• $7,3428
  • €8,8208
  • 405.738
  • 1523.79
03 Haziran 2012 Pazar

İstanbul neyin başkenti?

Bazen kafanız karışıyor değil mi? İyimserliğinizle kötümserliğiniz iç içe geçiyor.
Bir yanınız mutlu, diğer yanınız tedirgin...
Umutlu olmak istiyorsunuz korkularınız galip geliyor.
Her şey karanlık göründüğünde birden içiniz aydınlanıveriyor.
Hepimizin duygu dünyası ve psikolojisi birbirine geçmiş çelişkilerle dolu.
İstanbul da tastamam böyle işte.
Acı çekmeden görkem olmaz misali...
Her konforun bir bedeli, çekilmiş her sıkıntının bir mükafatı var.
İstanbul gerçekten büyüyor. Nasıl büyüdüğü tartışılır belki ama şehrin ekonomik anlamda geliştiği apaçık.
Bazıları bunu söyleyince de kızıyor ama gerçek değişmez. Türkiye de aynı durumda.
Mega kentin her tarafında müthiş bir yapılaşma. Dev binalar...
Lüks oteller, gösterişli AVM'ler...
Şehir, finans başkenti olma yolunda ilerliyor.
Dünya şehri haline gelmek için ise bunlar yetmiyor. Geçenlerde bahsetmiştim, Burhan Doğançay, 'Sanatçılarımız illa dünya ligine çıksınlar. İster birinci ligde, ister ikinci, isterse üçüncü lig farketmez... Ama illa ki küresel sahnede olsunlar' diyordu.
İKSV'nin bu yılki açılış töreninde Doğançay'ın İstanbul Modern'deki o sözleri aklıma geldi.
İKSV, 40'ıncı yılını kutluyor. Muazzam bir süreklilik. Yenilik içinde değişim... Kalitenin sürdürülebilirliği...
İstanbul'un önemli yüzü sanattır, kültürdür, estetiktir. Bu kenti evrensel değer haline gerçekten getirmenin olmazsa olmazlarından birisi...
Sorunları bitmeyen bir ülkenin, yaşanması zor en büyük şehrini yeryüzüne açmanın biricik yolu kültürden geçiyor. Spordan bile değil, estetik ve kültürden...
Şehir kimlik değiştiriyor, dönüşüyor ama bir yandan da sanata yatırım yapıyor. Bu umut verici. Bülent Eczacıbaşı o estetik kaygıyı yüreğinde taşıyan bir geleneğin önemli temsilcilerinden.
Düşünsenize 40 yıldır düşmeyen bir çıta. Festivallerin seçimlerine bakınca her yıl zirveye doğru yolculukta yeni bir adım daha...
İstanbul'un salonları muazzam. Bu konuda çağ atlamışız, onu da görmeli, kabul etmeli.
Hükümet, son yıllarda izlediği dış politikanın yansıması olarak Türkiye ve İstanbul için uluslararası çapta özel bir PR çalışması da yürütüyor. Bunu ağırlıklı olarak yatırım ve iş dünyasını merkeze alarak yapıyor. Bence İstanbul'un sanat ve kültür yönünü de ön plana çıkarmalı. Burada eksiklik görüyorum. Konserlere ve festivallere yabancıların yoğun katılımı gözardı ediliyor.
Maalesef 2010 Kültür Başkenti projesinden istenen verim elde edilemedi. İstanbul'un yıldızı küresel ölçekte parlayacaksa kent kimliğini önce sanat kapsamalı. Görmek istemeyenler görmüyorlar ama İstanbul böyle de büyüyor. Bakanların ve devlet büyüklerinin kültür ve sanat etkinliklerine katılmıyor oluşu dikkat çekici. Doğrusu bunu garipsiyorum. Oysa bizatihi varlıkları ve katılımları hem teşvik edici olacaktır; hem de yönlendirici.
İKSV örneğin...
Ticari değil, tamamen kültürel bir eksende yürüyor, etkilenmemek imkansız.
İstanbul, sadece çılgın projelerle değil, böyle çalışmalarla da tanıtılmalı.
Bu şehirde aynı anda hangi sergilerin, hangi müzik programlarının düzenlendiğinin listesini yapmak bile inanılmaz şaşırtıcı. Küresel imaj ve algımız açısından her gün bir kaç uluslararası diplomatik zirvenin organize edilmesi kadar kültür zirveleri de hayati önemde.
Kozmopolit bütün şehirler aynı zamanda melez kültürlerin ve yaşamların mekanlarıdır. Sanat işte böyle yaratıcı, ilhamı teşvik edici mekanlar arar. Yabancı sanatçıların gelip kaldığı, ürettiği bir kent olmalı İstanbul. Bunun için İKSV'yi çok ama çok önemsiyorum. Bu çaba, özgün bir şehir kimliğinin inşası için de kaçırılmayacak bir fırsatı bize sunacaktır.
Açık ki; hükümet pro-business diye tabir edilen özel sektörü destekleyen liberal ekonomik politikaları takip ediyor. İçeride iş adamlarına yardımcı olmaya çalıştığı gibi, küresel sermaye için de gayet cömert cazibe noktaları oluşturuyor.
Bu, sanat alanında da geçerli olmalı. İstanbul bir çekim merkezi olacaksa, estetik yönü öne çıkarılmalı, küresel sermayenin sanata katkı vermesinin ortamı yaratılmalı. Bu yolla İstanbul'u güzelleştiririz, çok yönlü zenginleştiririz, burada yaşamayı teşvik ederiz. Hem de uluslararası tanıtımı daha iyi yapabiliriz.
40'ıncı yılında memnuniyetle görüyoruz ki İKSV bir kültür ve kent belleği oluşturmuş. Bunu uluslararası ağlarla güçlendirmiş. Şimdi mesele, 50'nci yıla doğru bu geleneğe yeni bir ivme vermekte.

"ebasi.jpg"

<p><span>Sivas'ta yaşayan ev hanımı Nilgün Bozalioğlu, yaptığı bez bebeklerle hem gelir elde ediyor

Torununa yaptığı bez bebek 50 yaşından sonra iş sahibi yaptı

İstanbul'da yüzde 50 kapasiteyle kafe ve restoranlar ilk müşterilerini aldı

Yeni normalleşme süreciyle okullarda yüz yüze eğitim başlandı! İşte ilk kareler

Madde madde kademeli normalleşme dönemi! İşte merak edilen soruların cevabı