• $9,6143
  • €11,1661
  • 558.269
  • 1492.75
15 Ekim 2016 Cumartesi

Bürokratik adap geleneği

Amerikan Devlet Başkan adaylarının son zamanlarda televizyonda yaptıkları tartışmalar, Cumhuriyetçi ya da Demokrat siyaset görüşü bir tarafa, siyasi adap kültürünü (kültürsüzlüğünü) gündeme getirdi. Siyasi adapsızlık ve seviye düşüklüğünü küresel ölçekte bu karşılaşmalarda gördük. Zaten uluslararası kamuoyunu işgal eden siyasi olayların şiddeti ve hoyratlığı da bunun bir göstergesi değil mi? Her gün onlarca, yüzlerce sivilin katledildiği bir dünyada bırakın adap ve usulü, en temel insani vasıflar dahi çok da bu dünyaya ait kavramlar olarak durmuyor.

Biz yine de, birçok değeri kaybettiğimiz bu çağda kendimize pusulalar aramaya devam edelim.

Mirasçısı olduğumuz Osmanlı kültür ve medeniyeti, aynı zamanda binlerce yılda kökleşmiş bir siyasi adap geleneğini de mündemiçti. Arkamızı dönüp baktığımızda ufkumuzun uzandığı Türk, Arap ve Acem kültürünün de harmanlandığı bir birikimden söz edilebiliriz aslında. Abbasilerden itibaren, adap kitapları ve nasihatname türünde eserlerin İslam toplumlarında hükümdar, reaya ve saray halkı arasındaki ilişkileri düzenleyen detaylı kayıtlarla karşılaşırız.

Siyasi düşünce alanında kaleme alınan ilk eserlerden birisi olan Saray Adabı (Kitabü't-tac fi ahlaki'l-müluk) eserinde el-Cahiz, küçük ya da büyük, cahil ya da bilgili hiç kimsenin hükümdara gelip derdini anlatmasına engel olunmamasını, adaletli bir idarenin sağlanması için gerekli buluyordu. Ama aynı zamanda bu ilişkilere ölçü getiren hususlara da işaret ediyordu. 'İster büyük ister küçük olsun hiç kimse, elbisesi elbisesine değecek kadar hükümdara yaklaşmamalı' diyordu el-Cahiz.

Bunun karşılığında elbette hükümdarın tutumunu belirleyen kurallardan da söz ediyordu. Mesela, hükümdarın vasıflarından birisi, bir insanı kendisine yakınlaştırıp onunla şakalaşıp güldüklerinde bile sonradan onunla buluştuğunda aralarında bunlar hiç yaşanmamış gibi davranması usuldendi.

Bu gelenek içinde hükümdarın yakın çevresinin de, adap geleneğini iyi bilen ve koruyan kişilerden olması gerekiyordu. Hükümdarın özel sohbetlerinde bulunan, nüktedan kişiliği, bilgisi ve marifetleriyle hükümdara arkadaşlık eden nedimlerin bedeni özelliklerine kadar ince detaylar dahi kayıtlıydı. Hükümdar nedimlerinin vasıfları şöyleydi; 'Nedim, az uyuyan ve esneyen, az öksüren ve hapşıran bir kişi olmalıdır. Mizacı mutedil, bünyesi sağlam, hoş sohbet, geveze olmayan, tarihi ve görgü kurallarını bilen, nadir şiir ve mesellerden haberdar olan, her konuda biraz bilgisi bulunan ve iyinin-kötünün farkında olan bir kimse olmalıdır.'

İmparatorluk saraylarında şekillenen bu adap ve usul, bürokratik çevreler diyebileceğimiz diğer devlet adamları kanalıyla topluma doğru yayılıyor, böylece nitelikli bir yaşam kültürü oluşuyordu. Nitekim Osmanlı payitahtına gelen yabancı seyyahlar, bir imparatorluk başkentine yakışır şekilde, halkın hiçbir taşkınlığına rastlamadıklarını hayranlık ve şaşkınlık içinde ifade ediyorlardı. Bir anlamda, devlet ve sokak birbirinin aynasıydı.

Her ne kadar modern zamanlarda birçok şey değişmişse de, küresel siyasetin niteliği ile, uluslararası toplumun mahiyeti arasında da benzeri şekilde ayna metaforundan söz edebiliriz.

<p>Yeşilçam'ın usta ismi Hülya Koçyiğit, 1963 yılında henüz 16 yaşındayken Susuz Yaz adlı filmle bey

Hülya Koçyiğit bilinmeyenlerini anlattı

Az bilinen tarihi fotoğraflar ve hikayeleri

''Gıda Denetim Seferberliği'' kapsamında Trakya'da denetimler başladı

İstilacısı aslan balığı Ege'de de yayılıyor