• $7,5399
  • €8,9781
  • 413.268
  • 1541.98
22 Kasım 2012 Perşembe

İslam dünyası liderliğine mi oynuyor?

Evet...   
Başbakan Erdoğan, kendi uluslararası algısını ve Türkiye'nin imajını
İslam dünyasının liderliği ve sözcülüğü konumuna pozisyonlamak istiyor.
İsimlendirmeden, 'model ülke Türkiye siyaseti' izliyor.
Küresel konjonktürün kendisine açtığı manevra alanını gördü ve oraya dönük stratejiler üretiyor.
Çoğu petrol zengini olmasına rağmen bütünüyle bakıldığında geri kalmış ve dünya siyasetinde söz sahibi olamamış İslam coğrafyasının liderliği için üç ülkeden bahsedebiliriz.
Mısır, İran ve Türkiye...
İran, Şii bloku öncüsü.
Mısır ve Türkiye keskin rekabetin içindeydi.
Arap Baharı sonrasında Kahire-Ankara yakınlaşması ortaya çıktı. Erdoğan, Mısır'daki gelişmelerde olağanüstü derecede müdahil ve belirleyici oldu. Mursi, Erdoğan'a çok güveniyor, desteğini yaşamsal buluyor, tavsiyelerini dinliyor.
İran ise izole durumda. Geleceği belirsiz.
Başbakan Erdoğan'ın son dönem söylemleri, ziyaretleri işte bu fotoğraf içinde değerlendirilmeli. Türk vatandaşı olarak bizleri heyecanlandıran ama aynı zamanda kaygılandıran yeni profil böyle.
Yer yer aşırı bulduğumuz, fazlasıyla iddialı ve zaman zaman da tehlikeli diye nitelendirdiğimiz söylemler Müslüman aleminin karar vericisi olabilmek için...
Türkiye, bölgesel güç olmanın bile ötesinde 'adeta küresel oyun kurucu' gibi davranıyor. Ancak Türkiye'nin altyapısı şu an için buna ne kadar uygun tartışılır.
Ne var ki; Erdoğan amacına ulaşabilmek için hem kişisel hem de ulusal anlamda inandıklarını yapıyor.
Şöyle açalım:

Ilımlı laiklikle Yeni Türkiyecilik
'Model ülke' tanımlaması içeride alerjik bulunduğu için kullanılmıyor ama onun yapı taşları döşeniyor.
Ilımlı İslam ifadesi yerine de 'ılımlı laiklik' uygulamasına geçiliyor.
'Yeni Osmanlıcılık' benzetmesi dışarıda sorun yaratıyor, yine sessizce 'Yeni Türkiyecilik' zemini oluşturuluyor.
Batı sistematiğinin desteğini almak için İran'dan uzaklaşıldı, Washington ile kol kola yürüyen Suudi Arabistan ve Katar'la çok yakın işbirliği içine girildi. Bu ittifak ilişkisi aynı zamanda stratejinin finansal ayağı için de hayli önemliydi.
İslam dünyasının sempatisini kazanmak ve özellikle sokaklardaki popülarite için anti-İsrail politikalar tercih edildi. Eşi benzeri görülmedik sertlikte Tel Aviv aleyhine söylemler geliştirildi.
Büyükelçiler konusunda köklü bir zihniyet değişikliğine gidildi. Hem Erdoğan hem de Cumhurbaşkanı Gül, büyükelçileri alışageldikleri görevlerin ötesinde değerlendirdiler. Bu konu tek başına bir yazı malzemesi olabilir. Bunun uzantısı olarak daha önceleri varlık göstermediğimiz uzak Afrika ülkelerinde elçilikler, konsolosluklar açıldı.
İçerde, öncelikle muhafazakar entegrasyon ve Anadolu'nun dünyaya açılması ile yola çıkıldı. Aranan köprüydü bu.
Sonra Türk Silahlı Kuvvetleri'nde eski gelenek ve yapı tasfiye edildi. Yeni anlayışa göre Türk Silahlı Kuvvetleri yapısı oluşturuldu. Hem terörle mücadelede, hem de Ortadoğu başta olmak üzere dış politika meselelerinde anlayış birliği hedeflendi. Orgeneral Özel'in Suudi Arabistan ziyareti ve Suriye politikasına verdiği destek bu yeni yaklaşımın ürünü.
Başbakan Erdoğan'ın bu iddialı; ama riskli ve kesinlikle de tarihi perspektifinin olumlu olumsuz yansımalarını, fırsat ve tehditlerini yarın işleyeceğiz.

<p>Cumhurbakanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Türkiye - ABD ilişkilerine dair açıklamalarda bulundu. Kal

'NATO savunma sistemine entegre edilmeyecek'

8 Mart Dünya Kadınlar Günü mesajları! Anlamlı, en güzel Kadınlar Günü mesajları!

Dünyanın sonuna ilişkin tarih verdi! NASA'dan korkutan açıklama

Sosyal medyadan servis ettiler... Haftanın yalanları