• $7,4116
  • €9,0241
  • 440.185
  • 1532.28
27 Aralık 2020 Pazar

‘MUKADDİME'ce/7 Dünyanın merkezine hücum!

1

Niçin, dünya devletleri (tabi ki gücü yetenler) Ortadoğu’ya, yani Mezopotamya’ya, yani El-Cezire’ye saldırırlar, bölgenin tamamını veya bir kısmını işgale kalkışırlar, kendi unsurlarını sahaya sürmeden içerdeki kullanışlı partnerler vasıtasıyla alan kapatmak isterler ya da truva atları yetiştirip sahaya sürerler, en azından bir üs kurmaya çalışırlar…

Anlaşılan o ki bu güçlerin tamamı İbn-i Haldun muhibbi (!) üstadın işaret ettiği yolda yürüyorlar.

2

Urfa’da, Göbeklitepe’den sonra daha da eski bir zamanı işaretleyen yeni bir hayat alanı (Karahantepe) bulunmuş.

Göbeklitepe’de başlamıştı, şimdi daha bir yüksek sesle dile getiriliyor şaşkınlık.

Söz konusu kazıları yapan ve tarihleyen batılı bilim adamları ulaştıkları sonuç karşısında şaşkınlıklarını gizlemiyorlar. M. Ö. 12 binli ve daha ötesi yıllarda insanlı bir hayatın varlığına hayret ediyorlar…

Bizdeki bilimcilere inat (daha doğrusu onlar bilmezler) her yeni bilimsel gelişme bir tarafıyla mutlaka dinden referans alır.

Böyle olunca, zamanımız dünyasında bilimsel çalışmalar ya bizzat doğrudan batılı bilim adamları, ya da batılı bilim anlayışı çerçevesinde yapıldığı için, söz konusu çalışmaların temelinde Hristiyanlık etkileyici ve belirleyici bir unsur olarak orada durmaktadır.

Bilim adamlarının söylediğine göre; Hristiyanlık insanlı dünyanın başlangıcını en fazla M.Ö. 5000’li yıllara kadar götürebilmekte, vukufiyeti bu kadar geriye uzanabilmekte.

İşte bu yüzden Göbeklitepe ve Karahantepe karşısında hayrete düşmekteler.

Oysa Kur’an’ı Kerim’e bakılacak olsa (Batılı bilim adamları zinhar Kur’an’a bakmazlar, yok sayarlar. Güya bizim bilim adamları da batılı bilme meftun oldukları için onların da aklına gelmez) ortada şaşılacak bir şey olmadığını görülür.

Kur’an’ı Kerim’de ismen zikredilen peygamberler üzerinden Hz. İsa’dan geriye doğru bir tarihi kronoloji çıkarılmaya çalışılsa Hz. Lut’un, İbrahim’in, Nuh’un ve daha öncekilerin yaşadığı dönemlerin M.Ö. 10.000’den aşkın olabileceği tespit edilebilir.

3

Malum;

İbn-i Haldun ümran ilmini açıklarken coğrafyaya, dolayısıyla tabiat şartlarına ve iklimle ilgili olgulara büyük önem verir. Bunların insan tabiatını etkilediğini dolayısıyla toplumsal hayatı, devlet yapılarını ve ümranı (medeniyeti) oluşturmada doğrudan amil olduğunu söyler.

Üstat, ekvatordan kuzeye doğru dünyayı 7 eşit parçaya böler (Güneyde pek az hayat/ümran olduğuna inandığı için onu es geçer)

1. ve 2. bölgeyi aşırı sıcaklık, 6. ve 7. bölgeyi de aşırı soğuk nedeniyle ümrana elverişli görmez.

Bu bağlamda en mutedil, dolayısıyla ümrana, yaşamaya, cemiyet kurmaya, sosyal hayata, sanat üretmeye vs. en uygun bölüm olarak 4. bölümü sayar.

3. ve 5. bölgelerse 4. bölgeye komşu olmaları nedeniyle ikinci derecede mutedil bölgeler olarak nitelenir.

Sonra, Üstat, bu kez Avrupa ve Afrika kıtalarının Atlas Okyanusu’na dayanan ucundan başlayarak Japon denizine kadar olan dünyayı dikey olarak on eşit parçaya böler. (Henüz Amerika kıtası yok)

Böylece dünya iklim bakımından 70 bölgeye ayrılmış olur.

10’un yarısı 5 olduğuna göre 4. paralel bölgeyi dikey olarak kesen 4. ila 6. çizgiler arasında kalan alan;

İbn-i Haldun’a göre dünyanın en mutedil dolayısıyla ümrana en uygun bölgesidir.

Yani; 4. enlemin 4. ila 6. boylam arasında kalan; Akdeniz’de Kıbrıs adasının oralardan başlayan, güneyde Kudüs ve civarını, kuzeyde Anadolu’nun Tarsus’a kadar güney kıyılarını içine alarak doğuya bugünkü Suriye ve Irak (Mezopotamya/Cezire) topraklarına uzanan bölge medeniyetin, yani dünyanın merkezidir.

“… en mutedil olan yer Irak ile Suriye olmuştur. Çünkü burası her cihete göre ortadadır” (S. 260)

Şimdi, başlarken sorduğumuz soruyu tekrar dikkate alırsak, meselenin niçinini anlamış oluruz herhalde.

Hegemonik ve emperyalist güçler dünyanın merkezini ele geçirmek için savaşıyorlar…

4

“Bahis konusu üç iklimde (3. 4. ve 5.) oluşan her şey, itidal (ve kemal) hususiyetine sahiptir. Beden, renk, ahlak ve din bakımından en mutedil olan insanlar burada yaşarlar. Hatta nübüvvet (müessesesi bile) ekseriye burada mevcut olmuştur. Güney ve Kuzey’de olan iklimlerde peygamber gönderildiğine dair herhangi bir habere vakıf olmuş değiliz.” (S. 259)

“Şimdi orta yerdeki üç iklim halkına bakalım. Bunlar vücutları, huyları, gidişatları itidal üzeredir. Çünkü maişet, mesken, sanat, ilim, başkanlık ve mülk gibi bütün tabi halleri itibariyle mamur bir durumdadırlar. İşte bundan dolayı riyaset, nübüvvet, mülk, devletler, şeriatlar (kanunlar, hukuk), ilimler, beldeler, şehirler, kasabalar, binalar, bahçevanlık, üstün sanatlar ve diğer mutedil (tabii) haller hep onlarda mevcut olagelmiştir.” (S. 263)

Görüldüğü gibi üstada göre peygamberler, getirdikleri vahyi anlayabilecek zihni kapasiteye sahip toplumlara gelmişlerdir.

Bu hayatın tabii kanunları (sünnetullah) gereği böyledir. Allah’ın muradı çerçevesinde oluşan en mutedil, en münbit, en medeni coğrafyalar ancak bir peygamberi bünyesinde barındırabilirler.

Ayrıca/başkaca (bir çelişki gibi görülecek ama, geçmişte anlatmaya çalışmıştık, gerekirse tekrar anlatmaya çalışırız) her türlü doygunluk ve doymuşluk nedeniyle yoldan çıkmaya ve azgınlaşmaya en yakın topluluklara gönderilmiştir peygamberler.

Bu husustaki anlatıların tamamına baktığımızda, İbn-i Haldun’a göre peygamberler orta halli bir beşerdir.

Çünkü mesajı herkesi ilgilendirmekte, dolayısıyla herkese ulaşması gerekmekte, yani herkesin anlayacağı bir dille konuşması gerekmektedir.

Ancak yine Üstad’a göre peygamberlerin bir de Rahman’a bakan veçhesi vardır. Bu vasfıyla peygamberler seçilmiş, temiz, kamil ve bu vasfı ile beşerden ayrı bir tarafı vardır.

Allah insanlar arasından bir takım şahsiyetleri seçerek, onları kendi hitabına mazhar kılarak yüceltir. (S. 266)

Ve kendilerine peygamber gelmiş her topluluk istisnasız, peygamberlerine ithafen/izafeten tapınaklar/ibadethaneler kurmuşlardır.

5

Bir kez daha Göbeklitepe ve Karahantepe gibi buluntulara baktığımızda burada ortaya çıkan tapınaklar bir anlama kavuşur.

Oraların peygamberler (Hz. İbrahim, İsmail, Lut, Nuh vs.) yurdu olduğu net olarak görülmüş olur.

Hatemül Enbiya Muhammed Mustafa söz konusu olduğunda ise işler biraz karışır.

Çünkü Hz. Muhammed’in ortaya çıktığı Hicaz bölgesi söz konusu 3. 4. 5. bölgelerin dışında kalmaktadır.

Üstat bu meseleye çözümü; Arap yarımadasının üç tarafının denizlerle çevrili olduğu, dolayısıyla suyun bölgedeki harareti düşürüp mutedil bölgelerdeki iklimlere yaklaştırdığında görür.

Bize göre buna; son peygamberin öncekilere nazaran daha sıkı sınanmasını, daha kavi bir eğitimden geçirilmesini, daha dayanıklı bir bedene kavuşturulmasını ve affetmenin hikmetini talim etmeye yöneltilmesini ekleyebiliriz.

Allahualem son peygamber olması ve Allah’ın dinini tamamlayacak olması keyfiyeti onun daha sert bir coğrafyada (iklimde) gelmesini icap ettiriyordu.

Bir şeyler söyleyelim derken epey karıştırdık herhalde…

Allah zihin açıklığı versin.          

<p>Amerika Birleşik Devletlerinde 46. Başkan Demokrat Lider Joe Biden oldu. </p><p>ABD'de yeni

ABD'de yeni dönem başladı

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Gaziantep'te tır kazası! Yol trafiğe kapandı

İHA fabrikası Ankara'da üretime başladı