• $9,6153
  • €11,2367
  • 553.564
  • 1479.93
22 Ekim 2016 Cumartesi

Şifalı ağrı ve beş şehir

‘Kitap okumanın bir lezzeti varsa, Tanpınar okumaktır bu’ cümlesini kurduran kelimeler şunlardı; terkip, müşterek, ithaf, muhayyile, tasavvur, terbiye, istihkam, vekalet, mecmua, sefaret, zaruri, tefrika, safiyet… Malzemesi güzel ve kıvamında her ikram ne kadar lezzetli ise, Tanpınar’ın kitaplarına lezzet katan şey de, sadece fikrinin derinliği, kavrayışının vus’ati değil, üslubunu tane tane dizen bu olgun kelimelerdi. Altı satırlık cümlesinde dahi, biraz daha olsa okunacak kadar insanı sarıp sarmalayan bir üslup sunuyordu çünkü Tanpınar.

Beş Şehir’i yeniden okurken düşündüm bunları.

‘Malazgirt’te bileğinin kuvvetiyle, dehasının zoruyla bize bu aziz vatanın kapılarını açan Alpaslan’ı, muharebe emrini vermeden evvel hangi kuvvetler ziyaret etti ve ona neler gösterdi?’ sorusuyla başlayan cümleler, insanı tarihin önünde diz çöktüren bir tedrisata hazırlıyordu.

‘Üç kıtada genişleyecek yeni bir Roma’yı kurmak üzere olduğunu, talihini avuçları içinde taşıdığı milleti, yeni bir tarih ve coğrafyanın emrine verdiğini, yeni bir terkibin doğmasına bir çınar gibi yetişip kök salmasına sebep olduğunu acaba hissetmiş miydi? Hiç tanımadığı dehalı çocuklar, müstakbel zaferlerin kumandanları, henüz söylenmemiş şiirlerin şairleri, henüz yükselmemiş şaheser yapıların mimarları, henüz duyulmamış nağmelerin bestekarları, etrafında açmamış bir fecrin gülleri gibi dolaşmıyorlar mıydı? Gözlerinde Sultan Han’ından, İnce Minare’den bir hayal yok muydu? Eğer yokduysa, bütün bunlardan habersiz, bu müjdeleri içinde konuşur bulmadan o büyük işi nasıl yaptı? Nasıl on senede Malazgirt’ten Akdeniz kıyılarına bu toprağın tanımadığı ve tatmadığı bir ideali taşıdı? Fatih’in İstanbul fethinden evvelki uykusuzlukları, Baki’nin ve Nedim’in, Neşati ve Naili’nin, Sinan’la Hayreddin’in, Kasım’ın, Itri’nin ve Dede’nin, Seyit Nuh’la Tab’i Mustafa Efendi’nin ve daha yüzlerce onlara benzeyenlerin dehalarına yüklü bir kaderi kendisine taşımasından gelen bir sabırsızlıktan başka ne olabilir? Ve eğer o mübarek ağrı olmasaydı bütün bu eserler nasıl doğarlar, hangi mucizeyle eski hayat ağacı yeni meyvelerle donanırdı.’

Beş Şehir, sadece Ankara’yı, Erzurum’u, Konya’yı, Bursa’yı, İstanbul’u değil, üzerinde yaşadığımız toprakların tarihî ve kültürel derinliğini de yaşatarak hissettiriyor, insan zihninin kıvrımlarını üslup zenginliği ile donatıyordu. ‘Eteklerinde tarihin büyük düğümleri çözülüp bağlanan Ankara Kalesi’ni öyle bir anlatışı vardı ki, Ankara’nın edebiyattaki izdüşümü, gerçeğini dahi sevimli kılıyor, Ankara ile arasına mesafe koyan herkesi, Ankara’ya başka bir gözle bakacak kadar etkiliyordu.

Satırlarında ‘mor gölgeli dağlar’ı temaşa ederken, Tanpınar’ın ‘şifalı ağrı’ tanımlaması, bir ideal uğruna çekilen bütün sancıları teskin ediyor, yaşadığımız hayatta bir amaç uğruna çektiğimiz tüm şahsi ve toplumsal sıkıntılara yeni bir bakış giydiriyordu. Şifa getirecek bütün ağrıların bize sabretmeye değer olduğunu öğretiyordu.

Hulasa, Beş Şehir’i okurken, Ankara’ya, Erzurum’a, Konya’ya, Bursa’ya, İstanbul’a yeniden bakmayı öğreniyor insan. Ama şunu düşünmeden de edemiyor; bu üslup lezzetinin kaynağı olan Osmanlıca ifadeleri esirgeyip öğretmediğimiz yeni nesiller, Tanpınar’ın şehirlerinde dolaşmadan bu ülkenin kentlerinde nasıl nefes alacaklar?

<p>Sosyal medyada viral olmuş haftanın en eğlenceli videolarını 'GÖRMELİSİN'!<br></p>

En Zor Çocuk Oyununu 'Görmelisin'!

Nesli tehlike altındaki şah kartal, Ankara'da tüfekle vuruldu

Tavşanlı Höyük'te bölgenin 'endüstrileşmiş ticaret merkezi' olduğuna dair bulgulara ulaşıldı

Kesilen ağaçtan bir anda kan akmaya başladı!