• $7,399
  • €9,0108
  • 442.593
  • 1537.08
06 Ekim 2012 Cumartesi

1 Mart'tan Suriye tezkeresine

Hükümet Esad'ın iş başından gitmesini istiyor ama bunu 'mümkünse savaşa girmeden' yapmanın çaresini arıyor. Şimdilik Suriyeli muhaliflerin Şam rejimiyle mücadeleyi kazanmasına umut bağlamış görünüyorlar.
Ama 'açık savaş' eninde sonunda bizim için de kaçınılmaz hale gelirse, bu durumda 'NATO şemsiyesi altında uluslararası bir müdahale' için zemin yoklanıyor. Ankara'nın yol haritası bu.
Uçağımızın düşürülmesini, topraklarımıza top mermisi atılarak vatandaşlarımızın şehit edilmesini de bu çerçevede uluslararası alana taşıyorlar. Böylece Esad'ı izole edip sonunu hızlandırıyorlar.
Her hamleyle biz savaşa bir adım daha yaklaşırken, Şam yönetiminin uluslararası meşruiyeti de hızla eriyor. Buz gibi gerçekliklere bakarsak 'son durum raporu' bunu söylüyor.
Irak savaşıyla ilgili 1 Mart tezkeresi çıkarken 'acaba asker ne diyecek?' düşüncesi hakimdi. Sadece kamuoyunda değil, dış çevrelerde, medyada ve özellikle de hükümette. Ancak askerler 'tarihi-siyasi hesap hatası' yaparak düşündüklerini söylemediler, o dönem için etkinliklerini kullanmadılar ve hiç beklemedikleri bir sonuçla karşı karşıya kaldılar. Bunun da bedelini çok ağır biçimde ödediler, ödüyorlar.

1 Mart tezkeresi ne diyordu?
Bakın, TBMM'ye 25 Şubat 2003 tarihinde gönderilen, 1 Mart'ta görüşülerek reddedilen tezkerede ne yazıyordu:
'Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Kuzey Irak'a gönderilmesine, etkili bir caydırıcılığın sürdürülmesi amacıyla, Kuzey Irak'ta bulunacak bu kuvvetlerin gerektiğinde belirlenecek esaslar dairesinde kullanılmasına ve muhtemel bir askeri harekat çerçevesinde yabancı silahlı kuvvetlere mensup hava unsurlarının Türk hava sahasını Türk makamları tarafından belirlenecek esaslara ve kurallara göre kullanmaları için gerekli düzenlemelerin Hükümet tarafından yapılmasına, Anayasa'nın 92'nci maddesi uyarınca 6 ay süreyle izin verilmesi...'
Bu tezkere reddedilmişti.
Kulislere göre (ben de o dönem Ankara'daydım, aynen böyle olduğuna inanıyorum) Erdoğan geçmesini istemiş, Gül karşı çıkmıştı. Asker çekinceli davranınca iktidar partisi içinde bölünme yaşanmış ve hiç beklenmedik bir oylama neticesi meydana gelmişti.
Aradan geçen 9 yıl içinde Türkiye çok değişti, güçler dengesi ciddi biçimde yerinden oynadı. Bugün, Suriye ile savaşmamıza izin veren, komşu topraklara Türk askerinin girmesine yol açan bir tezkere kabul edildi. Kimse askerin görüşünü merak bile etmiyor. Belki kapalı kapılar ardında -Batılı demokratik ülkelerde olduğu gibi- Hükümet ile Genelkurmay arasında görüş alışverişi yapılıyordur. Ancak kamuoyunun şekillenmesi bağlamında artık Genelkurmay Başkanı'nın ne diyeceğine dair bir beklenti oluşmuyor.
2012 Türkiyesi'ndeyiz. Kamuoyu bir savaşa karşı. Elbette Türkiye'ye yapılan her düşmanca hareketin misliyle karşılık bulmasını isteriz, talep ederiz. Ancak bugün Türk milleti savaş istemiyor. Bunu, Suriye krizinin başladığı günden bu yana hükümet de görüyor.
Batı, özellikle de ABD, Ankara'yı ciddi olarak motive etti, sonra işi yavaştan almaya başladı. Gerçek budur. Biz adeta tek başımıza kaldık. Son olayların ardından yeniden uluslararası toplum Ankara'ya destek mesajları veriyor. Ancak halen en büyük risk bizim üzerimizde. Sıcak bir çatışma, İran ve Rusya'nın, bir ihtimal Çin'in de bir tarafta; ABD, belki NATO ve Türkiye'nin öbür tarafta kaldığı hem bölgesel hem de maalesef küresel bir savaşa dönüşebilir.
Tezkere için 'caydırıcılık' amaçlı diyoruz ama ilişkiler o hale geldi ki her türlü provokatif eyleme açık bir coğrafyadan bahsediyoruz. Sizi bilmem ama ben tedirginim. Şundan eminim: Suriye ile ilişkilerimiz gerginleşmeseydi ne bugün savaşın eşiğinde olurduk ne de PKK terörü tekrar hortlardı.

<p>Amerika Birleşik Devletlerinde 46. Başkan Demokrat Lider Joe Biden oldu. </p><p>ABD'de yeni

ABD'de yeni dönem başladı

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Malatya'da depremin izleri devletin yardım eliyle siliniyor

Merve Boluğur yalanlamıştı... Işın Karaca açtı ağzını yumdu gözünü