• $9,6153
  • €11,2367
  • 553.564
  • 1479.93
2 Haziran 2016 Perşembe

‘Fetih’ münasebetiyle ‘tarih’ anlayışları

1
Geçtiğimiz pazar günü İstanbul’un fethinin 563. yıldönümü gösterişli bir törenle anıldı/kutlandı.
Belli ki AK Parti iktidarı, dini görünür alana taşırken, geçmiş büyük yaşanmışlıkları bugün görünür hale geleni takviye etmek bağlamında hatırlamanın faydasına inanıyor.
Bunu yapmakla, bir taraftan bugüne ait bir motivasyon oluştururken, bir taraftan da söylemlerine ve yaptıklarına bir haklılık ve meşruiyet alanı açmaya çalışıyor olabilir.
Öyleyse, tarihsel yaşanmışlık gerçekten de bugün için bir değer ifade eder mi?

2
“Şüphe yok ki, insanın tarihle olan ‘ilişkisi’ anlaşılmadan ya da ilişki-sahip olunan idrak biçimine uygun düşecek tarzda-sağlıklı şekilde kurulmadan hayatın anlamını kavramak kolay olmayacaktır.”
Peki, tarihle nasıl bir irtibat kuracağız ki, hayatımız anlam kazansın.
İçinde Müslümanların da bulunduğu kadim düşünceye göre tarih çevrimsel (dairevi) bir şeydi. Yani, hayat, belli periyotlarla tekrarlanarak akmaktaydı.
Böyle olunca; belirli bir zaman dilimindeki yıkımlar ‘kıyamet’ sayılmaz, ebedi kader olarak telakki edilmez, bir gün yeniden ayağa kalkmanın umudu hep diri tutulurdu. Aynı şekilde büyük başarılar kutsanmaz, ebedileştirilmez, bir gün her şeyin zevale uğrayabileceği peşinen kabul edilerek, başarı zamanları şükretmekle geçirilirdi.
Ne tarih ne tarihi olaylar bizatihi kutsal değildi. Kutsal olan, ‘baş’lı ve ‘son’lu olmayan sadece Tanrı’ydı.
Oysa; “18. yüzyıldan itibaren tarih, lineer/doğrusal bir çizgide seyreden ve kendisinde anlamlı bir son taşıyan süreç olarak anlaşılmaya başlanır.”
Bu “yeni tarih anlayışıyla beraber hiçbir şey artık tekrar edilemez olarak kabul edilir. Bundan dolayı eski olan hiçbir şey artık bu yeni tarihin içinde kendine yer bulamayacaktır.”
Böyle olunca; yeni (çizgisel) tarih anlayışı ister istemez ‘ilerlemeci’ bir muhteva taşımak mecburiyetindedir.
Artık esas olan ilerlemedir. Her halükarda bugün dünden ‘iyi’dir, yarın bugünden ‘iyi’ olacaktır.
Sürekli ‘iyi’nin peşinde koşmanın sonucu ise, ‘cennet’e varmaktır. Yani ‘cennet’ öteki âlemden bu dünyaya düşmüş olur. Böylece ‘cennet’i dünya ötesinde sunan bütün dinler hayatın dışına itilir.

3
Yeniden İstanbul’un fethi kutlamalarına dönersek; lineer tarih anlayışına sahip modern anlayışa göre geçmiş artık tekrarlanamaz. Yani Müslümanlar, Türkler bir daha İstanbul’u fethedemez. (İstanbul’un fethi çapında bir başarı elde edemez.) Bu anlamıyla da Türkiye’nin yaptığı fetih kutlamaları folklorik bir anmadan öte bir değer taşımaz.
Oysa yapılan kutlamalara ve bu çerçevede oluşturulmuş söyleme bakıldığında belli ki Müslümanlar, Türkler meseleye hiç de öyle bakmamaktadır. Tören boyunca sık sık tekrarlanan Arif Nihat Asya’nın şiirindeki iki dizeye (Oğlum sen de Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın/Kızım sen de Fatihler doğuracak yaştasın) bakmak bile yeterlidir meselenin böyle anlaşıldığını görmek için.

4
Dairevi tarih anlayışına uygun biçimde yeniden düştüğümüz yerden kalkabileceğimize inanmak doğrusu, ilerlemeci tarih anlayışına sahip moderniteye ciddi bir meydan okumadır.
Ancak unutulmamalıdır ki hayat bir bütündür. Hayata dair bütüncül bir anlam küresi kurabilmek için bütün kavramlarımızı o anlam küresinden beslenen bilgi ve hikmet ile yeniden kurmamız gerektiği gibi, eylemlerimizin sonuçları da o küreyi zenginleştirici bir mahiyet arz etmelidir.
Hayatın bir bölümünde ilerlemeci-modernist davranıp, başka sahalarda muhafazakâr davranmak zihnimizi, aklımızı, vicdanımızı, adaleti parçalamaktan başka bir şeye yaramaz.
Velhasıl yine, bir kez daha ciddi bir sınanmayla karşı karşıyayız vesselam.
(Not: Tırnak içleri Abdurrahman Arslan’a aittir)

<p><span style='font-size: 1.6rem;'>Yeni varyant hızla yayılıyor... Kovid geçirip, tat ve koku kaybı

Beynimizin parmak izi, hastalıkları veya kişileri tanımak için kullanılabilir mi?

Nesli tehlike altındaki şah kartal, Ankara'da tüfekle vuruldu

Tavşanlı Höyük'te bölgenin 'endüstrileşmiş ticaret merkezi' olduğuna dair bulgulara ulaşıldı

Kesilen ağaçtan bir anda kan akmaya başladı!