• $8,4705
  • €10,2921
  • 501.151
  • 1441.33
11 Nisan 2021 Pazar

MUKADDİME'ce/21-1İbn-i Haldun'un kafası karışık olabilir mi?

1

Sırasıyla gidelim.

İnsanların topluca yaşamaları için devlet şart mıdır?

El cevap: Evet öyledir. Semavi dinler dediğimiz Musevilikte kimi peygamberler aynı zamanda kraldır. Hristiyanlığın bugüne ulaşan versiyonu ise, kayboluşundan sonra, Pavlus'un eliyle İsa'nın öğretilerinin şekil değiştirerek Roma'nın resmi dini haline gelmiş şeklidir. İslam'da ise son nebi Hz. Muhammed peygamberliğinin yanında Mekke'den Medine'ye hicretiyle başlayarak örgütlü bir toplum inşa etmiş ve ona başkanlık yapmıştır.

Keza felsefe katında , düşünce dünyasına dair bilinen en eski kayıtlarda devlete atıf vardır ve de 'nasıl bir devlet' sorusuna cevap aranması söz konusudur.

İkinci sırada derç edeceğimiz şey ise devlet adlı organizasyonu yönetecek/işletecek kişi ya da kurumlardır.

Tarihin ilk dönemlerinde yöneticiler/liderler, kişisel pazu ve zihin gücündeki üstünlüklerinin yanında mensup olduğu aile/klan/kavim/toplulukların nisap ölçeğinde olmaları yani bir asabiye sayesinde belirgin gelmişlerdir.

Günümüzde ise hem tekil, hem kurumsal anlamda bu iş seçim yoluyla işlev kazanmaktadır.

Yani; her durumda lider (halife, melik, sultan, kral, başkan, cumhurbaşkanı, başbakan vs.) vazgeçilmez ve önemli bir unsur olarak kendisini göstermektedir.

Böyle olunca tarih boyunca liderin vasıfları, niteliği, becerileri her zaman merak ve araştırma konusu olmuştur.

Özetlersek; "devlet insanlar için tabii bir durumdur." Öyleyse başımızda bir çobanın varlığı da kaçınılmazdır.

2

İbn-i Haldun'a göre; yönetilenlerin yöneticide aradıkları; onun şeklinin düzgünlüğü, yüzünün güzelliği, elinin büyüklüğü ya da küçüklüğü, ibadetlerinin çokluğu, yazısının güzelliği vs. gibi şahsi hususlar değil, onun kendileriyle olan ilişkisi ve kendilerine karşı takındığı/takınacağı tavırdır.

Melik tebaası olan, tebaa da Melik'i olandır. Bu nedenle Melik'in meliklik sıfatı tebaaya nispetledir.

Buradan hareketle Üstad zeki ve uyanık kişilerin iyi yönetici olamayacağını söyler. Görece olarak: "Uyanık hükümdarlar keskin zekalarıyla, tebaanın idrak sahasının ve kavrama kabiliyetinin ötesinde bulunan hususlara ta başlangıçta, parlak zekalarıyla nüfuz ettiklerinden; onları takatlarının üstünde olan şeylerle mükellef tutarlar."

Bu yüzden düzen bozulur, devlet yıkılır.

İbn-i Haldun bunun için 'bir söz'ü ve 'bir eylem'i yardıma çağırır, onların desteklerini murat eder.

Söz; İbn-i Hanbel'in Müsned'inde naklettiği bir hadistir: "En zayıf olanınızın yürüyüşüne göre yürüyüş yapınız."

Eylem ise Hz. Ömer'e aittir.

Halife Ömer, Irak valisi olan Ziyad bin Ebu Sufyan'ı görevden alır. Bunun üzerine vali halifeye sorar: "Beni niçin azlettin ey müminlerin emiri? Acizlik ve yetersizlik sebebiyle mi, yoksa ihanet yüzünden mi?"

Bunun üzerine Hz. Ömer: "Ben seni ikisinden biri sebebiyle azletmedim. Sadece aklının üstünlüğü ile insanlara kaldıramayacakları sorumluluklar yüklemeni hoş görmedim."

3

Ancak;

İbn-i Haldun yukarıdaki tespitlerinden hemen sonra yeni bir başlık açar: Hilafetin ve İmametin manası... diye.

Cümlenin malumudur ama biz yine de hatırlatalım; Halife'de sultan gibi, melik gibi, başkan gibi bir yönetici sıfatıdır ve beşeridir.

Öyle ki; Üstad 'halifeliğin' beşeri vasfını vurgulamak için, ayetteki açık ifadeye rağmen 'yönetici halife'lerin Allah'ın değil, peygamberin halifesi olduğunu söyler.

Bu fasılda Üstad; toplum üzerine halifeliğin (yöneticinin) bulunmasını farz kabul eder. Bu fasılda, başka gerekçelerin yanında asıl söylemek istediği 'neslin korunmasının' Allah'ın emri olduğudur.

"Eğer düzeni sağlayan bir idareci olmazsa, bu durum insanların yok olmasına ve nesillerin kesintiye uğramasına sebep olacak büyük bir kaosa ve kargaşalığa yol açar. Oysa insan neslinin korunması şeriatın temel ve zorunlu hedeflerindendir."

İnsan hayatı için halifenin (yöneticinin) şart olduğunu anladık.

Öyleyse bu halifenin (idarecinin) özellikleri nedir diye bakmaya geldi sıra...

İbn-i Haldun'a göre bu vasıflar 4'tür.

Birincisi ilimdir; Allah'ın hükümlerini tatbik etmek, dolayısıyla insanları sevk ve idare etmek için ilim sahibi olmak gerekir. Hatta müctehid derecesinde alim olmak gerekir.

İkincisi adalettir; malum bir yönetim/organizasyon/devlet için adalet olmazsa olmaz meselesindedir.

Üçüncüsü kifayettir (ehliyet, yeterlilik); Halifenin (lider) hangi durumların kötü sonuca sebep olacağını, zorluklara katlanmasını, karar verme gücüne sahip olması gerekir.

Dördüncüsü duyu organlarının sağlamlığıdır.

Görüldüğü üzere, başlangıçta derç ettiğimiz 'uyanık ve zeki olanlar iyi yönetici olmaz' saptamasıyla, halife (yönetici) olmanın özellikleri olarak sayılan ilim sahibi ve kifayet sahibi olma şartları çelişik durmaktadır.

İşte burada o soru akla gelmektedir: Sahiden, İbn-i Haldun'un zihni biraz karışık mı?

Biz bu soruya, hayır!.. deriz, çelişik görünen ifrat ve tefritten uzak durma ve orta yolun tercih edilmesidir... diye bakarız.

Hani Nasrettin Hoca'ya sormuşlar, yokuşu mu seversin inişi mi?.. diye.

Hoca'da bunun ortası yok mu? diye cevaplamış.

O hesap...

<p>Libya açıklarında batmak üzere olan şişme bottaki 97 düzensiz göçmen, bölgedeki Deniz Kuvvetleri

MSB duyurdu: Mehmetçiğin dikkati faciayı önledi

Milli Eğitim Bakanı Selçuk, emekli öğretmenlerle çevrim içi bayramlaştı

İşgalci İsrail, içlerinde hamile bir kadınında bulunduğu ailenin tüm fertlerini öldürdü

Mehmetçiğin dikkati Doğu Akdeniz'de faciayı önledi