• $8,4705
  • €10,2921
  • 501.151
  • 1441.33
21 Haziran 2014 Cumartesi

‘Boş zaman’ var mı?

H. Hümeyra Şahin
H. Hümeyra Şahin
YAZARIN SAYFASI

Tatile girerken, zaman ve özellikle de ‘boş zaman’ kavramı üzerinde biraz düşünmekte fayda var.
Zamanı algılayış biçimi ideolojik, felsefi ve politik bakış açılarıyla yakından alakalıdır. Sanayi devrimiyle birlikte zaman çalışma ve üretim merkezli olarak örgütlenmiş ve çalışma zamanı ile boş zaman arasında bir ayrıma gidilmiştir. Çalışma zamanından arta kalan süre bedeni ve zihni yeniden çalışmaya hazırlamak üzere kullanıma ayrılmıştır. Fakat bu sürenin spontan biçimde bireyin inisiyatifine bırakılmadığı görülür. Zira üretimi sürdürebilmek için tüketim zaruridir ve çalışmadan arta kalan zaman aynı zamanda tüketim için kullanılmalıdır. Bu nedenle kapitalist sistem hobi, eğlence, dinlence ve oyunla boş zamanı sektörel olarak örgütleme çabası içindedir.
Sanayi devrimi öncesinde boş zaman hakkındaki algılar çeşitliydi. Antik Yunan’da boş zaman çalışmaya bağlı olarak algılanmıyordu. Zira çalışma alt sınıflara has bir etkinlikken, boş zaman seçkinler, aristokratlar ve iktidar yapıları için söz konusuydu. Bu süre güzellik, derin düşünce, estetik ve bilgi gibi yüksek amaçlar için kullanılırdı. Yani, Antik Yunan’da zamana bakış sınıfsaldı. Fakat Roma’da bakış açısı biraz daha farklılaştı. Tıpkı modern zamanlarda olduğu gibi boş zaman, çalışmadan arta kalan ve işi takviye edici bir dinlenme vakti olarak algılandı.
18.yy’da prüten iş etiği boş vakti başıboşluk ve israf olarak niteleyerek toplumu çalışmaya ve hazzı ertelemeye teşvik etti ve bu süreçte boş zamanı kendi kurallarıyla örgütleme çabasına girişti. Çalışmanın kudsiyetine inandırılmış toplumun artık boş zamanı da kurallara bağlamıştı. Bu süreç daha çok çalışmaya ve kâr etmeye odaklı sanayi devrimine toplumu bir anlamda hazırlamış oldu. 19.yy’dan itibaren artık her şey tamamen daha çok kazanma merkezli endüstriyel topluma hizmet eder hale geldi.
Bugün de makineleşmenin gittikçe artmasıyla birlikte ‘boş zaman’ hızla artıyor. Böylelikle modern toplumun hazza ve tüketime ayırdığı vakit gittikçe genişliyor. Peki zamana başka bir paradigma üzerinden bakmak mümkün mü?
Müslüman bir zihnin zamana bakışı bütünüyle farklıdır. Her şeyden önce iş zamanı ve boş zaman şeklinde üretmek ve tüketmeye endeksli bir zaman algısı yoktur. Zamanın sınırsız yaşam arzusuna karşılık sınırlı olarak verildiği bilinir ve bu süre hayatın anlamına uygun şekilde kullanılır.
Fakat bunun için her şeyden önce akıp giden zamanın farkına varmak, zamanın hareketlerini görebilmek gerekir. Zamanın hareketi akrep ve yelkovanın hareketi değildir. Zaman dediğimiz olgu daha kozmik bir bilinçle okunmayı bekler. Bu yönüyle zamanın farkına varmak bir bilinç işidir.
İslam inancı bu farkındalığı sağlamak üzere namaz ibadetini emretmiştir. İnsan her namaz vaktinde zamanın akışını bilinçli şekilde fark eder. Güneşin doğuşuyla başladığı gün içinde defalarca kozmik âlemdeki değişimi hisseder, makrodan mikroya bir bilinç dünyasında yaşar. Her şeyin karanlığa gömüldüğü gece sabah güneşin doğuşuyla insana ölümün yok oluş değil, yeni bir hayata doğuş olduğunu fark ettirir. Bu yönüyle Müslüman zihninde zaman döngüseldir. Bu süreç aynı zamanda insana sınırlı bir ömrü kalıcı bir zamana, ebediliğe dönüştürme farkındalığını verir.
Hulasa, Müslüman bir zihin için ‘boş zaman’ yoktur. Zamanın her anı yüksek bir farkındalıkla hayatın anlamını keşfetmek için imkândır ve dünyevi meşguliyetler de bu bilinç çerçevesinde şekillenir. ‘Zaman’ın ruhunu yakalamak aslında belki tam da budur. Bu nedenle tatil, ‘boş vakit’ değil, insanın kendini bedenen rahatlatmak, zihnen zenginleştirmek, ruhen beslemek için kullanabileceği önemli bir fırsattır.

<p>24 TV Londra Temsilcisi Tayfun Salcı protestoların yaşandığı bölgeden Akşam TV'den Duygu Gecü Yüz

Londra'da İsrail Büyükelçiliği'nin duvarına tırmandılar

Yer siyah, gök beyaz; şampiyon Beşiktaş!

Filistinlilerin evleri yerle bir oldu

Milli Eğitim Bakanı Selçuk, emekli öğretmenlerle çevrim içi bayramlaştı