• $9,6153
  • €11,2367
  • 553.564
  • 1479.93
4 Ekim 2016 Salı

Türkiye'de olmayan bir müze üzerine

Müzecilik son yıllarda tüm dünyada anlamı değişen ve dönüşen bir olgu. Özellikle 1970'lerden sonra müzeler, yeni işlevler yüklendi. 70'lerden önce, durağan, tozlu ve tarihe ait bir mekan algısı ile özdeşken, hususen son 20 yıldır kültürel, sosyal ve sanatsal açıdan canlı birer yaşam alanına dönüştü. Özellikle Batı metropollerindeki büyük müzeler, eğitim hayatının bir parçası olmaya, kafeleri, süreli sanat sergileri ve kültürel etkinlikleriyle kentin yaşayan mekanları haline gelmeye başladı.

Dünyada son derece ilginç müze konseptleri var. Louvre'dan, Metropolitan'a, Tate Modern'den, Guggenheim'a marka müzeler bir yana, Cenaze Tarihi Müzesi'nden 'Bilgisayar Oyun Müzesi'ne oldukça spesifik temalarla müzeler kuruluyor. Özel müzelerin sayısı gittikçe artıyor. Kurumlar, hafızalarını yönetim binalarının küçük bir bölümünde de olsa, muhafaza etmeye, sergilemeye çalışıyorlar.

Henüz önemi yeterince anlaşılmamış olsa da, müzeler kamu diplomasisi açısından da son derece önemli mekanlar. Uluslararası ilişkilerde politikanın açamadığı kapıları açarak, diplomatik bir araç olarak işlev görebiliyorlar.

Türkiye'de müzeler, henüz potansiyelleri yeterince fark edilen / kullanılan mekanlar değil ne yazık ki. Kültür hayatının temel yönlendiricileri olma noktasında dünyaya göre geri durumdalar. İstanbul Modern, Sabancı Müzesi ya da Baksı Müzesi gibi çarpıcı teşebbüsleri saymazsak, pek çoğu henüz yeterince tozlarından silkelenmiş değil. Elbette Topkapı Sarayı, İstanbul Arkeoloji Müzesi gibi belli başlı müzelerin etki alanını hariç tutuyoruz. Ama ülkemizde müzelerin ziyaretçi bekleyen mekanlar olmaktan çıkıp, ziyaretçi çeken davetkar yerler haline gelmesi konusunda bir atılıma ihtiyaç var.

Öte yandan tematik olarak da önemli boşluklar var. Mesela kapsamlı bir Türkiye Müzesi yok. Türkiye'nin bütün tarihsel ve arkeolojik derinliğini yansıtacak yeni nesil bir müzenin olmaması önemli bir boşluk. Hakeza, Osmanlı'ya dair müzecilik ülkemizde, Osmanlı İmparatorluğu'nun yaşam alanlarında, Topkapı Sarayı, Dolmabahçe Sarayı ve Beylerbeyi Sarayı gibi mekansal düzlem üzerinden kurgulanmış. Osmanlı'yı külli bir bakış açısıyla yeniden yorumlayacak ayrı bir Osmanlı Müzesi neden olmasın?

Bunların her biri ayrı ayrı tartışılması/planlanması gereken konu başlıkları.

Fakat bugün burada asıl vurgulamak istediğim konu; Türkiye'nin bir kadın müzesi yok. Halihazırda bir 'sanal müze' olarak hizmet veren 'İstanbul Kadın Müzesi'ni saymazsak elbette. Bu coğrafyanın binlerce yıllık tarihinde kadınlara dair zengin kültürü müzecilik imkanları içinde ele alacak bir kültür kurumumuz yok. Bildiğim kadarıyla, dünyada 50 civarında kadın müzesi var. İlk müze, 1981 yılında Almanya'nın Bonn kentinde bir grup feminist kadın sanatçı tarafından kurulmuş; 'Frauenmuseum'. Bunun dışında, Avustralya'da kırsal kesimde yaşayan kadınların hayatını konu edinen baraka bir müze olan 'Pioneer Women's Hut'tan tutun, Amerika'daki 'National Museum of Women in the Arts'a kadar farklı konseptlerde müzeler var. Bu müzelerin ortak özelliği genel itibarıyla 'muhalif bir strateji' üzerinden kurulmuş olmaları. Feminist ideoloji, müzelerin kuruluş felsefesinde etkili biçimde fark ediliyor.

Türkiye, çok katmanlı tarihi zenginliği içinde, çoğulcu bir sanatsal ve kültürel yaklaşımla kadınların toplumsal hafıza içindeki yerini yeniden yorumlamaya imkan verecek bir veya birden fazla müzeye fazlasıyla ihtiyaç duyuyor. Müzeler ayrıca, sert politik tartışmaların rafineleşerek, fikri ve kültürel hayatımızı besleyip, canlandıracak önemli işlevler görebilir.

<p><span style='font-size: 1.6rem;'>Yeni varyant hızla yayılıyor... Kovid geçirip, tat ve koku kaybı

Beynimizin parmak izi, hastalıkları veya kişileri tanımak için kullanılabilir mi?

Nesli tehlike altındaki şah kartal, Ankara'da tüfekle vuruldu

Tavşanlı Höyük'te bölgenin 'endüstrileşmiş ticaret merkezi' olduğuna dair bulgulara ulaşıldı

Kesilen ağaçtan bir anda kan akmaya başladı!