• $9,262
  • €10,7921
  • 526.391
  • 1409.56
2 Kasım 2014 Pazar

Taraftarlıktan holiganlığa

1

Dilini sevdiğim için bütün yazdıklarını okuyordum doğal olarak.
Sonra bir gün bir önermede bulundu, tek bir önermesi nedeniyle sevmiştim onu.
“Gelin ve damat adaylarını sınava sokmak gerekir. Eğer en az üç türküyü söyleyemiyorlarsa onların evlenmelerine müsaade etmemek gerekir” diyordu. Sonra Çengelköy Çınaraltı’nda, Çınaraltı Camii imamı rahmetli Davut Hoca’nın yanında gördüm ilk ve son olarak. Daha da sevdim.
Davut Hoca bir kıstastı benim için.
Öylesine insan, öylesine samimi, öylesine sahici, entelektüel, dindar, merhametli, öylesine dost idiydi ki, O’nun dostu kuşkusuz benim de dostum olabilirdi. Üstelik ‘türkü’ takıntısı ‘Türkçülük’ten de neşet etmemişti demek ki.
Çünkü Davut Hoca Kürttü. ‘Türkçü’ birisi Davut Hoca’yla zor dostluk edebilirdi.
Demek ki ‘aidiyet’ bağları, evrensel iyi, doğru, güzel, hakiki, sahici gibi değerleri ıskalamasına neden olmuyor...
Sahici bir entelektüelden beklendiği gibi büyük insanlık ailesinin bir ferdi olmayı her şeyin üstünde tutuyordu.
‘Türkü’ye taraf olması, O’nu ‘taraftarlık’ tuzağına düşürmüyordu anlaşılan.
2
Ahmet Turan Alkan’dı sözünü ettiğim kişi.
A. T. Alkan 29.10.2014 tarihinde Zaman Gazetesi’ndeki köşesinde ‘Ey dindarlar, nefs-i levvame nedir?’ başlıklı bir yazı yayınladı.
Diyor ki Alkan.
Ak Parti “... bir dönem için bile olsun iktidardan uzaklaşabilme rahatlığını kendinden esirgedi. Siyasete değil iktidara ara vermek ihtimalini içine sindirebilmiş olsaydı, demokratik standartları daha da geliştirmeyi başarabilirdi.”
Neymiş.
Halkın yarısının oy verip “iktidara devam” demesine aldanmadan kendi isteğiyle iktidarı bırakmalıymış Ak Parti. Bu daha demokratik ve dindarca bir davranış olurmuş.
Bazen halkın ne söylediğinin ve istediğinin bir önemi olmadığını söylüyor bir bakıma.
Eğer öyle olmasa, halka hiç sormadan hatta halktan kaçırarak ve kaçarak ‘hizmet’in iktidarı ve devleti ele geçirme çabası nasıl aklanabilir ki.
Gülen Örgütü’nün önünün açılabilmesi için Ak Parti “kazanmanın laneti”nden kurtulmalıdır diyor Alkan.
“Açmaz burada: Ak Parti önümüzdeki seçimlerin yine en güçlü adayı. Düşük ihtimalle kaybetse bile, yerini ikame edecek bir iktidar alternatifi görünmüyor henüz. Hükümet taraftarları kazanmaya mahkum olmanın nasıl da ayartıcı ve esritici bir pozisyon olduğunu anlayamıyorlar; ‘kazanmaya mahkum’ kibar bir ifade; daha doğrusu ‘kazanmaya lanetli’ olurdu. Daha zarlar havada dönerken kazanmak! Partinin kazancı, demokratik sistemin kaybı demek ama.”
Tekrar soralım neymiş.
“Partinin kazancı demokratik sistemin kaybı”ymış. Bu nasıl bir savrulmadır ki, legal bir siyasi partinin sandıkta kazancı demokratik sistemin kaybı oluyor da...
Açık/gizli bir örgütün bürokrasiyi ele geçirerek ‘kazanması’ demokratik sistemin hayrına olabiliyor.
3
Cengiz Aydoğdu söylemişti. “Entelektüel taraf olabilir ama taraftar olamaz” diye.
Öyle değilmiş üstat.
Bazı entelektüeller(!) taraftar değil, hatta ‘holigan’ bile olabiliyormuş. Gördük. Ahmet Turan Alkan örneğinde olduğu gibi.

<p>Akşam Gazetesi Yazarı Kurtuluş Tayiz, 'Markar'ı çok erken kaybettik. Markar hayat, yaşam doluydu.

'Anıları ve geride bıraktıkları bize ışık tutacak nitelikte'

Fenerbahçe, Trabzon'a ayak bastı

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları (16 Ekim 2021)

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Angela Merkel ortak basın toplantısı düzenledi