• $13,4571
  • €15,2466
  • 796.96
  • 1910.29
13 Eylül 2014 Cumartesi

Tabela kirliliğinde kaybolan tarih

Salı günü bu köşede kültür konusunda ‘seferberlik’ beklentisini ifade eden bir yazı yazmıştım. Beklentiyi teyit eden çeşitli mailler aldım. Tarihî dizi ve filmlerin bu kadar arttığı bir dönemde tarihî gerçeklere uygun bir film platosu kurulmasından çağdaş sanatın desteklenmesine kadar bir dizi paylaşımlar içeriyordu bu mailler. Kültür konusunda tüm paydaşları göreve çağıran serzenişlerdi bir kısmı. Yalnızca devletin değil, sermaye sahiplerinin, sivil oluşumların ve bütün bunların ötesinde bizzat vatandaşın duyarlılığını gerektiren konular vardı içlerinde. Bunlardan birisi de, ‘tarihî eserlerin üzerine hançer gibi saplanan tabelalar’a dairdi ki, bu konu uzun zamandır yazmak istediğim bir mevzuuydu. Bu vesileyle okurlarıma teşekkür ediyorum.

Türkiye, Cumhuriyet tarihi boyunca ciddi bir kültürel travma geçirdi. Tarihle, gelenekle tüm bağlarını kesen bir modernleşme tecrübesinin tesiri yer yer bugün de sürüyor. Bir zamanlar tarihî evrakları kese kağıdı olarak kullanmış, arşiv belgelerini kağıt niyetine kilo ile başka ülkelere satabilmiş bir milletiz. Maalesef içselleştirdiğimiz bu duyarsızlık, bugün de farklı şekillerde sürüyor. Sözgelimi Osmanlı’dan kalma estetik harikası sebiller, kapısının önündeki dondurma dolaplarının, plastik sandalyelerin ve kola reklamlı şemsiyelerin gölgesinde bize kendini fark ettirmek için bu hoyratlığa direniyor. Bir zamanlar halka bilabedel su ve şerbet dağıtan sebiller, bugün estetik duyarsızlıklarımızı yüzümüze vuruyor.
Tarihî eserlerin korunması konusunda Avrupa şehirleri bizden çok önde... Roma’da, Prag’da, hiçbir şey tarihin önüne geçmeye cesaret edemez. Kafeler, hediyelik eşya dükkânları, tarihî binanın bir köşesinde haddini bilir şekilde konumlandırılmıştır. Anıtsal bir mimari eserin üzerinde bir neon tabela göremezsiniz mesela Floransa’da. Fakat maalesef Roma, Bizans ve Osmanlı’nın başkenti İstanbul’da, kimi tarihî binaların duvarları adeta daimi tabela sergilerine dönüşmüştür; iplikçisinden kuaförüne, matbaacısından gelinlikçisine her türlü ticarethanenin sergi mekânıdır tarihi binalar İstanbul’da!... Bu nedenle, ne zaman tarihî yarımadaya gitsem, dönüşte bir göz ve gönül yorgunluğuyla binerim vapura. Deniz ruhumu dinlendirdi derken, bizi karşılayan tarihî iskelenin duvarında, sucuk ve tost kokuları eşliğinde müşterilerini içeriye davet eden bir kafenin tabelasını görünce, yeniden tarihî emanetin yükü biner omuzlarıma. Az ileride devrinin müstesna örneklerinden biri olan çeşmenin duvarındaki devrimci sloganlar, ergen şiirleri, bu şehre layık olmadığımızı düşündürür. Sonra Anadolu’da, tarihî bir çeşmenin duvarında gördüğüm ‘çöpleri saat 5‘ten sonra bırakın’ notu gelir gözümün önüne...
Tarih kokan bu coğrafyada yaşamanın bir bedeli var oysa... Devletin, sivil toplumun, tek tek vatandaşların sorumlulukları var bu topraklarda. Hakkı teslim edelim; son 10 yıldır devlet, Türkiye’nin sınırlarını da aşan çok ciddi bir restorasyon seferberliği başlattı. 2003 yılından bu yana 4000’in üzerinde vakıf eseri restore edildi ya da onarıldı. Şimdi restore edilen binalar belirli süreler için çeşitli sivil toplum kuruluşlarına ‘emanet’ ediliyor. Devletin vazifesinin bittiği yerde sivil toplumun sorumluluğu başlıyor. Fakat ne çare ki, faydalı hizmetler yaptığını düşündüğümüz bu vakıflar da, emanet karşısında yeteri kadar duyarlı davranmayabiliyorlar. Sultan Ahmet Medresesi duvarına, STK adını oluşturacak şekilde çakılan metal harfler bunun çarpıcı örneklerinden. 500 yıllık bir tarihî eserin duvarına bırakın matkapla, dokuya hiç de uymayan metal harf çakmayı, çivi bile çakamazsınız oysa. Öte yandan hiçbir kurumsal kimlik, Sultan Ahmed Han’ın hayratının, Sedefkâr Mimar Ağa’nın eserinin önüne geçmemeli... Tarihî yarımadaya ve ‘bilâd-ı selâse’ye bir gün yolunuz düşerse, lütfen gözlerinizle binaları tarayın... Tarih mi, yoksa bir tabela keşmekeşi mi görüyorsunuz?...
Haftaya kültür konusunu yazmaya devam edeceğim. Fakat bu sefer güzel bir haberi paylaşmak üzere...

<p>İstanbul Ticaret Üniversitesi Ulaştırma Sistemleri Uzmanı  Prof. Dr. Mustafa Ilıcalı araç içinde

Yolda kalan sürücüler araç içinde ne yapmalı?

Hurdalıktan alınan arabanın muhteşem değişimi

Sırları çözülemeyen birbirinden ilginç fotoğraflar! Gerçek oldukları iddia ediliyor

Kendisi küçük etkisi çok büyük! Kansere savaş açıyor