• $8,1805
  • €9,7606
  • 457.849
  • 1393.24
11 Temmuz 2015 Cumartesi

Masayı değil, masadaki meseleleri tartışalım

H. Hümeyra Şahin
H. Hümeyra Şahin
YAZARIN SAYFASI

Bir Çin atasözü var; ‘Büyük beyinler fikirleri, orta beyinler olayları, küçük beyinler kişileri konuşur’ şeklinde. Ne yazık ki ülkemiz son zamanlarda kişiler, olaylar hatta masa ve bardak gibi objeler üzerinden bir sosyo-politik gündem içinde savruluyor. Medyasından siyasetine, hatta akademiye kadar inen bir gündem bu. Ülkenin tüm kurumlarında, koridorlarında ‘küçük beyin’ tartışmaları süregidiyor. Bir siyasal ve toplumsal dönüşümü suntadan yapılmış bir iftar masası üzerinden dönen tartışmalara indirgemek, ancak masada tartışılabilecek fikri, dünya tasavvuru olmayanların işi olabilir.

Oysa Türkiye’nin seviyeli biçimde tartışması gereken ne çok meselesi var. Gerek bulunduğu stratejik coğrafya, gerek çok yönlü tarihsel arka plan, gerekse gelecek adına ele alması gereken ne çok fikir teatisi ve tartışma gündemi var. Söz gelimi son günlerde Çin, Uygur Türklerine yapılan baskılar nedeniyle bu kadar gündemimizdeyken, bırakın Çin’i, Çin’deki baskıların sebebini, etkilerini, nüfus planlamasının sebeplerini tartışmayı, kaç Çin uzmanımızın olduğunu dahi konuşamıyoruz. Çin felsefesi çalışan, Çin Dili ve Edebiyatı öğrenen her ilgiyi tuhaf tercihler olarak nitelediğimiz, bu alanda uzman yetiştirmeye hiç yatırım yapmadığımız yıllardan Çin’in dünya siyasetinde belirleyici güç oluşuna uzanan bir süreçte, Çin’le olan tek ilişkimiz derinliksiz bir ticaret gündemi oldu ne yazık ki hep.
Eğitim sistemimiz hâlâ sanayi toplumu paradigması üzerinden yerel ilgilerle sınırlanmış bir eğitim anlayışı içinde insan yetiştiriyor. Bir lise öğrencisine Çin’e, Endonezya’ya dair bir ufuk açmazsanız, neden Çin tarihi, felsefesi, siyaseti, dili ve edebiyatı üzerine çalışmayı düşünsün.
Bilgi toplumuna has bir eğitim sisteminin ve düşünme biçiminin kurumlarını oluşturmak zorundayız. Sanayi toplumu maddi sermayeye dayanırken, bugünün bilgi toplumu bilgi ve insan sermayesine dayanıyor. Sanayi toplumu buhar makinesine, kol gücüne, fabrikaya, fizik ve kimyaya endeksli iken, bilgi toplumu bilgisayara, beyin gücüne, bilgi ağları ve veri tabanlarına, kuantum elektroniği ve moleküler biyolojiye dayanan bir dünya önümüze koyuyor. Her ikisinin araçları ve kaynakları birbirinden çok farklı. Paradoksal biçimde sanayi toplumunun en büyük imtihanı mal ve hizmet kıtlığı iken, bilgi toplumunun imtihanı bilgi kıtlığı değil aksine bilgi yığılması olabiliyor. Bu noktada okullar artık bilgi aktarmak yerine, bilgi üreten kurumlara dönüşerek, yetiştirdiği bireylere anlama, analiz etme, karşılaştığı bilginin kaynak güvenilirliğini sorgulama, verileri değerlendirebilme yeteneklerini kazandırabilmek durumunda.
Çağının ihtiyaçlarını karşılamayan bir eğitim sisteminden yetişen bireyler, çağı için ancak sorun olabilir. İşte bu nedenle, masayı değil, masadaki meseleleri tartışacak bir olgunluk seviyesi yakalamak, siyasetiyle, medyasıyla, akademisiyle Türkiye’nin en birinci ve acil meselesi. Aksi halde bugünü kaybettiğimiz gibi geleceği de kaybediyoruz.

<p>Koronavirüs salgınının uzun süredir kontrolden çıkmış olduğu ABD'de son durum ne? Aşılama süreci

ABD'de koronavirüs salgınında son durum

Beşiktaş, Erzurum'a ayak bastı

Zonguldak'ta dereden akan çamurlu su denizin rengini değiştirdi

Nisan ayında yağan kar Domaniç Dağları'nı beyaza bürüdü