• $7,4805
  • €9,0729
  • 442.24
  • 1565.01
23 Ekim 2012 Salı

Kimseyi dışlamadan...

Her dönem kendi mağdurlarını yaratıyor.  
Dün, 'Neden acımasız toplum' gibi davrandığımızı ele almaya çalışmıştım.
Bu kez devletin vatandaşa uyguladığı değil, gündelik hayatta birbirimize uyguladığımız şiddete bakıyorum.
Merve Kavakçı'nın çocuklarının yaşadıkları...
Cumhurbaşkanı Gül'ün oğullarının okulda maruz kaldığı baskı...
Bugün asker çocuklarının işsiz kalması, vebalı muamelesi görmesi...
Adeta linç kampanyaları...
Her dönem kendi 'Merve Kavakçı'larını yaratıyor.
Duygusal angajmanlara değil, fikirlere yaslanırsak, evrensel kodlara yönelebilirsek bugün şikayetçi olduğumuz zihinleri değiştirebiliriz.
Hukuk geleneğimiz yok. Gerçek bu.
Birey olamamışız.
Modernleşmeyi de devlet tarif etmiş, nasıl bir vatandaş istediğini de...
Her şey tepeden inme olmuş.
Rejimin ideolojik tercihlerine göre tavır belirlemişiz.
Gündelik yaşantımız ve ilişkilerimiz dahil.
Devlet, 'İslamcıları!' tehdit diye algılayıp, 'Şeriat geliyor' propagandası yapınca o kesimi dışlamışız. 'Askerler darbe yapacaklardı!' havası yayılınca bu kez onların çocuklarını izole etmişiz.
Çünkü insan hakları, hukukun üstünlüğü, ifade özgürlüğü ve demokrasi gibi kavramlar yerine oturmamış.
Aksi halde her on yıl, farklı ideolojik görüntülerde kendi 'Merve Kavakçı'larını nasıl bu kadar kolay yaratabilirdi ki?
Sivil toplum olamadığımız için çözümleri de hep devletten bekliyoruz.
Adalet ve Kalkınma Partisi'nin memlekete en büyük iyiliği bir zamanların sistem dışına ittiği muhafazakar kesimleri entegre etmedeki başarısı. Daha marjinal İslami kesimler de dahil. Yıllar yılı müthiş bir enerji birikmesi oluşmuştu. Toplumda belli ölçüde karşılığı olan kesimler AK Parti sayesinde sistem içine girmeye başladılar. Her hafta cuma namazı çıkışı görülen protestolar tarih oldu. Üstelik bu entegrasyon süreci Ortadoğu'nun en kırılgan döneminde yaşandı. Savaşlar, ABD müdahalesi, etnik ve mezhepsel gerginlikler, terör olayları arasında...

ATATÜRKÇÜLERLE AKP'NİN KESİŞME NOKTASI
İktidar partisi, iki yıl önceki referandumda, bir yıl önceki genel seçimde ve sonrasındaki 11 ayrı ankette yüzde 50 bandına oturduğuna göre toplumun farklı kesimlerine hitap ediyor demektir. Kitle partisi olmak böyle bir şey. Bu yüzde 50 içinde yüzde 15'i kendisini Atatürkçü diye tanımlıyormuş. Yani iktidar partisine oy verenlerin neredeyse üçte biri...
Bu işin bir bölümü...
Bir de kendisini Atatürkçü olarak gören bir kesim var ki; son dönemde dışlanmış, mutsuz ve yenilmiş hissediyor. Bu durumu yaşam biçimleri üzerinden okumak bence yeterli değil. Yani kendi yaşam biçimlerine karışılıyor gibi bir duyguyla endişeli değiller. Benim gözlemlerim bu yönde. Baskı altında olduğunu hisseden, demokratik değerlerin aşındığını düşünen, Türkiye'nin geleceğinden endişe eden bir kesimden söz ediyoruz. Korkuları o kadar baskın ki memlekette iyi yönde olan gelişmeleri de görmüyorlar. Cumhuriyetin kazanımlarının yok edildiğine inanıyorlar. Bu defa orada enerji birikmesi başladı.
Bir gazeteci ve toplumda yaşayan bir vatandaş olarak bu yönde gözlemlerim var.
AK Parti'nin ilk döneminde bu kaygılar toplumda o kadar karşılık bulmuyordu. Aksi yöndeki propagandaya rağmen güçlü reform rüzgarları kuşku bulutlarını dağıtıyordu.
Ama referandumdan sonra yeniden yapılanma çalışmaları durup, reform motoru stop edince duygu iklimi değişti. Avrupa Birliği projesi de derin dondurucuya konunca ülkenin yönüne dair kaygılar keskinleşmeye başladı.
Mağduriyeti ve bunun toplumsal sancılarını çok iyi bilen iktidar partisine düşen de yeni bir enerji birikmesine izin vermemek. Toplumun tüm kesimlerinin sesine açık olmak...

<p>Popüler sosyal paylaşım sitesi Facebook da Türkiye'ye temsilci atamaya karar verdi. Açıklama, rek

Türkiye'de temsilcilik açmayan sosyal medya şirketlerini neler bekliyor?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

İran Ordusu, Umman Denizi'nde askeri tatbikat başlattı

Mandaların eksi 10 derecede yemek arayışı