• $7,3794
  • €8,977
  • 442.359
  • 1548.04
02 Aralık 2011 Cuma

AB olmasa yapabilir miydik?

Prag
Türkiye ile AB arasındaki ilişkiler bir süredir gergin, hatta kopuk bile denebilir. Geçen hafta Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Londra'daki 'sefil' benzetmesi ve Rumların dönem başkanlığına tepkisi adeta her şeyin üzerine tuz biber ekmiş, soğuk duş etkisi yaratmıştı.
Rumlar, fırsatı kaçırmamış engelleme çabalarını hızlandırmıştı. Böyle bir süreçte işi en zor kişi Başmüzakereci Egemen Bağış olur diye düşünüyorum. Ama Bakan Bağış, negatif havayı umursamadan müzakere sürecini diri tutma çabalarını sürdürüyor. Bağış'ın kendisi de son haftanın en popüler siyasetçisi. Avrupalı kimi ırkçı politikacılarla polemikleri onu gündeme taşımıştı. Sonra esprileri ve fıkraları da Bağış'ı, sosyal medyada hakkında en çok konuşulan ve yazılan isimlerin başına getirmişti.
Toplantılar için bulunduğu Brüksel'den önceki gece Prag'a geçti. Uçağı, sis yüzünden Prag yerine, 200 km mesafedeki Brno'ya indi.
Biz de 4 gazeteci, THY uçağıyla dün sabah Prag'a geçtik. Toplam 30 saatlik bir gezi... Acaba muhataplarıyla nasıl konuşuyor, durumu nasıl idare ediyor, merak ediyorum. Nafile çaba içinde olduğunu düşünüyor mu diye anlamak istiyorum. Bir de hakkındaki esprilere, iğnelemelere karşı neler hissediyor...

"ika.20111201231204.jpg"

'ŞAKACI EGEMEN'
Öğlene doğru Bakan'la buluştuk. Prag'daki yeni büyükelçimiz Cihad Erginay'ın ev sahipliğinde öğle yemeği yedik. Ahmet Davutoğlu'nun yakın ekibinden...Tabii ki ilk sohbet konusu Egemen Bağış esprileri... Bilmeyenler vardır; Bakan'ın bazı esprileri son zamanlarda soğuk ve zorlama bulunmuş, bunlar da espri konusu olmuştu. Bağış, gülüyordu. Cep telefonundan 'şakacı Egemen' sayfalarına girdi ve Twitter'daki, sosyal alemdeki kendisiyle ilgili yüzlerce espriyi, fıkrayı gösterdi. Aman Allahım neler var... Yakından tanıyanlar bilir, esprili ve güler yüzlü biridir Bağış. Olup bitenleri de olgunlukla karşılıyor. Hatta Twitter'daki takipçi sayısının 156 bine ulaşmasından memnuniyetle bahsediyordu. 'Da Vinci esprisi sınırları zorlayan bir espriydi, kabul. Ama mesajı vardı' diyor ve ekliyor: 'İnsanlar sayemde yeni espriler üretiyor.'
Bir şey dikkatimi çekti, Bakan'a da söyledim. Bağış'a en fazla, 'Türkiye'de görevlerinden dolayı tutuklu gazeteci yok' açıklaması nedeniyle yükleniliyor. O sözlerin kara bir espri olduğu algısı yaygın... 
Neyse...
Gelelim ciddi konulara...
Türkiye-AB ilişkilerinin geleceği nasıl görünüyor?
Başmüzakereci'ye sordum.

KENDİMİZİ DEV AYNASINDA GÖRMEYELİM
Söze şöyle girdi; 'Bana da soruyorlar, evet Cumhurbaşkanımız doğru söyledi. Ama biz AB'yi işte o zor durumdan (sefaletten) kurtarmak için üye olmaya çalışıyoruz.
Krizden bizim yaptığımız gibi demokratik hükümetlerle çıkmalılar, teknokratlar hükümetiyle mıntıka temizliği yapılır ama o kadar...'
AB'nin şu an içinde bulunduğu durumu, Türkiye bağlamında 'akıl tutulması' olarak tanımlıyor. Bakan, yakında bunun sona ereceğini ve stratejik düşüncenin egemen olacağını umuyor. Türkiye açısından da ayağı yere basan şu tespiti yapıyor:
'Kimse kendisini dev aynasında görmesin. Gayet tabii iyi yoldayız ama daha gidilecek çok uzun yol var. Almanya'nın bugünkü ihracatı bile, bizim 2023 hedefimizin üç katı. Üstelik yerkürede hala en müreffeh coğrafya Avrupa kıtasıdır. AB ve Türkiye'nin birbirine ihtiyacı var. Ülkemizdeki küresel sermayenin yüzde 85'i Avrupa'dan. Eskiden bizim ihtiyacımız çok fazlaydı şimdi dengeleniyor. Herkes düşünsün, 74 milyonluk bir pazar yerine 600 milyonluk pazar, küresel güç iddiası için daha iyi değil mi? Aynı mantık AB için de geçerli.'

ASKER-SİVİL İLİŞKİLERİ...
Egemen Bağış'a, dünkü manşetimizi de sordum. Milli Savunma Bakanı'nın korumalığını da artık asker yerine tamamen polis üstleniyor. Yorumu şöyle:
'AB süreci olmasa yapabilir miydik? Müzakere içinde olmasak YÖK'teki, TRT Yönetim Kurulu'ndaki, MGK'daki generalleri dışarı çıkarabilir miydik? DGM'lerdeki askeri üyeler bile duruyor olurdu. İyi görüntüler değildi onlar. Demokratikleşiyoruz, sivilleşiyoruz. Hala yapmamız gerekenler var. Ekonomik, hukuki, demokratik ve sosyal anlamdaki reformları sürdürmek için AB ile müzakereleri önemsiyoruz. Azim ve kararlılık lazım. Onlar da bizde var.'
Başmüzakereci'yi dinlerken, Cumhurbaşkanı'nın Londra'daki sözlerini hatırladım. Aslında Türkiye'nin pozisyonu iyice netleşiyor. AB yörüngesinde olmak önemli. O standartları yakalayınca tam üye olup olamayacağımız ayrı soru işareti. O, bugünün meselesi değil. Gerginlikler, her iki tarafın kendi iç kamuoyuna yönelik mesajlarından oluşan, günlük ve konjonktürel... Ankara da Brüksel de birbirine ihtiyacı olduğunun gayet farkında.

<p>Dünyanın pek çok yerinde şehir yönetimleri marka olabilmek için birbirleriyle yarışıyor. Gastrono

Taşradan Türkiye'ye açılan bir edebiyat penceresi: İkindi Yazıları...

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Mustafa Şentop'u ziyaret etti

Haftanın yalanları