• $9,5347
  • €11,0919
  • 547.65
  • 1455.42
23 Temmuz 2016 Cumartesi

Çengelköy-Kuleli/3 ve askeri eğitim

1
Bir kampanya haline dönüşebilir mi diye iki gündür dillendirdiğimiz tekliflerimizi tekrar özetleyerek başlayalım.
Bir: Askeri Lise Kuleli’den taşınmalıdır.
İki: Askeri okullardaki eğitim sistemi, yeni eğitim yılının başlangıca yetişmek üzere yeniden yapılandırılmalıdır.
Bu iki öneriye bir üçüncüsünü daha ilave edersek: Tüm Askeri Lise ve Harp Okulları’ndaki mevcut öğrencilerin orduyla ve okulla ilişkileri kesilmelidir. Bu yıl yeni eğitim dönemine, Liselerin ve Harp Okulları’nın birinci sınıflarına yeniden belirlenecek usullerle yeni öğrenciler alınmalıdır.

2
15 Temmuz gecesi Çengelköy’de olup bitenleri anlatmaya devam edersek;
Dünkü yazımızı, aldıkları duyum ve bilgi üzerine insanların karakol önünde toplanmaları ve o sırada karakola gelen rütbeliyi kovalamalarıyla bitirmiştik.
Hatırlanacağı üzere bu gelişmeleri bizzat olayın içinde bulunan bazı Çengelköylülerin beyanlarına dayanarak yazmıştık.
O gece Çengelköy halkı ve esnafı ayaktaydı. Ancak gecenin bir kahramanı vardı ki, onun şahsi hikayesini anlatmak, Çengelköylülerin ve Türkiye’nin ona teşekkürü anlamına geleceği gibi, yaşananlarında toplu özeti olacağından büyük ehemmiyet taşıyor.

3
Tuncay Akçay bir polis memuru, Grup Amiri olarak görev yapıyor. Orta boyda, esmer, dolgun vücutlu… Yani bildiğimiz ve tanıdığımız Anadolu çocuklarından biri.
Sözü ona bırakmadan bir hususun altını çizmem gerekiyor. Kullandığı bazı ifadeler ve kurduğu kimi cümleler için ben uyardım, “Bunu aynen böyle mi yazayım?” diye. Kendisi “Evet aynen söylediğim gibi yazın.” diye teyit etti.
“Olaya, köprünün kapandığına dair gelen ihbar ile müdahil oldum. Önce köprü koruma polislerini aradım, ihbarı doğruladılar, ‘askerlerce köprünün tutulması bilgimiz dışında, bizde anlamaya çalışıyoruz.’ dediler. Daha sonra TEM bürodan tanıdığım bir arkadaşı aradım o bana ‘askerlerin darbe girişiminde olduğunu’ söyledi.
O sırada bazı esnaf arkadaşlar gelip durumu sordular. Onlara ‘askerin ihtilal yaptığını, hazırlıklı olmalarını, tam teyit aldığımda kendilerine de aktaracağımı’ söyledim. O sırada karakolda görevli dört kişi vardık. Arkadaşlarıma dikkatli olmalarını ve arkamdan karakolun bahçe kapısını kapatmalarını söyleyerek dışarı çıktım.
Çengelköy ışıklara kadar yolda gördüğüm tüm araçları ve esnafı bilgilendirmek amacıyla yüksek sesle ‘asker ihtilal yapıyor, herkes silahlansın ve karakolun önünde toplansın, vatan elden gidiyor’ diye bağırarak yürüdüm.
Bana önce askerlerin Beylerbeyi tarafından geldiğine dair bilgi gelmişti. Bu nedenle ışıkların orda yolu kapatmaya çalıştım. O sırada oradan geçen araç sahiplerinin çoğunun karısı hastaydı, hem de %90 oranında kanser hastasıydı (!), durmadılar, Çengelköy taksi durağından gelen bir ticari ve bir motosiklet ile trafiği keserek dönüp tekrar karakolun önüne geldiğimde esnaflarımızdan kurufasulyeci Osman, kardeşi Kadir, Çınaraltı Çay Bahçesi sahibi Fikret, tekelci Şener, Yakamoz’un sahibi Tamer, elektrikçi Kadir, muhtar Can, şimdi hatırlayamadığım ve tanımadığım bazı insanlardan bir kalabalık oluşmuştu.
Bu sırada askerlerin Beylerbeyi’nden değil Kuleli tarafından geldiğini öğrendik, öğrenmek değil, daha doğrusu o sırada karakolun kapısına daha önce görmediğim ve tanımadığı bir Yzb. gelmişti. Karakolun içindeki arkadaşlarıma ‘sıkıyönetim ilan edildiğini, karakolu kendisine teslimini’ istemiş, arkadaşlarım bu talebe uymayacaklarını söylediği gibi halkta onun etrafını sararak zorlamaya başladı. Bunun üzerine Yzb. havaya ateş açarak geldiği yöne kaçarak gitti.
Ancak bu olup bitenlerden sonra, hem karakol hem de ilçe emniyet müdürümü arayarak bilgilendirebildim, ikisi de teslim olmamamızı, direnmemizi, yardım geleceğini söylediler. Bu sırada dışarda olan karakol görevlilerimizi de aradım, 5 arkadaşımız daha gelince sayımız 9’a yükseldi.
Karakolun bahçesindeki araçları caddeye çıkardık, esnafta çevrede ne bulduysa getirdi, Kuleli tarafından gelecekler için bir barikat kurduk. O sırada esnaftan birisi ‘ruhsatsız silahı olanlar var, getirsinler mi?’ diye bana soruyordu. ‘Ruhsatlı, ruhsatsız neyiniz varsa alın gelin, vatan elden gidiyor, şu anda ruhsatla uğraşacak halimiz yok’ diyerek insanları karakolun orada toplamaya çalıştım. Biz bunlarla uğraşırken o sırada televizyonlarda Başbakanımız ve Cumhurbaşkanımız konuşmuş, ondan sonra kalabalığımız iyice arttı. Slogan atmaya başladılar, ben üniformamla onlara bir nevi amigoluk yaptım, morallerini yükseltmek için.
Kuleli tarafından ateş ederek gelen askerler benzinliği geçip Kilise’nin önüne geldiğinde bende karşılık verdim.
Askerler önce havaya ateş ediyorlardı ama yoldaki barikatı, halkın protestosunu ve bizim direndiğimizi görünce doğrudan insanların üzerine ateş etmeye başladılar.
Uzaktan bizden teslim olmamızı istiyorlardı. Bunun üzerine ben üzerlerine yürüyerek ateşle karşılık verdim. Askerler tekerlekli, çelik çöp konteynerlerini kendilerine siper ederek ve onun arkasından ateş ederek ilerliyorlardı. Ateş ederek İskele Meydanı’ndaki çeşmeye kadar gittim. Bağrışmalar üzerine geriye baktığımda insanların vurulduğunu gördüm. Vurulmalardan sonra karakolun önünde kimse kalmamıştı, buna rağmen direnmeye devam ettim. Bir an bile geri adım atmayı düşünmedim. 4 tane rütbeli asker G-3 tüfeğiyle, bir tane rütbelide tabancayla doğrudan beni hedef alarak ateş ediyorlardı.
Bu sırada ağlamaklı bir ses duydum, sesin sahibi berber Fuat’ın yanında çalışan Alperen’di; ‘Tuncay Abi’ diye bağırıyordu, ‘Tuncay Abi, sol tarafındaki konteyner sana çok yaklaştı, seni vuracaklar.’ Baktım hakikaten 30-40 metre yakınıma kadar sokulmuştu, bu kez yere yatarak ve ateş ederek geri çekilmeye başladım. Bu sırada, sonradan kendisinin bir keskin nişancı olduğunu öğrendiğim bir astsubayı vurarak etkisiz hale getirmiştim. Artık mermilerim de bitmek üzereydi, çaresiz bahçe duvarından atlayarak karakola döndüm. Karakoldaki arkadaşlarımızla birbirimize moral vererek aynı zamanda sözde verdik. Türkiye Cumhuriyeti Polis Teşkilatı’nı mahcup edecek bir şey yapmayacaktık, yani teslim olmayacaktık.
Kısa bir süre sonra karakolun önüne Kuleli Askeri Lisesi Komutanı Alb. Mürsel Çıkrıkçı geldi. Yüksek sesle ‘ihtilal olduğunu, sıkıyönetim ilan edildiğini, teslim olmamızı, aksi halde kötü cezalandırılacağımızı’ söyledi. ‘Kendisini tanımadığımızı emirlerine uymayacağımızı’ söylememiz üzerine askerlere karakola karşı siper aldırdı. Biz bu sırada telsizden, ilçe emniyetten Gürseda ve Seval amirlerimizin komutasında bir timin bize yardıma geldiğinin haberini almıştık, bu direncimizi daha da arttırıyordu ama bir türlü gelmiyorlardı, sonradan öğrendiğimize göre Havuzbaşı’nda askerle karşılaşmışlar ve çatışıyorlarmış. Albay bu sırada sokak aralarında yakaladığı vatandaşları kelepçeleyerek karakolun önüne topluyordu, onlara ağır hakaretlerde bulunduğunu ve dövdüğünü görüyorduk ama ağır silahlarımızın yokluğu nedeniyle karşılık veremeyişimizden dolayı kahroluyorduk.
Sabah saat 06’ya doğru Alb. Tekrar karakolun kapısına dayanarak, teslim olmamız için bize 3 dakika süre tanıdığı söyledi.
Ben o sırada karakolun deniz tarafından yandaki yalıya, onun çatısından da karakolun çatısına çıkmaya çalışıyordum. Çatıdan caddeye bakacak şekilde mevzilendim, karakolun kapısını kırmaya yeltenirlerse yukarıdan ateş edecektim. Tam o sırada telefonum çaldı arayan Çengelköy sakinlerinden Hasan Ege idi. Kendisinin de yan taraftaki Minik Kafe’nin çatısında olduğunu benim, mevzilendiğim yerden görüldüğümü, daha iyi mevzilenmemi söyledi. Teşekkür ettim ve kendisine ‘Abi ben ateşe başlayınca bana destek ol’ dedim. Doğrusu ondan cesarette aldım. Bu sırada caddenin Beylerbeyi tarafından silah sesleri yaklaşmaya başladı. Bunun üzerine Alb. Askerleri alarak çekildi.
(Devam edecek)

<p>Verdiğiniz nefes aldığınız nefesle  karışmıyor. Akıllı maske telefonla kontrol ediliyor.</p><p>Ak

Akıllı maske nefes aldıracak

Güney Kore ilk yerli roketi 'Nuri'yi uzaya fırlattı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Üsküdar'da bir kafede vatandaşlarla sohbet etti

Niğde'de 20 milyon yıllık fosil bulundu