• $8,5707
  • €10,1463
  • 495.809
  • 1360.75
25 Ocak 2015 Pazar

Tayyip Erdoğan’ın oturduğu koltuk 2

1

“O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır”
2
Geçen yazımızda Sayın Cumhurbaşkanımızın, başkanlık ettiği ilk kabine toplantısının fotoğrafı üzerine geçmişe bir yolculuk yapmış ve yazıyı, Tayyip Erdoğan’ın da zaman zaman okuduğu Sezai Karakoç’un ‘Ey Sevgili’ şiirinden bir mısra ile bitirmiştik.
Bu kez de yine aynı şiirden bir mısra ile başlayıp geçmişe yaptığımız yolculuğa devam etmek istedik.
3
Siirt’te okuduğu bir şiir yüzünden R. Tayyip Erdoğan Diyarbakır DGM’de yargılanır ve mahkum olur.
Daha sonra Yargıtay’da, Diyarbakır DGM’nin verdiği kararı onaylar ve mahkumiyet kesinleşir.
Bunun üzerine R. Tayyip Erdoğan 24 Eylül 1998 günü Belediye’de bir basın toplantısı düzenler.
Uzun bir konuşma yapacaktır.
Çünkü, bu konuşma, geride kalan dört buçuk yıllık başkanlık döneminin hesap dökümü olacağı kadar, mahkumiyetin gerekçelerini ve gelecek umutlarını, hepsini birden içermekteydi.
Konuşma şöyle başlar:
“Her şeyden önce bugün kendi ülkemde böyle bir konuşma yapmak zorunda olduğum için üzgün olduğumu belirtmek istiyorum.”
Ve şöyle biter:
“Büyük bir sevinçle 75. yılını kutladığımız göz bebeğimiz Cumhuriyetimizin kurumları böyle insafsızca yıpratılmamalıydı.
Bu ülke Cumhuriyetin 75. yılını bu anlamsız yasaklarla, baskılarla, tek tip insan yetiştirme gayretiyle karşılamamalıydı.
Bu karar yalnızca ülkemizin hukuk anlayışının değil, bütün bir milletin adalet inancının üzerine gölge düşürdü.
Yine de ben mutluyum. Çünkü milletim mahzun olmadığı sürece ben mahzun olmam. Varsın Tayyip Erdoğan mahkum olsun, yeter ki bu aziz millet hiçbir zaman mahzun olmasın.
Kararın açıklanmasından itibaren yurtiçinden ve yurtdışından destek için gelenlere teşekkür ediyorum.
Ve tekrar ediyorum: İşte ben buradayım. Sevgili yurdumun ve dünya kamuoyunun gözleri önündeyim.
Ve müsterihim.
Siz de müsterih olunuz!
Bu şarkı burada bitmez.”
O günlere tanıklığa yine ‘Bir Liderin Doğuşu’yla devam edelim;
“Dışarısı çok kalabalıktı; insanlar Başkan’larını orada öylece mahzun bırakıp gitmek istemiyorlardı. Tayyip Bey de odasının pencerelerinden ayrılamıyor, kendisine tezahürat yapanları tekrar tekrar selamlıyordu.
O sırada yanında bulunanlardan Ahmet Ergün, Başkan’a seslenerek yolun karşı tarafına bakmasını ister; eliyle, Şehzadebaşı Camii’nin duvarına yaslanıp pankart açan bir kadını işaret etmektedir.
Tayyip Erdoğan, pankarttaki yazıyı okurken dudakları titremeye başlar, müthiş bir duygu sağanağına yakalanmıştır. Ağlamamak için kendini zor tutar.
‘Başkan! Diktiğin ağaçlar ağlıyor.’ (…)
Tekrar pencereye yönelir; kadın ve pankart oradadır. Sonra bakışlarını her gün biraz daha dal budak salarak yol boyunca uzayıp giden ağaçlara çevirir…”
Sayın Başkan!
O ağaçlar ağlamıyor artık.
Her birisi dal budak saldı; çeşit çeşit renkte çiçekler açtı; çeşit çeşit tat da meyveler verdi.
Hepsi gümrah bir şekilde dallarını gökte daha yükseğe, daha yükseğe ulaştırma çabasında.
Hayat bir balta korkusu da yaşamıyor günümüzde.
Hani sen; “İşte ben buradayım” demiştin ya.
Hâlâ orada oturuyorsun.
Senin orada oturmanın verdiği güvenle ağaçlar yeşil ve insanlar umutlu.
Ve hâlâ söylenecek mısralar var.
Ve hâlâ yapılacak besteler…

<p>Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said'in başbakanı azlederek, Meclis'in çalışmalarını durdurması Arap Bah

Tunus'ta darbe süreci

Düzce'de asırlık ağaç caddeye devrildi

Antalya'nın Manavgat ilçesinde 4 ayrı noktada orman yangını meydana geldi

Elazığlı girişimci atıl durumdaki otobüs ve minibüsleri karavana dönüştürüyor