• $8,2502
  • €10,0525
  • 485.343
  • 1441.33
19 Kasım 2015 Perşembe

Tarihi tekerrürde Paris’i nereye yerleştireceğiz?

1
Üstat İbn-i Haldun’un izini sürerek, hayat dairevi bir deveran içindedir, anlayışının oluşturduğu yolda yürüyerek…
Irak’ın işgali, Arap baharı, Mısır gelişmeleri, Suriye’nin karışması, Filistin-İsrail gerçekliği…
IŞİD (DAİŞ), Suruç, Ankara, Lübnan ve nihayet Paris katliamları bağlamında ne söylenebilir diye sorduğumuzda…
Kafir-murtet-Hanifi-Şii-Selefi kelimelerin çağrışımları içinde çıkış aradığımızda…
Tarihte, bugünleri açıklayabilecek zaman aralıklarıyla ve olaylarla karşılaşmamız mümkündür.
2
1000’li yılların başında, İslam; 400 yıllık tarihi içinde çok hızlı bir şekilde başarılı fetihlerde bulunmuş, coğrafi olarak sınırlarını Hind’den Atlas Okyanusu’na, Yemen’den Kafkas Dağları’na kadar genişletmiş; siyaset biliminde, sanatta, edebiyatta, sanayide, felsefede, mimaride velhasıl hayatın bütün şubelerinde büyük gelişmeler göstermiş;
Sonunda bir doyum noktasına ulaşmış ve durağan bir döneme girmişti.
Tarihin bütün devirlerinde olduğu gibi ‘durağanlık’ ışığın pervaneleri çağırdığı gibi; çatışmaları, ayrılıkları, parçalanmışlıkları, savaşları çağırır.
İşte 1000’li yılların başında Bağdat’ta oturan Abbasi Halifesi Müslümanların lideri konumundadır ama liderlik yapılacak birleşik bir toplumun varlığı muammadır.

İslam tam bir parçalanmışlık içindedir.
Siyaset parçalanmıştır.
Coğrafya parçalanmıştır.
Akıl ve vicdan parçalanmıştır.
Bilgi parçalanmıştır.
Din parçalanmıştır.
Bu devirde “İslam medeniyetinin coğrafi sınırları küçülmüş, pek çok coğrafi bölge iç çatışmalardan da faydalanan dış güçler tarafından işgal edilmişti. (…) İslam coğrafyası parçalanmış, nerede ise her şehir birer devlet halini almıştı. Siyasi merkezin parçalanması doğal olarak adaletin parçalanması demekti. (…) Hakikati temsil ettiğini iddia eden onlarca dini ve fikri okul aralarında çatışma halindeydi. Öyle ki birbirlerinin canlarına kastetmekteydiler. (…) Aklın parçalanmışlığı siyasi parçalanmışlığın meşruiyetini sağlıyor, siyasi parçalanmışlık ise fikri parçalanmışlığı besliyordu. İtikadi ve fikri mezhepler, irfani meşrepler, felsefi meslekler, tüm renkleri ve tonlarıyla, her türlü ifrat ve tefrit mevcuttu. Aklın/nazarın/bilginin bu parçalanmışlığı elbette eyleme de yansıyordu.”
Siz yukarıdaki teorik çerçeveye; Kahire’yi başkent yapmış Şii Fatimi devletini, Haçlıların işgalindeki Kudüs’ü, Fatimi devletinin icazet verdiği Hasan Sabbah’ı, Vatikan’ın (Roma)’nın örgütlediği art arda dalgalar halinde gelen Haçlı seferlerini, ‘Hüküm sadece Allah’ındır’ sloganıyla yola çıkan Haricileri ilave edebilirsiniz.
3
İşte, tam bu noktada Selçuklular devreye girmiştir. “Selçuklular merkezi devleti yeniden inşa ederek siyasi birliği sağlamışlar, siyasi birliğin sağlanmasıyla insanlara belirli bir hukuk çerçevesi içinde öngörülebilir/adaletli bir hayat imkânı tesis etmişlerdir.” Siyasi birlik, coğrafi birlikten sonra dilde birlik çabalarıyla ortak vicdan ve ortak aklın gelişmesine kadar uzanacak bir yolu açmayı başarabilmişlerdir.
Selçukluların başlattığı bu inşa ve ihya hareketi Selahattin Eyyubi’nin Kudüs’ü Haçlılardan geri alması ve Kahire merkezli Şii Fatimi devletini ortadan kaldırmasıyla en üst noktasına ulaşmıştır.
Bu gelişmeler çerçevesinde, Nizam-ı Alem anlayışıyla tesis edilen İslam Medeniyeti/İslam Devlet(ler)i neredeyse 1000 yıl fasılasız devam etmiştir.
1000 yıl aradan sonra devran yeniden ters dönerek İslam’ı, 1000 yıl önceki şartlarla yeniden karşı karşıya getirmiştir.
4
Bugün de;
İslami siyasi birlikten eser bulunmamaktadır.
İslam coğrafyası parça parça olmuş, neredeyse şehir devletleri kurulmuş bulunmaktadır.
Akıl ve vicdan tutulmuş, adalet neredeyse buharlaşmıştır ya da bir meczubun insan boynuna vurduğu bıçağın ucuna ilişmiştir.
Her türlü mezhep, meşrep, meslek tüm renkleri ve tonlarıyla ifrat ve tefrit bağlamında fitne üretmekle meşguldür.
İslam coğrafyasının büyük bir bölümü iç çatışmalardan da faydalanan dış güçler tarafından işgal edilmiştir.
Kudüs işgal altındadır.
İslam coğrafyasının her tarafında şartlara ve konjektüre uygun çalışan Hasan Sabbah fedaileri mevcuttur.
Hasan Sabbahlara meşruiyet alanı açan dâhili ve harici unsurlar devrededir.
Ta başlangıçta, Hz. Ali o meşhur sözüyle “söz hakiki bir söz, fakat bununla batıl murat ediliyor” diye kesin tanıyı ve hükmü ortaya koymasına rağmen Harici anlayış Selefiliğe evrilerek ortalığı kasıp kavurmaktadır.
Bağdat-Şam-Kahire Konya(Ankara)-Doğu Roma (İstanbul)-Batı Roma-Paris bugün de gündemin sıcak kelimeleridir.
5
Bilmem; tarihin döngüsü yeni bir Selçuklu yapılanmasının kurulmasına, yeni bir Selahattin Eyyubi’nin doğuşuna denk noktada mıdır?

Allah izin verirse yaşayıp göreceğiz.
Not 1: Tarihle ilgim sade bir okuyucu seviyesinde olduğu için yanlış kronoloji vermiş, yanlış bağlantılarda bulunmuş olabilirim. Var ise düzeltilmesi temennisiyle…
Not 2: Tırnak içindeki alıntılar İhsan Fazlıoğlu’nun Kayıp Halka isimli kitabından alınmıştır, teşekkürler.

<p>Avrupa sevdalısı aydınların asıl derdi ne? Neden bir  Avrupalı'dan daha 'Avrupa'cılar'? Avrupa öz

Avrupa'yı bize ışıltılı tablolar gibi çizenler kimler?

Demirspor, Süper Lig'e çıktı; Adanalılar çıldırdı!

Filistinli gençler, İsrail'in saldırılarını balonlarla protesto etti

Hobi diye başladı! Şimdi tanesini 2 bin liradan satıyor