• $ 5,7635
  • € 6,4297
  • 279.197
  • 97149
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54

Irksal asabiyeyi aşmak...

Son dünya kupasında iyi futboluyla öne çıkması bir yana, ülkemizde Hırvatlar başka bir tartışmanın da konusu olmuştu. Çok dikkat çekmedi ama, Hırvatların aslında Kürt olduğuna dair bir gündemdi bu. Böyle bir olasılık tabii ki mümkündür. Konuyla ilgili birkaç makale ben de okudum. Araştırılmaya muhtaç bir konu. Benim ilgilendiğim işin bu kısmı değil.

Soyların kökeni milliyetçilik çağının açılmasıyla birlikte farklı bir anlam kazandı. Irkı başkalarından ayrıştırmak (hazzedilmeyenlerle) veya başkalarıyla bağ kurmaya çalışmak (hayran olunanlarla) eğilimi bana oldukça sorunlu göründü. Ama ben de, eski Türkiye’de (hem de kurumsal desteklerle) soyum, ırkım bir hakaret sıfatı olarak kullanıldığı dönemlerde bu eğilimlere fark etmeden az da olsa kapılmıştım. Bu bireysel bir tercih de değildi. Sohbetlerde soyadlarımızdaki “oğlu, kızı” anlamındaki “yan” takısı üzerinden kimler kimler Ermeni yapılmazdı ki? Bunların arasında en meşhuru ünlü maestro Herbert von Karajan idi. Safkan Avusturyalı adamı Ermeni yapar, durumun garipliğini de fark etmezdik.

Dünya düzeni ırklar üzerinden tanımlandığından beri insanlar bundan olumlu olumsuz etkileniyorlar. Dini kimliklerin yerine geçen etnik kimlikler mücadelesi maalesef daha çok acıya neden oldu. Ama ilginç biçimde, denklemin olumlu kısmında kalanlar da, olumsuz tarafında yer alanlar da, ırksal asabiyeye sarılmaya kararlı göründüler. Irklara dayalı modern süreç bize çok daha sert ve karmaşık bir dünya sundu.

Oysa günümüzde güçlü devletlerin birleşik halklardan oluştuğunu, hatta kendi ulusal sınırları ötesine taşarak AB gibi oluşumlara yöneldiğini görürken, aynı güçlü devletlerin Doğu’da etnikçiliği desteklediğini, geç kalmış bir jakobenizm transferi yaptıklarını görüyoruz. Yani dönemini tamamlamış bayat bir mal bölgelerimize emperyal dizayn için ihraç ediliyor, yüceltiliyor.

Tabii bu çabaya denk düşecek münbit durum, “ezilen halkların milliyetçiliği” damarı olabilir. Nitekim PKK, YPG ve HDP üzerinden Türkiye’nin üzerine bu şekilde geldiler. Erdoğan’ın Kürtler nezdindeki sevgisinden ve Çözüm Süreci’nden nefret ettiler. Bunu ortadan kaldırmak ve özellikle dindar Kürtleri PKK’ya yakınlaştırmak için Kürtçülük asabiyesini kışkırtacak Kobani meselesine sarıldılar. Türkiye Peşmerge’ye Kuzey Irak’tan Kobani için (Ayn El Arab) iki hat açtığı halde Türkiye’yi DEAŞ’a yardım etmekle itham ettiler.

Ama daha da ilginci, Barzani’nin aldığı referandum kararında yaşandı. Birçok politik riske karşı Barzani’nin yanında duran, maaşların ödenmesi için destek olan Türkiye “Kürt düşmanı” ilan edilmek istendi. Arkasında kimlerin olduğu açık bu emperyal oyunun bölgedeki Kürtlere ziyandan başka bir şey getirmeyeceği ortadayken, Türkiye’nin tepkisi düşmanlık olarak yansıtıldı. Maalesef bu durumun alıcısı da oldukça fazla oldu.

Türkiye HDP gibi bir partinin Meclis’e girebildiği kadar “demokratik” bir ülke. Herkes kafasındaki politik projeleri açıkça dillendirebilir, savunabilir. Ama Kürtler üzerinde örtülü, demokrasi söylemleri arkasına gizlenmiş bir etnikçilik uygulamak sanırım demokratik bir ülkede samimiyetsiz bir tutum olacaktır.

Elimizde sınanmış evrensel değerlerimiz var. İslam da, demokrasi de ırkçılığı yasaklıyor. Geç kalmış etnikçilik üzerinden emperyallere malzeme olmak yerine, vatanımız Türkiye’de birlikte yaşamanın asgari/azami kurallarını ortak değerlerimizden oluşturabiliriz.

Zaten yıllardır da yapmaya çalıştığımız budur.

<p>Merkez Sur ilçesinde, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı başta olmak üzere ilgili kurumların terörün i

Tarihi Surlar Millet Bahçesine Kavuştu

İşsizlik maaşı için şart koşulan 120 günlük 'prim ödeyerek sürekli çalışma' maddesi değiştiriliyor

Sarımsak antibiyotikten daha etkili

O fotoğraflar nasıl çekiliyor? işte perde arkaları