• $8,5492
  • €10,0853
  • 495.469
  • 1351.59
29 Nisan 2014 Salı

Siyaset dışı ama politik

H. Hümeyra Şahin
H. Hümeyra Şahin
YAZARIN SAYFASI

Siyaset bütün gündemimizi kaplasa da, siyaset dışı bir yazı yazmak üzere oturmuştum ki, ‘estetik ideolojiktir’ sözünü hatırlayınca başlığa ‘ama politik’ ilavesi yapma ihtiyacı hissettim.
Hafta sonu şehir dışından gelen bir misafirimle İstanbul’da biraz dolaşma imkanı bulduk. Bir kıtadan diğerine geçerken büyükşehir belediyesinin anayolların kenarına yaptığı peyzajlardan söz açıldı. Ben çok beğendiğimi, trafikte bunalan kent insanı için bundan daha güzel bir şey yapılamayacağını söyledim. Dünyadaki bazı büyük metropollerde şehir içinde otoyol gürültüsünü kesen ses yalıtım panellerinin kentin gri yüzünü artırdığından bahisle, İstanbul’un tüm çarpık kentleşme sorunları içinde belki de en güzel şeyin bu peyzajlar olduğundan söz ettim. Tam da eleştiriye hafta sonu izni verip, o gün bardağın dolu tarafına teslim olmanın konforuyla konuşuyordum ki, eleştiri yanı başımdan geldi. Dostum, benim aksime bu tür peyzaj uygulamalarını hiç beğenmediğini, tabiat yerine geometrinin dayatmasıyla karşı karşıya kalmaktan hoşlanmadığını söyledi. Bu tür uygulamaların modern insanın tabiata hükmetme küstahlığının bir uzantısı ve doğal güzelliğe ayarlı göz için yorucu olduğunu ifade etti. Hatta bunun için estetiğin pornografisi ifadesini kullandı.
İnsan ve evren tasavvuru itibarıyla kendine has derin düşünceleri olduğunu ve her şeyi gündelik tartışmaların ve şartların dışında bir dil üzerinden ele aldığını bildiğim dostumun bu yaklaşımı beni çok da şaşırtmadı aslında. Biliyordum onun, gökyüzündeki yıldızlar dışındaki yıldızlara itibar etmediğini. Halısı çimden, mobilyası taştan, lambası ay ışığından doğal bir hayata müptela olduğunu. Ve modern insanın feda edemediği pek çok şeyden feragat ederek doğal bir hayat içinde yaşamayı seçtiğini.
Fakat ben de tabii ki dakikalardır övgüler düzdüğüm peyzajlar hakkında hemen geri adım atacak değildim. Bir cumartesi gününe üç beş İstanbul durağını sığdırabilme konforunun doğal bir sonucu bu dedim. Hatta eleştirdiği şeyi altımızdaki araba konforunun diyeti olarak düşünmesini söyledim. Sonra bu peyzajdan önce kat kat apartmanlardan ve çevremizi kuşatan gökdelenlerden başlayarak şehir ve mimari konusunda daha esaslı paradigmatik eleştiriler yapmamız gerektiğinden söz ettim. Fakat onun şartlara, gündelik gerçeklere teslim olmaya niyeti yoktu ve ‘ben eleştirimi işte buradan başlatıyorum’ dedi. ‘Eyvallah’ dedim. Her ne kadar İstanbul’u on beş milyonluk bir şehir haline getiren bizlerin marifeti olsa da, bu yapaylık sorgulanmaya değerdi. Bir müddet derin mevzulara daldık. Kutsal kitaplardaki cennet mitinden beslenen doğu bahçelerinden batıda bambaşka bir politik dile sahip düzenli bahçelere yolculuklar yaptık. Batı ortaçağdan çıkarken her şeyi olduğu gibi bahçeyi de yeniden tanzim etmiş, Rönesans’la birlikte formel bir bahçe tarzını icat etmişti. Versailles Sarayı’nın bahçesindeki forma sokulmuş ağaçların Fransız mutlakiyetçiliği ile benzer bir politik dile sahip olduğundan, daha özgür ve liberal İngiliz bahçelerinin naturalistik tarzından söz ettik. Tabii ki doğu bahçeleri dostumun bahçe tasavvuruna daha uygundu. Çünkü Çin, Japon ve Hint bahçeleri, içinde doğayı hissederek yaşamak içindi. Oysa Batı bahçeleri lükse ihtişam katan seyirlik tasarımlardı.
Sohbet, 19.yy’dan kalma bir konağın balkonunda kahve yudumlarken de sürdü. Tepeden seyrettiğimiz bahçeye bakınca, bahçenin bizde de ‘seyirlik’ bir yer haline gelişinin çok da yeni olmadığına, en az bir asırlık geçmişinin olduğuna karar verdik.

<p>'Bir takım kuruluşlar Türkiye'deki medya kuruluşlarını  fonluyorsa bunun bir bedeli var. Bu kurul

Emin Pazarcı: Dijital vatan tehdit altında

2020 Tokyo Olimpiyatları görkemli törenle açıldı

Bayraktar TB3, TCG Anadolu'da birlikte görev yapacak

Metabolizmayı hızlandıran besinler nelerdir?