• $7,3585
  • €8,958
  • 437.177
  • 1536.11
18 Ekim 2012 Perşembe

Asıl darbeyi kim yapar?

Bankaların batışı ve 28 Şubat sürecindeki sermaye hareketleri bugünlerde yine gündemde.
TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu, bir dönemin aktörlerini dinliyor.
Anlatılanlar çok ilginç...
Heyecanla takip ediyoruz.
Fakat esas nokta gözden kaçırılıyor.
Konu daha çok 'bir olağan şüpheliler listesi' üzerinden ilerliyor. 
Ya da işin kolayına kaçılıyor, 'günah keçisi' aranıyor.
Oysa hem darbelerde, hem sosyal ve siyasal mühendisliklerde hem de olağan dışı sermaye transferlerinde 'bizi bize asla bırakmazlar.'
Aktörün kendimiz olduğunu düşünsek ve zannetsek bile, uzaklarda bir el kendi büyük planını uyguluyordur, uygulatıyordur.
En sonuncusunu 12 Eylül'de yaşadığımız askeri darbeler de böyledir, 'post modern' diye öncekilerden ayırdığımız 28 Şubat
süreci de...
Türkiye öyle bir coğrafya üzerinde oturuyor ki; bu topraklarda hiçbir önemli gelişme tesadüf eseri değildir.
Sermaye transferleri deniliyor ya...
Bakın bir Türk bankası uçurumun kenarına kadar nasıl getirilmiş...
BANKAYA OPERASYON
İki yıl önce yazmıştım. Önceki gün katıldığım bir toplantıda yine gündeme geldi. Hazır Meclis'te Ahmet Ertürk konuşmuşken ve konu tartışılıyorken hatırlayalım.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'den dinlemiştim. Gül Dışişleri Bakanı'yken anlatmıştı. Olay, kendisinin başbakanlık günlerinde geçiyor. Gül'e bir gece telefon gelir. Arayan IMF Başkanı. Yapı Kredi Bankası'na el konulmasını ister. Gül'ün sözleriyle olayın gelişimi şöyle:
'O dönemde bankalarla ilgili olumsuz gelişmeler yaşanıyordu. Yapı Kredi Bankası'na el koymamızı istedi. Kendilerine bankanın risk altında olduğuna dair bazı bilgiler gelmiş. Ben de 'Konuyu sabah inceleyeyim, yetkililerle konuşayım' diyerek telefonu kapattım. Sabah BDDK Başkanı ve diğer yetkilileri çağırdım. Baktık, banka çok iyi durumdaydı. El koymayı gerektirecek bir durum yoktu. IMF Başkanı'na bunu anlattım ve kendisine 'Siz bize siyasetle bağımsız kurumlar birbirinden ayrı olsun, müdahale olmasın, ekonomiyle siyaset ayrılsın' diyordunuz. Bakın biz bunu uyguluyoruz. Bağımsız kurum bankaya el koymaya gerek olmadığını söylüyor' dedim.
İSTİFA RESTİ
Gördüğünüz gibi olağanüstü dikkat çekici bir diyalog. Yapı Kredi gibi sistemin en önemli oyuncularından biriyle ilgili 'dışarıdan' talep geliyor. Gül hemen BDDK ve TMSF yöneticileriyle, Hazine temsilcileriyle konuşuyor.
Hayır, hiç de Yapı Kredi'ye el konulmasını gerektirecek bir tablo yok. Düşünün, eğer Gül farklı bir tavır takınsa belki de koca Yapı Kredi eritilecek, diğer örneklerinde olduğu gibi değeri sıfırlanacak, sonra da yok pahasına yabancılara verilecekti.
Önceki gün, İngiltere'nin eski İçişleri Bakanı'nın da katıldığı bir panel düzenlenmişti. Swissotel'de panelden hemen önce dar kapsamlı kahvaltı vardı. Sohbet küresel kriz ve finansal hareketler üzerine gelişmişti. O dönem BDDK Başkan Yardımcılığı görevinde bulunan Nebil İlseven'le ikili konuşmaya başladık. 'Evet' dedi ve yaşananları şöyle aktardı: 'Aynen Sayın Gül'ün söylediği gibi oldu. Hatta o gece yarısı telefon trafiği başlamıştı bile. 2003'ün Ocak ayıydı galiba. Bize bir gece 'Hazırlanın yarın sabah Yapı Kredi'ye el koymaya gidiyorsunuz' talimatı verildi. Ancak toplantılarda bir grup bürokrat, ben de onlara dahilim, karşı çıktık. 'Olamaz' dedik. Büyük tartışmalar çıktı. Sonunda dört başkan yardımcısı, 'Bunu yaparsanız istifa ederiz' diyerek rest çektik. İş döndü ama neredeyse koca bankanın içi boşaltılacaktı.'
Herkes ve hepimiz bu sözleri tekrar tekrar okuyup, üzerinde düşünmeliyiz. Sistemin ve operasyonun nasıl işlediğini anlamalıyız.

<p>Yozgat'ta aydınlatma direğindeki Türk bayrağının katlanmış olduğunu gören yaşlı bir vatandaşın, ş

Yozgat'ta vatandaşın 'bayrak' hassasiyeti kameraya yansıdı

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

40 kilometrelik alanı kaplayan Nazik Gölü'nün yüzeyi buzla kaplandı

Diyarbakır'ın ''çılgın projesi''ndeki ilerleme üreticiyi sevindirdi