• $9,4545
  • €11,0441
  • 540.852
  • 1455.42
12 Mayıs 2015 Salı

Dünyanın çevresini 53 kere dolaşan vesayet karşıtı siyaset

Cumhurbaşkanı’nın 9-11 Mayıs tarihlerini kapsayan üç günlük şehir ziyaretleri baş döndürücü bir hızla geçti. Üç gün içinde İstanbul, İzmir, Karlsruhe (Almanya), Hasselt (Belçika), Trabzon, Rize olmak üzere 2 ülke, 6 şehir ziyareti yapıldı. Yaklaşık 10.000 kilometrelik üç günlük turun temposu, ortalama bir insan bedeninin kaldırabileceği gibi değildi. Türk siyaset tarihi böyle bir dinamizme hiçbir dönemde şahit olmadı. Tıpkı başka hiçbir dönemde milli geliri 3.6 kat artırmadığı gibi.

Görev süresi boyunca, İsmet İnönü ve Cemal Gürsel 1, Fahri Korutürk 5, Cevdet Sunay ve Celal Bayar 17, Kenan Evren 31 kez yurtdışına çıkmıştı. Dört yıllık cumhurbaşkanlığı döneminde 40 kez yurtdışına giden Turgut Özal’dan sonra A. Necdet Sezer, görev süresi içinde, yedi yılda, 49 kez diplomatik yurtdışı ziyareti yaptı. Süleyman Demirel, yılda ortalama 18 kere olmak üzere çok sayıda yurtdışı seyahati yapan birkaç cumhurbaşkanından birisiydi. 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ise, görev süresi boyunca 84 ülkeye 110 ziyaret gerçekleştirdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Başbakanlık dönemindeki hızı göz önünde bulundurulursa, hepsi Erdoğan’ın hızının gerisinde kalacak gibi görünüyor. Nitekim Erdoğan, Başbakanlık sürecinde, 2003-2014 yılları arasında 5 kıtada, 93 ülkeye toplam 305 resmi ziyaret yaptı. Türkiye’nin dış politika aynası olan bu seyahatler, gidilen 93 ülke ile Türkiye’nin ticaret hacmini % 354 oranında artırdı. Erdoğan, en çok Almanya’ya (15 kez), ardından 14 kere ABD’ye gitti.
Toplamda 35 Avrupa, 47 Asya ülkesine, 30 kez Türk dünyasına, 55 defa da Ortadoğu’ya ziyarette bulundu. Yılda ortalama 28 ülkeye gitti. 11 yılda yurtiçi ziyaretleriyle birlikte toplam 2 milyon 150 bin kilometre kat etti. Yani, tam 53 kere dünyanın çevresini dolaştı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan için yol hali, varılacak yer kadar önemli. Şimdiye kadar bu yolculuğun her kilometresini yerli ve özgün bir irade ve nitelikli bir kadro ile kendisi ilmek ilmek ördü. Onun döneminde Türkiye’de siyaset ‘milli irade’ ve ‘özgüvenli dış politika’ kavramlarıyla özdeşleşti.
Bu yolculuklar sırasında, diplomatik resmi ziyaretleri aşan insanî bir koza örüldü, gidilen her yerde. Halka dokunuldu. Protokol yürüyüşlerini, kürsü konuşmalarını geride bırakan halk buluşmaları yapıldı. Tüm bunlar, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı içeride ‘milletin adamı’, dışarıda ‘güçlü lider’ yaptı. Son Almanya-Belçika ziyaretinde ‘milletin adamı’ vasfının Türkiye sınırlarıyla mahdut olmadığı görüldü. Toplantı salonlarının atmosferine bakılırsa, Karlsruhe, Hasselt sanki Rize, sanki Trabzon’du. Yurtiçi-yurtdışı farkı ortadan kalktı. Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler’den mazlum ve mağdur coğrafyalara, her yerde halkın yanında olması, zaten millet iradesi mücadelesini küresel bir alana taşımıştı.
11 yıllık siyasal mücadeleyi iki kelime ile özetlemek gerekirse, bu, ‘millet iradesi’ olsa gerek. Elbette vesayetlere karşı.
Vesayetlerin darmadağın edildiği bir ortamda, şimdi yeni bir inşa gerekiyor. O da 11 yıldır etkileri her alana yansıyan millet iradesinin anayasa ile güvence altına alınması. Cumhurbaşkanı’nın AK Parti’de kurumsallaştırdığı milli irade siyaseti, 7 Haziran’da vesayete karşı sandıkta yarışacak.
Türkiye’nin 11 yıl önceki halini hâlâ zihinlerinde canlı tutanların tercihi elbette vesayet karşıtlığı olacak.

<p> </p>

Arabeskin 'Babası' kim?

Güney Kore ilk yerli roketi 'Nuri'yi uzaya fırlattı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Üsküdar'da bir kafede vatandaşlarla sohbet etti

Niğde'de 20 milyon yıllık fosil bulundu