• $9,6243
  • €11,1774
  • 558.286
  • 1492.93
5 Ağustos 2017 Cumartesi

Kafe ve restoranlarda sosyoloji okumaları

Yeni nesillerin sosyalleşme temayüllerine bakınca restoran-kafe buluşmalarının merkezde olduğunu görüyoruz. Bu mekanlar sosyolojik bir vitrin halini alıyor. Giyim kuşam biçimlerinden davranış usullerine, kullanılan dilden, ilişki kodlarına herşey bu vitrinden okunabiliyor.

Ülkemizde ‘dışarıda yemek yemek’ son 15-20 yılda daha yaygın bir hal aldı. Öncesinde daha sınıfsal bir gösterge iken ve toplumun sadece belli kesimleri tarafından yapılabilirken, artık dışarıda plan yapmak çok daha yaygın. Toplumun tüm kesimleri kendi meşrebine, bütçesine göre bu tür mekanlarda buluşup biraraya geliyor. Kafeleri mesken tutanlar dahi var. Bir restoran ya da kafe masası artık bir yeme-içme tablası olmaktan öte yepyeni anlamlar taşıyor. Yaşam artık o masanın etrafında şekilleniyor. Bu tercihler, şehir mimarisini de biçimlendiriyor. Artık inşa amacı sadece yeme-içme ihtiyacını örgütlemek olan mekanlar var. Yanyana onlarca restoran-kafeden oluşan sokaklar, çarşılar yapılıyor.

Ev hanımları artık günlerini bu mekanlarda organize ediyor. Rezerve edilen masalar, bir öğleden sonrası kadınların kahkahalarına, altın takasına hizmet veriyor. Bürokrat şehirlerinde kravatlı-döpiyesli devlet memurlarının özel toplantıları için VIP odalar açılıyor.

Aslında restoran, yemek yenen bir yer olmadan yüzyıllar önce, yenecek birşeyin adıydı. Restoran kelimesi, ‘şifalı etsuyu’ demekti. 15 yy.’da yarı tıbbi bir ilaç da sayılan etsuyu, sıradan bulyonlardan farklı olarak bir simyacı titizliğinde hazırlanır, saatlerce pişirilir, sindirim sistemine yük olmadan etin besleyici özelliği insanlara sunulurdu. İşte Paris’te bir toplumsallaşma mekanı olarak restoran, bu etsuyundan doğdu. İlk haliyle restoran, yemek yemeye değil, oturup ağır ağır ‘restoran’ yudumlamaya gidilen yerdi. Rebecca L. Spang’ın ‘Restoranın İcadı’ adlı kitabı bu süreci, politik, ekonomik yönleriyle anlatıyor. Zamanla restoranın serüveni, Fransız devriminin ekonomik dinamiklerini de şekillendiren işlevler kazanarak bir gastronomi kültürü olarak dünyaya yayıldı.

Geleneksel toplumlarda loncalara bağlı hanlar içinde yemek yemek, yaşamsal bir ihtiyaçken, restoranlar özel iştahların tadıldığı kamusal mekanlar haline geldi. Bugün bir restorana girdiğimizde olağan gelen şu atmosfer, 1800’lerin Paris’inde şaşkınlık konusuydu;

‘Yemek salonuna girer girmez yan yana konmuş bir sürü masa olduğunu şaşkınlıkla fark ettim; sandım ki, büyük bir grup bekliyoruz ya da bir tabldotta yiyeceğiz. Fakat insanların birbirlerini selamlamadan ve birbirlerine aldırış etmeden içeri girdiklerini, birbirlerine bakmadan yerlerine oturduklarını, birbirleriyle konuşmadan ya da birbirlerine ikramda bulunmadan yediklerini gördüğümde şaşkınlığım doruğa çıktı.’ (Antoine Joseph Nicolas Rosny, Le Peruvien A Paris, 1801)

Restoranlar dünyanın her yerinde yerel kültürün rengine boyanarak gastronomi kültürünü çeşitlendiriyor. Ve artık yemek yenen yer olmaktan öte anlamlar kazanıyor.

Bu satırları bir restoran zincirinin boğaza nazır şubesinde yazarken, yan masalardan yayılan gündemler kulağıma misafir oldu. Bir yanımda, çocukları yelkencilik kulübüne üye anneler sohbet ediyor, diğer yanımda gençler son siyasi gelişmeleri tartışıyordu. Hiç ummadığınız fikirler, görünümleri itibarıyla hiç ummadığınız kişilerden çıkıyor, evle kamusal alan ayrımını flulaştıran davranış kodları, okunmayı bekleyen yeni sosyal gündemler çağrıştırıyordu. Özellikle İstanbul’un belli semtlerinde okunup, yorumlanmayı bekleyen ilginç adresler var.

<p>Yeşilçam'ın usta ismi Hülya Koçyiğit, 1963 yılında henüz 16 yaşındayken Susuz Yaz adlı filmle bey

Hülya Koçyiğit bilinmeyenlerini anlattı

Yer siyah gök beyaz! İşte Beşiktaş'ın Galatasaray galibiyetinden en özel kareler

Düzce'nin 1830 rakımlı Kardüz Yaylası'na kar yağdı

Az bilinen tarihi fotoğraflar ve hikayeleri