardan Adil Gür, hükümetin çözüm yolunda ateşten gömlek giydiğini söylüyor. Doğrusu ben de böyle düşünüyordum. Yaptığı araştırmalara dayanarak kamuoyunun tepkisini ölçen Adil Gür, İmralı ile görüşme, BDP ile müzakere kararlarına halkın tepki göstereceği düşüncesinde. Dün yazı işlerinde de o rakamları inceledik, açıklamaları tartıştık. Kamuoyundaki hava tersini gösteriyor. Ama acaba o havayı ne kadar iyi koklayabiliyoruz? Bütün medya anlamında söylüyorum. Acaba toplum gerçekten bu yaşananları olgunlukla karşılayabilecek noktaya geldi mi? Yoksa tansiyon gizliden gizliye yükseliyor mu?
Arkadaşlarımız daha sonra Metropol araştırma şirketinin eylül ayında aynı konuda yaptığı başka bir araştırmanın sonuçlarını incelediler. Evet rakam ve analizler ortaya koyuyor ki iklim değişiyor. İmralı görüşmelerini onaylayanların oranı bir yılda yüzde 19'dan yüzde 42'ye çıkmış.
Medya sürece katkı veriyor. Aydın Doğan'ın kendi yayın yönetmenlerine yazdığı mektuptaki 'barış dili kullanalım' çağrısı da bunun bir parçası... Evet memlekette 'iklim değişiyor ve  Akdeniz oluyor' galiba.
Adil Gür'ün tavsiyesi radikal adımlar atılması ve somut ilerleme elde edilmek isteniyorsa 'partiler arasında mutabakatın' sağlanması. Kılıçdaroğlu'nun olumlu açıklamalarına Başbakan Erdoğan'ın negatif yönde karşılık vermesi umut kırıcı olmadı mı sizce de?
PSİKOLOJİK ÜSTÜNLÜK KİMDE?
Aslında bu şartlarda gelinebilecek en iyi noktadayız. Buna yürekten inanıyorum. Müzakere olmadan sonuç alamayız. En önemlisi zamanlama çok doğru. Devlet masaya otururken belki hiç olmadığı kadar güçlü. Psikolojik üstünlük elinde. Son bir yıl uygulamasında PKK olağanüstü derecede zayiat verdi. KCK operasyonlarıyla da eli kolu bağlandı. Bölge halkının sempatisi kazanıldı, devletin iyi niyeti gösterildi.
Yeri gelmişken sürecin askeri-siyasi boyutları akılcı ve senkronize yürüyor. Ama PKK'dan bahsediyorsak 'diplomasi' ayağını da ciddiye almalıyız. Dış faktörleri değerlendirmeye almadan somut sonuç elde edemeyiz. PKK sorunu ve Kürt dosyasının Ortadoğu denkleminden çıkmasına izin verecekler mi, izni geçtik göz yumacaklar mı, işte orasından emin değilim. Kalan dönemde diplomatik mesainin ağırlıklı bölümünün ABD, İngiltere ve Almanya eksenli yürütülmesi şart.

<p class='MsoNormal'>Aykut  Enişte 2 filmiyle beyaz perdeye dönmeye hazırlanan Melis Babadağ, iki  s

Gişeci'de Aykut Enişte 2 sohbetleri... Bölüm 2: Melis Babadağ

Galatasaray'a Malatya'da coşku seli

Hibe desteğiyle mantar tesisi kurdu! Şimdi siparişlere yetişemiyor

400 bin uçuş saatini başarıyla tamamladı! Türkiye'nin ilk milli ve özgün SİHA'sı