• $7,5317
  • €8,9895
  • 413.565
  • 1541.98
23 Kasım 2012 Cuma

İslam liderliğinin fırsatları

Başbakan Erdoğan'ın, kendisi ve Türkiye için hedeflediği 'yeni bölgesel ve küresel rolün' yaratacağı 'fırsatlara' ve oluşturacağı 'tehditlere' bakıyoruz.
Erdoğan, İslam dünyasının liderliğine ve sözcülüğüne oynuyor. İran'ın öncülüğündeki Şii bloka karşı...
'Mısır-Türkiye işbirliğini' formatlıyor. ABD'nin yönlendiriciliği ve sponsorluğunda Suudi Arabistan-Katar-Türkiye üçgeninin üreteceği stratejilerle yürüyor.
Erdoğan, kendisini ve ülkemizi bu bağlarla 'güvenceye alacağına' inanıyor. ABD ile yakın ilişkiyi 'sigorta' gibi görüyor. İmkan ve riskin ilki ve en büyüğü 'ABD ile nereye kadar gidilebilir' sorusunda. Güvene dayalı ilişki sürdürülebilir mi? ABD Türkiye'nin nereye kadar güçlenmesine göz yumar? Kritik konularda anlaşmazlık çıkarsa neler olur? Savaş riski oluşursa bundan kaçınabilir miyiz?
'Devlerle aynı yatağa girersek sendromu...'
Erdoğan, 'ekonomik anlamda liberal politikalar' izliyor. Dünya Müslümanlarına bu yolla 'bir model ülke' sunulmasına imkan sağlıyor. İslam coğrafyasına ve Müslüman nüfusa 'dünyayla entegre, tüketime odaklı, yeni orta sınıfa dayalı' yeni bir yaşam kurgusu oluşturuluyor. ABD'nin hayati çıkarı ve beklentisi burada. Böylece aşırılıkları törpülemeyi, fanatizmi köreltmeyi planlayan Washington'ın eline elverişli bir model veriyor. 
Halen 'küresel kriz çağında'yız. 'Arap yüzyılı' ise yakın. Petrol rezervi, çok yüksek dolar geliri ve stratejik önemine rağmen Arap dünyasında orta sınıf yok. Dolayısıyla 'tüketim az ve demokrasi talebi yetersiz.' Global sistem açısından Türkiye işte bu tabloyu değiştirmek üzere misyon üstleniyor.
Türkiye, Müslüman ama aynı zamanda demokratik değerlere bağlı, NATO üyesi bir ülke. Yeni pozisyonlanmanın hem Türkiye hem de Müslüman dünya için üreteceği siyasal ve askeri tercihler ile askeri harcama boyutunu da zincirin halkalarına eklemeli.
HER YENİ ROL TEHDİDİ DE GETİRİR
Erdoğan'ın sürekli artan tonlamadaki retoriğini ve iddialarını taşıyacak ekonomik altyapıya sahip miyiz?
Eskiye göre makro büyüklükler hayli iyi durumda ama 'bölgesel güç' veya 'küresel oyun kurucu' rolünün gereğini yerine getirebilecek noktada mıyız gerçekten? Ayrıca, ABD-Suudi Arabistan-Katar denklemine bağlı finansal destek hattına ne kadar güvenebiliriz, emin değilim. Ya da bunun olası bedelleri ileride karşımıza nasıl fatura edilecek, kestirebilir miyiz?
Bir de Avrupa Birliği'nden uzaklaşıyor muyuz acaba? Bu geçici değil de, stratejik derin tercihlerle ilişkiliyse ne gibi sakıncaları oluşacak?
En büyük gücümüz Müslüman nüfus, paha biçilmez coğrafyamız, laik yaşam tarzımız ve demokratik geleneğimiz...
Şimdi de 'ılımlı laiklik yaklaşımları' ile Arap toplumlarına 'bakın oluyormuş' dedirtmek istenen yeni pratiklerimiz.
Askerin siyasal yaşamda etkisini kaybettiği yeni güçler dengesinin yarattığı hava...
Anadolu'nun önce Ankara'ya, sonra İstanbul'a ve en nihayetinde dünyaya entegrasyonunun taşıyacağı mesaj...
Erdoğan iddialı, kararlı da...
Türkiye için hayal ettiklerinin bize getirecekleri de var, riskleri de. Saydığım maddelerin hepsi 'ince bir hat üzerinde gözetilmesi gereken hassas dengeleri' zorunlu kılıyor. Mesele, siyasal iktidarın o dengeleri koruyacak kadar hassas, toplumun olgun, kurumların da yerleşik olup olmadığı...

<p>Türk dizileri yurt dışında tarih yazıyor. İster Güney Amerika'ya gidin ister Balkanlar'a, Orta As

Türk dizileri tarih yazıyor, şer odakları boş durmuyor!

Sosyal medyadan servis ettiler... Haftanın yalanları

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Iğdır'da esnaf ziyareti yaptı

Mavi Vatan 2021 Tatbikatı'nın Seçkin Gözlemci Günü başladı