• $7,4126
  • €9,0363
  • 441.833
  • 1542.45
16 Mayıs 2011 Pazartesi

Bütün zamanların en sivil seçimi

Haziran seçimleri için son düzlüğe girildi, 'asker tartışması' hiç yaşanmadı. Kampanyalarda 'türbanla ve laiklikle' ilgili polemikler olmadı.
Yargı ve devlet kurumları üzerinden 'sistem eleştirisi ve muhalefeti' yapılmadı. Siyasi rekabet, gerçek zemininde cereyan ediyor. Bu bir ilk.
İster 1946 veya 1950'den başlatın, ister Cumhuriyet'in kuruluş döneminden, isterse Özal'dan, fark etmez... 2011 yılında tarihimizin 'en sivil seçimini' yapıyoruz. 
Evet, artık rekabette şartlar eşitlenmiştir.
Bundan böyle 'gündelik hayat üzerine' politik stratejiler geliştirilecek.
Popülizmin artması biraz da yeni durumdan kaynaklanıyor.
Artık, 'projelerle' halkın karşısına çıkılacak.
Gayet tabii ki YGS de, YSK da siyasetin malzemesi olacak.
Bugüne kadar hiçbir zaman 'yoksulluk ve gelir dağılımı' seçim gündeminin ilk sırasına yerleşmemişti.
Yoksulluk üzerine çalışan akademisyenlerle 2.5 yıldır AKŞAM'da boşu boşuna röportajlar yapmıyoruz. Halkın nabzı orada atıyor. Siyaset kurumunun o röportajların mesajlarına kayıtsız kalmadığını iyi biliyorduk. 
'Seçimin ruhu' yoksul kesimlerle sistem arasındaki irtibatı kim, nasıl, hangi projeyle sağlayacak arayışı üzerine bina edildi. Sandıkla ilgili şimdi tek belirsizlik kaldı: 'Seçimin sürprizini' kim yapacak? Onu da yüzde 20 kararsız seçmen belirleyecek. Sandığa gitmeyenleri dahil ederek veriyorum bu oranı. 
PEKİ BURAYA NASIL GELDİK?
Son 9 yılın Adalet ve Kalkınma Partisi ve ondan önceki 20 yıl boyunca Milli Görüş geleneği 'halkın damarını yakalayıp' sistem muhalefeti üzerinden politika yaptılar. AKP, 8 yıllık iktidarı boyunca da bunu kendisi açısından başarıyla sürdürdü. Ama artık, sistemin sahibi ve kurucu unsurları değişti. Yeni bir statüko oluştu.
Elbette dönüşümler karşılıklıdır.
Başbakan Erdoğan artık askeri de eleştiremez yargıyı da... Hele son referandumdan sonra...
Sistem de Erdoğan'a eskisi gibi bakamaz.
İkinci sorun ana muhalefet partisiyle ilgiliydi...
CHP, devletin sahibi, Cumhuriyet'in kurucusu sıfatlarıyla donanımlıydı.
Halktan uzak, 'kurumlara' yakındı. 'Yerleşik düzen'in savunucusuydu. Kılıçdaroğlu'nun gelişi bunu bozdu. 'Devleti koruyacak olan hukuktur, millet iradesidir.' CHP yönetiminin yeni anlayışı böyleydi. Kılıçdaroğlu yoksulluk gündemli kampanya yürütüyor. 
Değişimin, ülkücü gençlik üzerinde yansıması olmalıydı, oldu.
Bahçeli, Kürt sorununun en çetrefil döneminde gençleri sakinleştirdi, legal düzlemde tuttu. 'Devlete sahip çıkması gereken, devletin kurumlarıdır' denildi. Her kaotik durumda 'ülkücü gençlik göreve' anonsuyla bedel ödetilen bu gelenek de kendine yeni bir yol buldu: Siyasi rekabet.
SANDIKTAN NE ÇIKAR?
Siyasi partiler ve seçim sistemi yasalarıyla ilgili eleştirilerimiz baki...
İdeal rekabet ve demokrasi için bu değişiklikler şart.
Bir de yüzde 10 barajı...
Keşke 5 veya 6 düzeyinde olsaydı.
Ama bütün bu handikaplara rağmen gelecek ay, bütün zamanların en sivil seçimi için sandığa gidiyoruz.
Katılım yüksek olacaktır. AKP'nin yüzde 45-50 bandına oturduğu havası 'karşı tarafta' sandığa gitme eğilimini artırır.
'MHP barajın altında mı kalıyor' psikolojisi milliyetçi kesimi motive eder, hatta CHP dahil farklı partilerden muhalif unsurların 'Meclis'te MHP'ye ihtiyaç var' duygusuyla üç hilale oy vermesine neden olabilir. 
İktidarın tabanında zaten 'istikrar sürsün' denilerek tam bir motivasyonla seçime katılım sağlanır. 
Ertuğrul Özkök geçenlerde 'Allah, Türkiye'yi seviyorsa' diyerek bir seçim tahmini yazmıştı. Ben de 'Allah, Türkiye'yi seviyor' görüşündeyim.

<p>Peki, yeni gelen aşılar nasıl uygulanacak? Toplum  Kovid-19’a karşı ne zaman bağışıklık kaz

Kısıtlamalar kalkıyor mu?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Eren-3 Ağrı Dağı Operasyonu başlatıldı

Jason Statham Antalya'da kurşun geçirmez camlı villada kalıyor