• $9,7356
  • €11,3645
  • 562.78
  • 1479.93
12 Ağustos 2017 Cumartesi

Müslümanlığımızın konuşulmayan yanları

Müslümanlığın hep şekilsel özelliklerini konuşuyoruz. Türk modernleşmesi, ‘din ile olmuyor, dinsiz de olmuyor’ gerilimi içinde şekil üzerinden ilerleyen verimsiz tartışmalar yumağı bıraktı bize. Din mevzu bahis olduğunda toplumca gergin ve yorgunuz. Kadınlar ve özellikle de başörtülü kadınlar her zaman bu gerilimin merkezinde. Laiklerin baskısı bir yana muhafazakar erkekler dindar kadınlara davranış kodları belirlemekten vazgeçmiyor, her fırsatta Müslümanlık karnesi çıkartıyorlar. Oysa din kendilerine böyle bir ‘makam’ vermiyor.

Fakat bu hadsizliğe kızıp, dinin öngördüğü dindarlık ölçülerini yok sayamayız. İslam fıkhının belirlediği bir yaşam pratiği var Müslüman kadınlar ve erkekler için. Hal böyleyken, gelenekle iç içe geçmiş dindarlık görüntülerinde tutarsızlık ve ölçüsüzlük içeren manzaralar var.

Türkiye, her ne kadar İslam dünyasında çok özel ve özgün bir Müslümanlık pratiğine sahip olsa da, dört başı mamur, medeni bir İslam temsili söz konusu olduğunda, çeşitli defolar içeriyor. Müslümanlar bu özeleştiriyi yapmalı.

Dini şuuru belli konulara hapsetmekten vazgeçip, bir Müslüman’ın sahip olması gereken ama hiç konuşulmayan diğer vasıfları da hatırlamalı. Gerçek bir Müslüman’ın duyarlılık göstermesi gereken nice konuyu es geçtiğimizi kabul edelim. Sözgelimi bir Müslüman’ın, yaşadığı çevre ve diğer canlılarla kurduğu ilişki de, imanın tezahürüdür. Zira Kur’an-ı Kerim başta olmak üzere, hadis ve fıkıh külliyatında, ekosistemle kurduğumuz ilişkiyi inanç alanında değerlendiren nice bahis var. Suların, toprağın korunması, havanın kirletilmemesi, ağaç ve ormanların korunması, hayvanların, çevrenin hukukuna riayet edilmesi dini bir sorumluluk. Hak kavramı ile de yakından ilgili.

Kur’an-ı Kerim, yeryüzü ve gökyüzündeki canlı cansız tüm varlıkların belli bir ölçü ve dengeye göre yaratıldığını söylüyor. Bu nedenle İslam medeniyetinde insanın tabiatla kurduğu ilişki, bu ölçü ve dengeyi bozmamak üzerinedir. İslami literatürde yer alan belli başlı klasik eserlerde temizlik, çevre bilinci gibi bahisler yer alır. Aynı şekilde diğer canlıların hukuku hep hatırlatılmıştır; ‘Yeryüzünde gezen her türlü canlı ve iki kanadıyla uçan her tür kuş, sizin gibi birer topluluktan başka bir şey değildir. Biz Kitap’ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonunda hepsi Rablerinin huzuruna toplanıp getirilecekler.’ (Enam, 38)

Fakat ne yazık ki, bu meseleler günümüzde siyasallaşmış, marjinalize olmuş çevrecilik, hayvan hakları konularına dönüşmüş ve bilinçli bir Müslümanlık haliyle bağı kopartılmıştır. Oysa insan kendini ekosistem içinde inşa eder ve insanın tabiata yabancılaşması, kendi özüne yabancılaşmasını doğurur. Kendine yabancılaşan insan ise, yaratıcısına mesafe koyar.

Hulasa, iman, ahlak, ibadet konuları, birbirinden ayrıştırılamayacak kadar iç içe geçmiş bir bütündür. Keşke toplum olarak, trafikte şerit ihlali yapmaktan başkalarıyla paylaştığımız çevreye zarar vermeye kadar nice şuursuzluk halinin aynı zamanda ahlakın ve adabın sahasına giren meseleler olduğunu hatırlayabilsek. Belki o zaman her şeyi şekilcilikten ibaret saymaktan ve dini ataerkil bir yorumla kadın üzerinde hükümranlık aracı haline getirme çiğliğinden biraz olsun kurtulur, daha rafine bir toplum haline gelebiliriz.

<p class='MsoNormal'>Fatih'te arıza yapan İETT otobüsü, vatandaşlar tarafından  yaklaşık 300 metre i

İETT otobüsü arızalanınca 300 metre itildi

Galatasaray'ın Nef Stadı'ndaki taraftara açık antrenmanından fotoğraflar

Nesli tehlike altındaki şah kartal, Ankara'da tüfekle vuruldu

Tavşanlı Höyük'te bölgenin 'endüstrileşmiş ticaret merkezi' olduğuna dair bulgulara ulaşıldı