• $8,0619
  • €9,6894
  • 460.203
  • 1408.14
10 Haziran 2018 Pazar

Maturidi Dersleri/25-a

1

Bir önceki derste Maturidi’nin görüşlerinden hareketle çizilmeye çalışılan çerçevenin öyle çok kolay üstesinden gelinecek bir şey olmadığı bir gerçek.

Bir tarafta, ‘kendini tamamladığını’ ifade eden vahiy, öte tarafta asırlar boyu imbiklene imbiklene oluşan örf ve ananeler.

İkisini kavga ettirmeden ve ikisine de hayat hakkı tanıyarak ya da hakkını eksiksiz vererek bir hayat tarzı vücuda getirmek gerçekten kolay olmasa gerek.

Bu nedenledir ki; sonradan Müslüman olan toplulukların bir kısmı, bu çetrefil meselelerle hiç uğraşmamak için kestirmeden bir yol takip etmişler; vahyin geldiği toplumun kültürüne dahil olmuşlar, yani Müslümanlıklarının yanında Araplaşmışlardır da...

2

Ebu Hanife ve Maturidi’nin şahsında Türkler birinci yolu tercih etmişlerdir. Kah eski alışkanlıklarının şeklini muhafaza edip içini vahyi hakikatlerle doldurmuş; kah dinin teklif ettiği kimi değer ve ilkeleri kendi dilinden sözcüklerle ifade ederek;

Bazen atalarından tevarüs edileni koruma konusunda katı bir sahiplenme içine girerken; bazen de vahyin nazil olduğu toplumun değerlerini benimseme konusunda oldukça atılgan davrandığı görünür; bir Araptan daha iyi Arapça bilmek ve konuşmak gibi...

Özellikle Osmanlı, bu hususta da emsalsiz bir terkip ortaya koymuştur. Bugün bizim Osmanlıca dediğimiz Türkçe; dini daha derinden tanımak ve içselleştirmek için Kur’an’i kavramları çok rahatlıkla dilinin içine yerleştirmesini becerebilmiştir. Aynı minvalde Farsça’nın kullanılması ise Türklerin İslam’ı daha çok İran (eski) üzerinden öğrenmeleri nedeniyledir.

Sonuçta, Osmanlı örneğinde, Türkler hem anadillerini terk etmemiş, hem de dinin temel kavramlarını öğrenmiş, günlük dilde kullanarak pekiştirmiş oluyor.

Doğal olarak ‘hayat tarzı’da bu anlayış çerçevesinde oluşmuş oluyor.

Bu husus, bu terkip Cumhuriyetin ilk yıllarını da kapsayıcı şekilde yaşayıp geliyor.

Ta ki;

3

Teoman Duralı diliyle söylersek; “Önceleri sadeleştirme, millileştirme, daha sonralarıysa özleştirme sanlarıyla anılan kisveler altında, İngiliz-Yahudi kültür emperyalizmi, Türkçeyi, evvelemirde, gerek din gerekse medeniyet bakımından İslam’ın kazandırmış olduğu dil değerleri ile özelliklerinden yoksun kılmanın mücadelesini yürütmüştür. Bu, genel bir İslamsızlaştırma hareketinin ilk köklü, can alıcı adımını teşkil etmiştir.

Türkçenin İslamsızlaştırılması yazı devrimiyle işe koyulunmuş, çağlar boyu el emeği göz nuruyla dokunmuş bedii değerler ve tasavvurlarla yüklü yürürlükteki yerleşik sözlerin, tamlamalar ile terimlerin, içsiz, nesebi gayri sahih, uyduruk olanlarla değiştirilmeleriyle de, tabiatından inhiraf etmiş hilkat garibesi yeni sözümona bir dilin imaliyle sonuca ulaştırılmıştır. Bundan sonraki merhale, Türkçe’nin, toptan tasviyesi olup yerini İngiliz-Yahudi medeniyetinin ana bildirişme aracı İngilizce’ye bırakmasıdır...”

Şimdi; yabancı dilde ve yabancı mektepte eğitime; Vahyin ve dinin diğer unsurlarının Müslüman toplumların ana dillerine aktarılmasının ehemmiyetine;

Anadilin için inanca ve imana dair anlam ve değerlerinin kavram ve kelimelerin bir ölçü dairesinde katılmasına/karışmasına fırsat tanımaya;

Dilde sadeleştirme hareketlerinin sonunda neyi becerdiğine;

Bir daha bakmakta fayda yok mu sizce de?

<p>Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias ile görüşmesinde ger

Dendias provokasyon için mi geldi?

Fenerbahçe, Medipol Başakşehir maçı hazırlıklarını sürdürdü

Amerikalı Rapçi Kanye West'in ayakkabısı 2 milyon dolardan satışa çıktı

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, KKTC'de