• $13,7194
  • €15,5684
  • 786.53
  • 1910.41
10 Nisan 2018 Salı

Gündelik hayat aynasında yöneten-yönetilen ilişkisi

Devletten, belediyelerden, hasılı yöneticilerden beklentilerimiz var. Vatandaşlar olarak nerede bir eksik, yanlış görsek faturayı kesiyor, eleştiriyi sıralıyoruz. Buna hakkımız var, bizi yönetmeye talip insanlar, icraatları, eylemleri verdiğimiz yetkilerle yapıyor çünkü. Bu yetkinin doğru kullanılmasını da vatandaş olarak denetleyip, gerektiğinde yetkiyi elinden alma hakkına sahibiz.

Fakat yönetişim söz konusu olduğunda ortaya çıkan işin niteliği, yönetenler kadar yönetilenlerin de tavrıyla şekilleniyor.

Hafta sonu bir kültür turu vesilesiyle tarihi yarımadada idim. Müze ziyaretleri sırasında yolum Gülhane Parkı’na düştü. Laleler İstanbul’u cennete çevirmiş, turist ilgisi hayli yüksek bir sezon. Yağmurla güneşin birbirini kovaladığı sürprizli bir İstanbul gününde Gülhane Parkı çiçek tarlası gibi. Fakat bütünsel güzelliği bozan bir şey var. Peyzajlı alanlar turuncu plastikten mamul çitlerle çevrilmiş. Muhteşem peyzaja gölge düşürür biçimde park oldukça rüküşleşmiş. İçimden söyleniyorum yetkililere ‘Ayıp değil mi bu?!’ diye! ‘Halka hiç mi güvenmiyorsunuz?!’

Yokuştan yukarı çıkarken, 15 günlük ömrü olan laleler renk değiştiriyor, güzellik gittikçe artıyor. Fakat ne yazık ki, çekilen tüm fotoğraf karelerine turuncu plastik çitler de giriyor. Derken, bir bekçi düdüğü bütün parkı kaplıyor. Bekçiyi telaşlandıran şeyin ne olduğuna bakıyoruz. Biraz ileride çevresi çitlerle kuşatılmamış bir lale öbeği üç sorumsuz kişi tarafından adeta talan ediliyor. Aralarında fotoğraf çektirme pahasına… Bekçi bir yandan koşarak düdüğünü çalmaya devam ediyor. Fotoğraf çektirmekle meşgul kişiler hâlâ meselenin farkında değil, bir başka renk lale öbeğine doğru yöneliyorlar. Turuncu plastik çitlerin varlık nedeni ortaya çıkıyor!

İlerliyoruz, ferforje park mobilyaları Gülhane’ye yakışmış. Sur-i hümayun’un kuşattığı park için iyi bir tercih. Her bankın yanında, banklarla uyumlu bir atık kovası da var. Fakat banklar ve kovalar birbirine öylesine yakın yerleştirilmiş ki, yakın görüş alanına 10’a yakın atık kovası giriyor. Avrupa şehirlerindeki parklar gözümün önüne geliyor. Karmaşa yaratan böylesi bir yoğunluk onlarda yok. Hatta elinizde kalan bir çöpü atmak için metrelerce yürümek durumunda kalıyorsunuz. Fakat bu sefer yetkililerin öngörüsüzlüğüne söylenmiyoruz. Çünkü yönetenlerin tavrı kadar yönetilenler de belirliyor pek çok şeyi. Nitekim birbirine mesafesi sadece üç metre olan iki kova arasında duran bir bankın üzerinde mısır koçanları, buruşturulup atılmış peçeteler ve envai çeşit çöp duruyor. O görüntüden sonra belediye yetkilileri masumlaşıyor gözümüzde. Biraz ileride süs havuzunda oynaşıp havuzun suyunu dışarı taşırarak mermer zeminin çamurlaşmasına sebep olan çocukları ve onların oyunundan keyif alan ebeveynleri görünce ise, söz artık bitiyor.

Yoksa bu eğitimsizliğin faturasını da yine bizi yönetenlere mi keseceğiz?

<p> </p>

Parasosyal etkileşimi çocuklarımıza neden anlatmalıyız?

UNESCO'nun geçici listesindeki Yesemek'te 15 heykel gün yüzüne çıkarıldı

Cumhurbaşkanı Erdoğan Siirt'te toplu açılış törenine katıldı

Ürdün'ün Salt kentindeki müze dünyanın en küçük Kuran-ı Kerim'ine ev sahipliği yapıyor