• $8,4758
  • €10,0599
  • 493.702
  • 1413.8
3 Eylül 2015 Perşembe

‘Neyi söylemek’ten önce, ‘Nasıl söylemeli?’ meselesi

1

Bir önceki yazımızda, önceki seçimlere nazaran 1 Kasım seçiminde, partilerin seçim kampanyasında ki performanslarının seçmen davranışını etkileme konusunda daha fazla belirleyici olacağını söylemiştik.
1 Kasım seçiminin ana temasının, Ak Parti’nin bu kez tek başına iktidar olabilecek bir oy oranına ulaşıp ulaşamayacağı olması nedeniyle sözümüzü bu bağlamda sürdürmeye çalışırsak…
2
Ak Parti kurulduğunda, en çok önemsediği ve üzerinde en fazla yoğunlaştığı konulardan birisi ‘kullanılacak dil’ meselesiydi.
O günleri en içerden, bizzat meselenin aktörlerinden birisi olarak yaşadığım için, bu konuda gösterilen dikkatin ve çabanın yakından şahidi olarak…
Bilindiği üzere, Ak Parti’nin kurucularının ve liderlik pozisyonunda bulunan mensuplarının çoğunluğu ‘Milli Görüş’ geleneğinden geliyordu.
‘Milli Görüş’ geleneğinin alameti farikalarından bir tanesi de kullandığı dil idi. Bu dilin ana kavramları ve sözcükleri ise dini literatüre ait kelimelerdi. Ak Parti, Milli Görüş partilerine nazaran daha çok kitle partisi olmak iddiasıyla kurulduğu için, yeni partinin dilinin de, sadece dindarları, sadece belli bir meşrebi, belli bir anlayışı, belirli bir hayat tarzı olan kişileri, grupları muhatap almaktan öte, bütün Türkiye’yi kucaklayacak bir dili olmalıydı.
Bugünden geriye baktığımızda rahatlıkla söyleyebiliriz ki; Ak Parti kuruluşunda yeni bir dil oluşturma konusunu başarıyla gerçekleştirmiş olduğu için zaman içinde oyunu %50’lere kadar çıkarmıştır.
Malum her siyasi parti iktidar olmak için vardır. İktidar olmak içinse siyasi partiler toplumun her kesiminden destek ister, her bir bireyin oyuna taliptir.
Eğer sizin dilinizde bir kısıtlılık hali söz konusuysa, yani diliniz; toplumun bir kısmını dışarıda bırakıyor, ötekileştiriyorsa, kendi kendinizin önüne, kendi ellerinizle barikat kuruyorsunuz demektir.
Bu nedenle, bir kitle partisi, iktidara talip olan bir parti, bölücü bir dil kullanamaz, ırkçı bir dil kullanamaz ve de dini bir dil kullanamaz, kullanmamalıdır.
Bu demek değildir ki, siyasetin ahlaki ve moral değerleri yoktur.
Bu demek değildir ki, dindarlar siyaset yapamaz. Hayır! Siyasetin her kademesinde, her inançtan, mezhepten, etnik kökenden kişiler bulunabilir. Bu bağlamda dindar insanlarda siyaset yapabilir/yapmaktadır.
Ancak bu kişiler, kendi özel düşüncelerini ve yaşama biçimlerini başkalarına dayatamayacağı gibi, birilerini dışarıda bırakan bir dil de kullanamaz.
3
Ak Parti bunu geçmişte büyük ölçüde başardığı için, büyük seçim zaferleri elde etti.
(Bir hoşluk olsun diye hatırlatmakta fayda var: ‘Bir Liderin Doğuşu’ kitabında da anlatmıştık. 1989 Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminde Recep Tayyip Erdoğan’a destek veren, Hacıhüsrevli bir ‘Kudret Abi’ var.
‘Kudret Abi’ Tayyip Erdoğan’ı dini hassasiyetleri nedeniyle desteklemiyor. İşin içinde, toplumun alt katmanlarına tepeden bakan, ‘yabancı’ siyasetçilere bir ders verme duygusu olduğu kadar mahalledaşlık var, delikanlılık raconu var, kendinden gördüğüne arka çıkmak var. Siyasetin tekerine çomak sokmak var.
Ve bütün bunlardan öte, Tayyip Erdoğan’ın herkesle beraber, Hacıhüsrevli, Roman Kudret Abisini de kucaklayabilen tavırları ve söylemi var.) Bugüne baktığımızda, Ak Parti’nin dilinin görece olarak, geçmişe göre daha fazla dindarlaştığını söylemek mümkün.
1 Kasım’a giderken, Ak Parti’nin üst düzey yöneticilerinden, en uçtaki ilçe mensuplarına kadar, toplumun önüne çıkıp söz söyleyen bütün unsurları bu hususta dikkatli davranmalıdırlar. Herkesi kucaklayan dil anlayışını sürdürmeliler.
Korkmaya gerek yok. Siyaset arenasında dini bir dil kullanmamanın dindarlığa bir zararı olmaz.

<p class='MsoNormal'>CZN lakaplı Burak Özdemir de Antalya'ya giden isimlerden  oldu. Uyarılarına rağ

CZN Burak Özdemir yangına müdahale ederken şov yapmakla suçlandı

Tarihi değiştiren araştırma: Machu Picchu'nun bilinenden daha eski olduğu ortaya çıktı

Kemerköy Termik Santrali'ne yaklasan yangin havadan görüntülendi

Evsel atıklar burada elektrik enerjisine dönüşüyor