• $8,4396
  • €10,0747
  • 492.239
  • 1392.91
2 Kasım 2013 Cumartesi

Anne, doğurur ama çocuk bütün köyündür

Hülya Yıldırım
Hülya Yıldırım
YAZARIN SAYFASI

Gölcük’te iki aylık bebeğini evde bırakarak dokuz günlük Kurban Bayramı tatilinde Hatay’daki ailesinin yanına giden öğretmen annenin sebep olduğu dram karşısında hepimiz şoke olduk. “Canavar anne”, “Katil anne”, “Kötü kadın”, “Adi”, “Böylelerini elime verseler boğarım”, “Ruh hastası-psikopat”, “Bir de öğretmen olacak” vs, vs, vs…
Kuşkusuz sağlıklı bir anne, bebeğini değil, dokuz gün boyunca evde yalnız bırakmak iki saat bile yalnız bırakmaz, bırakamaz… En kötü ihtimalle nereye gitse oraya götürür. Zaten 12 yaşından önce çocukların kesinlikle evde yalnız bırakılmaması gerekir. 

Tabii, ‘sağlıklı-normal’ diye tanımladığımız bir anne söz konusuysa…
Bu olay çocuk ihmal ve istismarının en uç noktasına bir örnek… (Üstelik anne bugüne kadar kimseden ne sosyal bir destek ne de psikolojik bir destek görmüş.) Fakat her gün buna benzer aslında ne hikâyeler yaşanıyor ülkemizde biliyor muyuz?
Çoğunu biliyoruz aslında, fakat bilmezlikten, görmezlikten, duymazlıktan geliyoruz… “Hangi birine duyarlı kalalım?” diyebilirsiniz. Rast geldiğiniz hepsine! Ve hatırlayalım lütfen, ihmale, istismara, şiddete duyarsız kalmak da şiddettir!

15 YILDIR ANNE ORTADA YOK!

16 yaşındaki oğlunun okul ve davranış problemleriyle başa çıkamayıp benden danışmanlık almaya gelen baba anlatıyor: “Çocuğumun annesiyle, oğlumuz 1,5 yaşındayken ayrıldık. Bir daha da oğlum annesini ne gördü ne de sesini duydu. Hem annesi, hem babası oldum, annem de mümkün mertebe çocuğa annelik yapmaya çalıştı; fakat annenin yeri dolar mı, çocuk böyle ‘sorunlu’ oldu işte! Anneannesine-dedesine ne demeli, onlar da bir kez olsun torunlarını arayıp sormadılar.”
Baba çok yaralıydı, süreç içinde kendisine sık sık sık hatırlattım: “Çocuğunu 15 yıl boyunca arayıp sormayan anne sağlıklı olabilir mi peki?”

BU BENİM SON ŞANSIM!

Sonra geçtiğimiz günlerde ağlamaktan helak olmuş, 43 yaşında, 1,5 aylık hamile bir anne adayı geldi ofisime: “Bu benim son şansım, bu bebeği doğurmak istiyorum; fakat sevgilim istemedi, beni terk etti, telefonlarıma bile çıkmıyor; ne yapayım?” Ve bu anne adayına hatırlattım: “Bu bebeğin de eğer doğarsa bir annesi olacak ama ya babası?” 

ANNE SUÇLU, YA BİZ!

Gölcüklü öğretmen annenin 9 gün boyunca evde bıraktığı bebeğin de bir babası var şüphesiz! Ve bebekten anne dışında haberi olan tek kişi de baba. Onun bebeğinin bu şekilde ölümünde suçu yok mu peki? Anne katil de baba değil mi?
Bakın, bebeğinin ölümüne sebep olduğu için pişmanlık duyduğunu söyleyen anne, savcılığa verdiği ifadede ne diyor: “Ailemin bebekten haberi olmadı. Hatay’a gitmeden önce iki biberon mama yedirdim. Karnını iyice doyurdum. Acıkınca ağlar ağlar uyur diye düşündüm. Hatay’a gittiğimde aklım hep bebeğimdeydi.”

DOĞUM SONRASI DEPRESYONU CİDDİYE ALIN!

Bir bebek acı içinde öldü! Anne; kuşkusuz hem suçlu hem de ruh sağlığı yerinde değil! Büyük ihtimal doğum sonrası depresyonunun çok ağır bir şeklini yaşamış, gerçeklikle bağı çoktan kopmuş… Hamileliği, doğumu, doğum sonrası hep bir başına geçmiş; Bebeğin babasının ismini vermediği için hastanede bile doğuramamış! Ama 9 gün sonra eve geldiğinde bebeğinin mamasını yemediğini görünce hemen     hastaneye koşmuş!

DUYARSIZLIK ÖLDÜRÜR!

Biz bu olay karşısında tıpkı Tolstoy’un dediği gibi tepki verdik: “Herkes insanlığın kötüye gittiğini kabul eder de kimse kendinin kötüye gittiğini kabul etmez.”
Kızılderililerin dediği gibi: “Bir çocuk doğar ve o çocuk bütün köyündür.” Bebeğinin ölümüne sebep olan anne kadar, bebeğine ve çocuğunun annesine sahip çıkmayan baba; annenin baskı, korku ve utanç yaşamasına sebep olan, evladının yaşayıp hissettiklerine duyarsız aile; dokuz gün boyunca bebeğin ağlamalarına kayıtsız kalan komşular; iş yerindeki çalışma arkadaşları; kısacası bu anneden desteğini esirgeyen herkes; sen, ben, aile, toplum; hepimiz suçluyuz! Çünkü aslında hepimiz birbirimize görünmez bağlarla bağlıyız ve bu yüzden de hepimiz birbirimizden sorumluyuz. 

YARGILAMADAN ÖNCE…

Öyleyse, birbirimizi yargılamadan önce Mevlana’nın aşağıdaki sözünü hep hatırlayalım ve -kendimizden başlayarak varlığıyla o ya da bu şekilde karşı karşıya geldiğimiz- kimseye duyarsız kalmayalım çünkü duyarsızlık öldürür...
“Benim hayatımı yargılamadan önce, benim ayakkabılarımı giy ve benim geçtiğim yollardan, sokaklardan, dağ ve ovalardan geç. Hüznü, acıyı ve neşeyi tat. Benim geçtiğim senelerden geç, benim takıldığım taşlara takıl. Yeniden ayağa kalk ve aynı yolu tekrar git, benim gittiğim gibi. Ancak ondan sonra, beni yargılayabilirsin…”

<p>Yumenoshima Okçuluk Alanı'nda 29 Temmuz Perşembe günü yapılan ilk tur maçında Lüksemburglu Jeff H

Altın çocuk Mete Gazoz

İki deli bir araya geldi: Adana'da Balotelli izdihamı

Bakanı Kurum, Antalya'da incelemeler yaptı

İstanbul'da tramvay raydan çıktı